Alman Kültüründe Düşman İmgesi

Cevapla
     
Kullanıcı avatarı
moments
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
Mesajlar: 5033
Kayıt: 14 Ağu 2008, 18:14
Konum: Almanya
İletişim:

Alman Kültüründe Düşman İmgesi

Mesaj gönderen moments » 22 Şub 2010, 15:00

Alman Kültüründe Düşman İmgesi
Necla Mora
2009

2007 yılında İletişim Bilimleri alanında doçent olan Necla MORA, İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da bitirdi. Daha sonra üniversite eğitimi için Almanya’ya giden MORA, iki yıl Almanya’da Rotenberg ob der Tauber, Radofzell, Murnau’da yaşadı ve Goethe Institut’da Alman Dili ve Kültürü eğitimi aldı. O dönemde başlayan Türklere yönelik saldırılar nedeniyle Türkiye’ye dönen MORA, Hacettepe Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne girdi. Burada lisans eğitimini Heinrich Böll’ün “Und Sagte Kein Einziges Wort” adlı romanı üzerine yaptığı çalışma ile bitirdi. Daha sonra Yüksek Lisans eğitimine İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’ne bağlı Gazetecilik ve Halkla İlişkiler alanında devam etti. “Avrupa Ülkeleri İle Karşılaştırmalı Olarak Türkiye’de Gazetecilik Eğitimi” adlı tezini vererek yüksek lisansını tamamlayan MORA, doktora eğitimine yine İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’ne bağlı olarak İletişim Fakültesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler alanında devam etti. Ön çalışmalarını Almanya’da Regensburg Üniversitesi’nde tamamladığı “Almanya’da Yabancı Düşmanlığı Ve Yazılı Basının Etkisine ‘Der Spiegel’ Örneği” adlı doktora tezini verdikten sonra Atatürk Üniversitesi İletişim fakültesi Gazetecilik Bölümü’nde akademisyen olarak çalışmaya başlayan MORA, Almanca ve İngilizce biliyor. Öğrencilik yıllarında ve daha sonraları da uzun süre çevirmenlik ve öğretmenlik de yapan MORA, Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi yayın organı olan Atatürk İletişim Gazetesi’nin kurucularındandır. Ayrıca 2001-2004 yılları arasında bu gazetenin Genel Yayın Yönetmenliği’ni yapan MORA, 2001- 2002 yılları arasında Gazetecilik Bölümü’nün Bölüm başkanlığı görevini yürüttü. İletişim Araştırmaları Derneği (İLAD) ve Türkiye Bilimler Akademisi’nin (TÜBA) üyesi olan MORA, Genel Gazetecilik anabilim dalında, Haber Sosyolojisi bağlamında İletişim Tarihi, İletişim Bilimi, İletişim Araştırmaları, Araştırmacı Gazetecilik, Medya Politikaları lisans dersleri ve Haber Söylem Çözümlemesi, Siyasal İletişim, Medya Pedagojisi ve Küresel
İletişim, Medya Kültür İdeoloji, Eleştirel Söylem Çözümlemesi, Kamuoyu ve Propaganda, Medya ve Demokrasi lisansüstü derslerini vermektedir.
2003 yılı Ağustos ayında Eberhard Karls Üniversitesi Tübingen’de başladığı "Alman yazılı basınında Türklere Yönelik Haber Söyleminin Alman Kamuoyu Üzerinde Etkileri Ve Türkiye’nin Avrupa Birliğine Girme Sürecine Yansımaları” konulu araştırma projesi kapsamında “Kendi-Öteki İletişimi ve Etnomerkezcilik” ve “Avrupa Birliğine Girme Sürecinde Almanya’daki Türkler” adlı iki makale yayımlamıştır. Ayrıca Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi televizyonunda 15 günde bir yayımlanan “Stratejik Bakış” adlı programın yapımcılığını ve yönetmenliğini yürütmektedir.
ÖNSÖZ
Yabancı düşmanlığı, kendinden olmayan, dili, dini, kültürü ve bazen de görüntüsü ile farklı olana gösterilen düşmanlıktır. Yabancı düşmanı, ait olduğu grubun daha iyi, daha üstün olduğunu göstermek için diğer grubu aşağılayarak, dışlayarak, biz ve onlar ayrımını yapar. Bu durum özellikle biz grubunun kendini zayıf hissettiği dönemlerde artar.
Almanya’da yabancı düşmanlığı, I. Dünya Şavaş’ı sonrası yaşanan ekonomik bunalımla Yahudileri hedef almış ve II. Dünya Şavaş’ı sonuna kadar 6 milyon Yahudi Naziler tarafından yok edilmişlerdir. 1970’ li yıllarda başlayan ekonomik bunalım Federal Almanya’da yeniden yabancı düşmanlığının ortaya çıkmasına neden olmuş ve bu düşmanlık 1980’li yıllardan itibaren özellikle Türk düşmanlığına dönüşmüştür.
Yabancı düşmanlığının başlamasında, yayılmasında, yazılı basının etkisi, büyük kitlelere ulaşması açısından çok önemlidir. Yazılı basının, ülkede kötü giden her olaydan yabancıları sorumlu göstermesi onlara duyulan düşmanlığı artırmaktadır. Bu konuyu araştırmak amacıyla, 169 ülkeye dağıtımı yapılan ve Almanya’da sadece basılmış olarak 6 110 000 okuyucu kitlesi tarafından okunan Der Spiegel Dergisi örnek yayın olarak seçilerek aynı tarihlerde yayımlanan Newsweek Dergisi ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir.
Necla Mora
2
İÇİNDEKİLER
KISALTMALAR… 5
GİRİŞ… 8
BİRİNCİ BÖLÜM… 10

YABANCI DÜŞMANLIĞI… 10

YABANCI DÜŞMANLIĞININ TANIMI… 10

ALMANYA’DA YABANCI DÜŞMANLIĞI… 22
II. DÜNYA SAVAŞI’NDAN SONRA FEDERAL ALMANYA İLE DEMOKRATİK ALMANYA’NIN BİRLEŞMESİNE KADAR OLAN DÖNEMDE YABANCI DÜŞMANLIĞI… 37
FEDERAL ALMANYA İLE DEMOKRATİK ALMANYA’NIN BİRLEŞMESİNDEN SONRA YABANCI DÜŞMANLIĞI… 41

İKİNCİ BÖLÜM …49

ALMANYA'DA TÜRKLERİN DURUMU… 49
ALMANYA'DA TÜRK DÜŞMANLIĞI… 49
TÜRK DÜŞMANLIĞININ NEDENLERİ… 59
NEONAZİ ÖRGÜTLERİ VE TÜRK DÜŞMANLIĞINA ETKİSİ… 73
TÜRKLERE YAPILAN SALDIRILAR… 74
TÜRKLERE YAPILAN SALDIRILARA ALMANYA'DA YAŞAYAN TÜRKLERİN TEPKİSİ… 89
TÜRK DÜŞMANLIĞINA KARŞI TÜRKİYE'NİN TAVRI… 98
TÜRK DÜŞMANLIĞINA KARŞI ALMANYA'NIN TUTUMU… 100

3

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM… 103

MEDYANIN TÜRK DÜŞMANLIĞINA ETKİSİ… 103
FIKRA VE KARİKATÜRÜN TÜRK DÜŞMANLIĞINA ETKİSİ… 104
MÜZİĞİN TÜRK DÜŞMANLIĞINA ETKİSİ… 108
SİNEMANIN TÜRK DÜŞMANLIĞINA ETKİSİ… 109
YAZILI BASININ TÜRK DÜŞMANLIĞINA ETKİSİ… 109
DER SPIEGEL DERGİSİ… 115

SONUÇ… 138

KAYNAKÇA… 145

4
KISALTMALAR
A.g.r. : Adı geçen araştırma raporu.
A.g.t. : Adı geçen tez.
A.g.y. : Adı geçen yayın.
ABD : Amerika Birleşik Devletleri.
ADP : Almanya Demokrat Partisi.
b. : Baskı.
C.H. : İsim Kısaltması.
CD : Compact Disk. Üzerine ses, müzik kaydedilen disk.
CDU : Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi.
CEDADE : Uluslararası Neo-Nazi Birliği.
CSU : Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi.
Ç.N. : Çevirenin Notu.
Çev. : Çeviren.
DDR : Demokratik Almanya Cumhuriyeti.
Der. : Derleyen.
Dpa : Deutsche Presse-Agentur. Alman Haber Ajansı.
DVU : Alman Halk Birliği Partisi.
EATA : Türk Akademisyenler Birliği.
GmbH : Limitet ( Şirket ).
5
IVW. : Basın İlan Kurumu.
ISG : Sozialforschung und Gesellschaftspolitik. Sosyal Araştırma ve Toplumsal Politika.
J.H.W. : İsim Kısaltması.
MÖ. : Milattan Önce.
MSI-DN : Moviment Sociale İtaliano-Destra Nazionale. İtalya'da sağ görüşlü parti.
Nachf. : Nachfolger. Halef , ardıl ; yerine geçen.
NPD : Almanya Milli Partisi.
NPQ : Dergi adı.
NSPAD-AO : Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi Yabancı Ülkeler ve Yeniden Yapılanma Organizasyonu.
Oİ Müziği : Toprak, kan, dil, milli birliğe övgüleri konu olarak işleyen
Müzik.
PDS : Demokrat Sosyalizm Partisi.
REP : Alman Cumhuriyetçiler Partisi.
s. : Sayfa.
SED : Eski Doğu Almanya'da Komünist Birlik Partisi.
SPD : Sosyal Demokrat Partisi.
ss : Sayfadan sayfaya.
SSCB : Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği.
TV : Televizyon.
6
(ty.) : Yayın tarihi yok.
VB : Vlaams Blok. Belçika'da yabancılara karşı mücadele eden bağımsızlık hareketi.
Vb. : Ve benzeri.
Vd. : Ve devamı.
Yön. : Yönetmen.
yy. : Yüzyıl.
(yy.) : Yayın yeri
7

GİRİŞ

Yabancı düşmanlığı (Ethnozentrismus), benmerkezci, dünya görüşünü benimseyen insanların (grupların ve yöneticilerin), sahip olduklarını başkaları ile paylaşmak istememesinden kaynaklanmaktadır. Yabancı düşmanlığı, dini, dili, kültürü ve fiziksel görünümü farklı olan topluluklara yöneltilmektedir. Yabancı düşmanlığında “biz” ve “onlar” grubu vardır. Onlar grubu, sürekli aşağılanıp, dışlanarak toplumun hedefi haline getirilmektedir.
Yabancı düşmanlığı Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde, değişik zamanlarda ve farklı şekillerde görülmektedir.(Bu durum dünyanın diğer ülkeleri için de geçerlidir.)
Doğu Blok’u ülkelerindeki değişim sonucu bu ülkelerde önlenemeyen ekonomik gerileme, özelleştirmenin sağlıklı olarak gerçekleştirilememesi, gelir dağılımındaki adaletsizlik sonucu giderek artan işsizlikten kaynaklanan etnik ve sosyal çatışmalar, yılgınlık, gelişmiş Avrupa ülkelerine göç olayının başlamasına neden olmuştur. Göç akını ile birlikte bu ülkelerde yaşanan ekonomik sorunlar, işsizlik ve yaşam düzeyinin düşmesi, yabancılara yönelik saldırıları artırmıştır. Yabancılara yönelik saldırılar daha çok Almanya’da Türkleri ve Yahudileri; Fransa’da Kuzey Afrikalıları, İngiltere’de ise, Asyalıları hedef almaktadır.
Avrupalıların Türklere ve Yahudilere yönelik düşmanlıkları, ekonomik nedenlerin yanında onların dinî inançları ve kültürel geleneklerinin farklı olmasından da kaynaklanmaktadır. Haçlı Seferleri esnasında Türkleri Müslümanlar olarak tanımlayan Avrupalılar, 1453 yılında Türklerin İstanbul’u almasıyla “Türkler kimdir?” sorusuna yanıt aramaya başlamışlardır. Bu konuda birçok bilgin ve din düşünürü araştırmalar yapmış ve bazı dinî yaptırımlar (sünnet vb.) nedeniyle Türklerle Yahudiler özdeşleştirilmeye çalışılmıştır.
Yahudilere yönelik saldırılar I. Dünya Savaşı’ndan sonra artmış ve II. Dünya Savaşı’nda soykırım şekline dönüşerek, bu dönemde yaklaşık altı milyon Yahudi öldürülmüştür.
1960'lı yıllarda Almanya’ya işçi olarak giden Türklerin nüfusunun 1970'li yıllarda gittikçe artması ve yaşanan ekonomik bunalım sonucu, Türklere yönelik saldırılar başlamış ve 1980’li yıllarda artma göstermiştir. Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesi ile 1993 Solingen olayına kadar ise, had safhaya ulaşmıştır. Solingen olayından sonra
8
Almanya’da yaşayan Türklerin tepkisi bu tür saldırıların gerilemesine neden olmuştur. Solingen olayında Almanya’da yaşayan Türklerin hiçbir ideolojik farklılık gözetmeksizin hepsi ve ayrıca ırkçıların dışındaki Alman halkı da ayaklanarak ilk defa büyük kitlesel tepkiyi dile getirmişlerdir. Bu dönem Almanya’da yaşayan Türkler için dönüm noktası olmuştur. Bu dönemden sonra Türkler, Almanya’da genellikle cami ve spor dernekleri etrafında örgütlenerek çalışmalarını yürütmüşlerdir.
Bugün Almanya’da yaşayan Türklerin nüfusu yaklaşık iki milyon kadardır. Onların yaşadığı sorunlar ülkemiz açısından önemlidir. Bu konuda Türkiye’de yeterli kaynak bulunmamaktadır. Bu nedenle ülkemiz için önemli olan bu konuya açıklık getirmek amacıyla çalışma konusu olarak belirlenmiştir. Çalışmada genelde Almanya’da yabancı düşmanlığının, özelde ise, Türk düşmanlığının tarihsel gelişimi, nedenleri ve tepkileri ayrıntılı olarak incelenecektir.
Çalışmanın yöntemi olarak geriye dönük kaynak taraması yapılmıştır. Teknik olarak bu konuda Türkiye’de ve Almanya’da yayımlanan önemli kitaplar, dergiler, gazetelerle, araştırma raporları, resmi belgeler vb. toparlanmış ve araştırmada kaynak olarak kullanılmıştır.
Yabancı düşmanlığı temelde ekonomik nedenlerden kaynaklanmaktadır. Bununla beraber, siyasi, dinî, kültürel nedenler ve tarihten gelen önyargılar bu konuda önemli rol oynamaktadır. Yabancı düşmanlığının tabana yayılmasında geçmişte kilisenin, daha sonra günümüzde ise, yazılı basının rolü büyüktür. Bu varsayımlardan yola çıkarak çalışmada yabancı düşmanlığı ayrıntılı olarak incelenecektir.
Yukarıda belirtilen amaçlar doğrultusunda üç bölümde ele alınan çalışmanın:
Birinci bölümünde, yabancı düşmanlığının tanımı, Avrupa ülkelerinde yabancı düşmanlığının tarihsel gelişimi, gelişmiş Avrupa ülkelerinde yabancı düşmanlığının nedenleri ve bugünkü durumu kısaca açıklanacaktır. Almanya’daki yabancı düşmanlığı tarihsel gelişim içerisinde, nedenleri ile birlikte ayrıntılı olarak incelenecektir.
İkinci bölümde, Almanya’da Türk düşmanlığı tarihsel gelişim içinde, nedenleri ile birlikte ayrıntılı olarak incelenecek ve Neonazi örgütlerinin bu konudaki rolü belirlenecektir. Türklere yapılan saldırılara karşı Almanya’da yaşayan Türklerin tepkisi organizasyonları ile birlikte verilecektir. Ayrıca Türk düşmanlığına karşı Türkiye’nin tavrı ve Almanya’nın bu konudaki tutumu belirtilecektir.
Üçüncü ve son bölümde ise, genelde yabancı düşmanlığına, özelde ise, Türk düşmanlığına fıkra, karikatür, müzik ve sinemanın etkisi kısaca özetlenip, yazılı basın ayrıntılı olarak incelenecektir. Bu konuda Der Spiegel Dergisi'nin Türkler söz konusu
9
olduğunda yerel tutum gösterdiği ve önyargılı yayın yaptığı varsayımından yola çıkarak 1996-1998 yılları arasındaki sayıları araştırılacaktır. Ayrıca örnek olay olarak bir hafta aralıkla aynı konuda yayın yapan 14 Nisan 1997 tarihli Der Spiegel Dergisi ile 21 Nisan 1997 tarihli Newsweek Dergisi'nde yer alan Türklerle ilgili geniş haberlerin içerik analizleri yapılarak karşılaştırılacaktır.
10

BİRİNCİ BÖLÜM

YABANCI DÜŞMANLIĞI

“Yabancı sözcüğü dışarıdakini, ötekini tarif eden yaban sözcüğünden türemiştir. Aileden, aşiretten , kabileden olmayan demektir. Yabancı, bazen yakın ya da uzak başka bir ülkeden, bazen de başka bir kent ya da köyden gelendir. Buradan da yabancılara, dışarıdan gelene duyulan korkuyu anlatan ‘ksenofobi’ sözcüğü doğmuştur.”1 Farklı kültürel özellikleri ve bunu yansıtan giyim tarzı, davranış tarzı benzeri özellikler rahatsız edici duygular uyandırır. Bu duygular, biz grubunun sahip olduklarını onlarla paylaşmak zorunda olmasıyla artmaktadır.
Yukarıda belirtildiği gibi, yabancı, yerli halktan olmayan, dışardan gelen, tanınmayan, bilinmeyen olarak tanımlanmaktadır. Bu aynı zamanda farklı olan demektir. Dışardan gelen insanlara düşmanca duyguların yöneltilmesine yabancı düşmanlığı (Ethnozentrismus) denilmektedir. Bu düşmanlık çıkar çatışmasının bulunduğu ortamlarda daha fazla olmaktadır.
YABANCI DÜŞMANLIĞININ TANIMI
Yabancı düşmanlığı, sahip olduklarını başkaları ile paylaşmak istemeyen eşitsizlikçi dünya görüşünü benimseyen insanlardan (gruplardan, halklardan, yöneticilerden) kaynaklanmaktadır. Bu düşmanlık, dinleri, kültürleri, fiziki özellikleri farklı olan ve toplum içinde sayıca fazla göze çarpanlara karşı daha çok yöneltilmektedir. Yabancı düşmanları, toplumu “biz” ve “onlar” diye sınıflandırarak, “onlar” topluluğunun ilkelliğini, tembelliğini, ortaya sürerek “biz” topluluğunun uygar olduğunu göstermeye çalışmaktadır. Bu insanlara karşı iğrenme, nefret vb. olumsuz duyguların uyanmasına neden olmakta, ülkede ters giden her olaydan onları sorumlu göstererek, onların olmaması ya da ülkelerine dönmeleri halinde sorunların (ekonomik bunalım, işsizlik, konut sorunu vb.) biteceği savunulmaktadır. Yabancı düşmanlığının yayılmasında kitle iletişim araçları önemli rol oynamaktadır. Tarihin çeşitli dönemlerinde, Avrupa’nın birçok ülkesinde görülen yabancı düşmanlığı, son yıllarda ekonomik nedenlerle artan göç olaylarına paralel olarak özellikle Gelişmiş Batı Avrupa
1 Cumhuriyet Dergi, sayı:644, 26 Temmuz 1998, s.6.
11
ülkelerinde artış göstermektedir.
Batı Avrupa, 1960 yıllarındaki ekonomik gelişmeyi, az gelişmiş ülkelerden gelen göçmen işçilerle karşılamıştır. 1970’lerin sonlarında yaşanan ekonomik bunalım, halk arasında yabancı işçilere karşı sözlü ve eylemli saldırılara, hükümetin vize uygulamasına, Neonazi ırkçı parti ve derneklerin, milis örgütlerinin canlanmasına yol açmıştır.2 Almanya’da ırkçılığın giderek gelişmesi ve faşist ideolojinin yayılması Almanya ile sınırlı değildir. Bu ırkçılık kurumsal ve uluslararası ırkçılıkla birlikte devam etmektedir. Gelişmiş ülkelerin diğer ülkeleri sömürmesi, bunun sonucunda gelişen göç hareketine ve göçmenlere kapılarını, sınırlarını kapatması ve vize uygulaması örnek olarak verilebilir.3 Yıllarca sömürerek kendilerine muhtaç duruma getirdikleri ülkelerin insanlarına, sadece iş gücü vb. ihtiyaçları olduğunda kapılarını açan bu ülkeler, ihtiyaçları bittiğinde onların isteklerini umursamamaktadırlar.
Artan ekonomik sorunlar ve bunun sonucunda ortaya çıkan toplumsal bunalıma çözüm üretemeyen iktidardaki partiler, ülkedeki yabancıları sorunların kaynağı olarak göstermektedirler. Böylece ekonomik sorunlar sonucunda oluşan toplumsal bunalımların atlatılmasında, yabancılar, “ötekine” duyulan nefret ve korkunun simgeleri haline getirilip, hedef olarak gösterilmektedirler. Kültürel farklılıklardan kaynaklanan yeni ırkçılık denilen bu düşmanlık, grup ya da halkların diğerine üstünlüğünü değil, geleneklerin, hayat tarzlarının bağdaşmazlığı temeline dayanır.4 Düşman olarak görülenler toplum içinde en farklı olanlardır. Bunlar, görüntüleri, dinî inançları, kültürel gelenekleri ile dikkati çekerler.
Son dönemde Avrupa ülkelerinde yaşanan işsizlik, yaşam düzeyinin düşmesi, yabancılara yönelik saldırıların artmasına neden olmaktadır. Almanya’da yabancı düşmanlığı yukarıda belirtilen sorunları çözemeyen hükümetlerin paylaşma isteksizliğini resmi politika haline getirmeleriyle, özellikle Türklere ve Yahudilere yönelik saldırıları artırmaktadır. Bu durum, Fransa’da Kuzey Afrikalılara, İngiltere’de ise, Asyalılara yönelik artış göstermektedir.5 Aşırı sağcılık, yabancı düşmanlığını kullanmakta, tutucu, otoriter ve basamaklı sosyal yapılanma modelini savunmakta ve bunu gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Bunun için hiçbir yasal hakkı olmayan yabancılar
2 Alaeddin ŞENEL, Irk ve Irkçılık Düşüncesi, (2.b), Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara, 1993, s.108
3Kamer SÖYLEMEZ, Almanya'nın Mülteciler Politikası ve Irkçı Saldırılar, Z Yayınları, İstanbul, 1994, s. 9.
4 Etienne BALİBAR, Immanuel WALLERSTEIN, Irk-Ulus-Sınıf-, Çev. Nazlı Ökten, Metis Yayınları, İstanbul, 1993, s. 29.
12
en alt basamaktakiler durumundadır. Bundan sonra homoseksüeller, punklar, evsizler, alkolikler aşırı sağ için basamaklı toplumun alt basamaklarını oluşturmaktadır. Aşırı sağ ve Neonazi hareketlerin bu ölçüde artmasına Avrupa’nın içinde bulunduğu durum uygun bir ortam hazırlamaktadır. Avrupa Birliği’ne bağlı ülkelerde işsiz insan sayısı 18 milyona ulaşmaktadır.6 Artan işsizlikle birlikte düşen yaşam düzeyi halkta hoşnutsuzluk yaratmaktadır. Bu durum aşırı sağcı ve Neonazilerin amaçlarına ulaşmak için uygun ortam oluşturmaktadır. Yukarıda verilen nedenlerden dolayı yabancılar aşırı sağcı ve Neonazi olmayan halk arasında da (paylaşma isteksizliği nedeni ile) düşman olarak görülmektedirler. Onların ülkelerine dönmeleriyle sorunların çözüleceğine inanan halk çeşitli şekillerde tepkisini göstermekte ya da yabancılara yönelik sözlü ve eylemli saldırılara sessiz kalmaktadır. Bu durum, aşırı sağcı ve Neonazilerin cesaretini artırarak onların güçlenmesini ve örgütlenmesini sağlamaktadır.
Avrupa Ülkelerinde Yabancı Düşmanlığının Tarihsel Gelişimi
Yabancı düşmanlığının başlangıcı konusunda çeşitli varsayımlar ileri sürülmektedir. Bazı yazarlar, yabancı düşmanlığını kabile toplumlarında başlatmakta, bazıları zamanımızdan beş bin yıl önce Hindistan'da, dört bin yıl önce Mısır'da görüldüğünü ileri sürmektedir. Bazı yazarlar ise, yabancı düşmanlığının eski Yunan'da ortaya atıldığını belirtmektedir.7 Örneğin eski Yunan'da ekonomik ve siyasi birliği olan kent devletlerine duyulan bağlılık, kent halkına karşı beslenen olumlu önyargılar, öteki kentlere karşı nefret ve düşmanlık biçiminde kentdaşlık duygusu ve düşüncesi yaratmıştır. Yunanca konuşup, Yunan kültürünü özümsemiş toplulukları içeren Hellenler ile onların dışında kalanlar "Barbarlar" olarak ayrılmıştır. Bunun yanında kentleşmemiş ilkel topluluklara vahşi topluluklar denilmektedir.8
Roma İmparatorluğu'nda ise, yabancı düşmanlığı Romalılar ve öteki halklar ayrımcılığı şeklinde dile getirilmiştir. Fakat Romalı kavramının içine ana dilinin yanı sıra Latinceyi öğrenip Roma vatandaşlığını elde etmiş ve Roma kültürünü benimsemiş her
5 Unser Deutschland, Übersetzt von Ruth Haerkötter-Uzun, Ayten Akdoğan, Merhaba Verlag, Ulm, 1994, s. 181.
6 Yüksel PAZARKAYA, Mölln ve Solingen'den Sonra Almanya Üzerine, Sis Çanı yayınları, İstanbul, 1995, s.70.
7 A. ŞENEL, a.g.y., s.36
8 A.ŞENEL, a.g.y., s.47
13
dilden, dinden, ırktan, etnik gruptan kimseler girebiliyordu.9 Yabancı düşmanlığı eski Yunan'da ve Roma'da genellikle uygar ve uygar olmayanlar biçiminde görülmekteydi denilebilir.
Avrupa ülkelerinde başlangıçta uygarlık farklılığı temeline dayandırılan yabancı düşmanlığı, Roma İmparatorluğu'nun yıkılması ile dinsel farklılık biçimine dönüşmüştür. Ortaçağ'da devletler dinleri ile özdeşleştirilmeye başlanmış ve Hıristiyan-Batı ile Müslüman-Doğu kavramları bu dönemde ortaya çıkmıştır.
Ortaçağ’da Avrupalılar Papa'nın emri ile kutsal toprakları (Kudüs) Müslümanların elinden kurtarmak için Müslümanlara karşı dış Haçlı Seferlerini yapmışlardır.10 İsa'nın ölümünden sorumlu tuttukları ve Hıristiyanlığa karşı oldukları gerekçesi ile de Yahudilere yönelik olarak iç Haçlı Seferlerini düzenlemişlerdir.11
Ortaçağ’da yabancı düşmanlığının gerekçesi olarak öne çıkarılan dinsel farklılığın arkasındaki temel nedenin, Avrupalıların, o dönemde yaşadığı ekonomik bunalımlardan kaynaklandığı söylenebilir.
11. yüzyılda İpek ve Baharat Yollarını ellerinde bulunduran Türklerin zenginliği, ekonomik bunalım içinde bulunan Avrupalıların düşmanlığını körüklemiştir.12 Hıristiyanları harekete geçirmek için Müslümanlığı hedef olarak gösteren Papalık, etkisini günümüzde de sürdüren düşmanlığın tohumlarını ekmiştir.
Kilisenin koyduğu toprak sahibi olma yasağı nedeniyle tefecilikle uğraşan Yahudilerin zenginleşmesi onlara duyulan düşmanlığı artırmıştır.13 Örneğin, bu dönemde hükümdarlar, Yahudi bankerlerin servetlerini ele geçirmek ve Yahudi bankalarını yağma etmelerini gizlemek için kilise aracılığı ile halkı Yahudiler aleyhinde kışkırtmışlardır.14 Yahudileri İsa katili olmakla suçlayan kilise, Hıristiyanları onlara karşı düşman etmek için dinî hurafelerden yararlanmıştır.
Türklerin İstanbul'a doğru ilerlemesi Avrupalıları endişelendirmiştir. Hatta Türklerin İstanbul'u almaları halinde Avrupa yolunun açılacağı kaygısını belirten Bizans İmparatoru Aleksios Komnenos bu konuda Papa'dan yardım istemiştir. Ekonomik
9 A.ŞENEL , a.g.y., s.47
10 H.A. NOMİKU, Haçlı Seferleri., Çev.Kriton Dinçmen, İletişim Yayınları,İstanbul, 1997, ss.17-37.
11 A.ŞENEL, a.g.y., ss.47-48
12 Niyazi AKŞİT, A'dan Z'ye Tarih Ansiklopedisi, (Genişletilmiş 2.b.), Serhat Dağıtım Yayınları, İstanbul, 1984, s.434
13 Maurice DUVERGER, Politikaya Giriş, (2.b.), Çev. Samim TİRYAKİOĞLU, Varlık yayınları, İstanbul, 1984, s.24
14
bunalım, Türklerin Avrupa'yı işgali kaygısı, dinsel farklılıkları körükleyerek Avrupa'da yaşayan Hıristiyanların birleşmesine ve Haçlı ordusunun oluşmasına neden olmuştur. Bunun sonucunda, 1096-1272 tarihleri arasında sekiz Haçlı Seferi düzenlenmiştir.15
Yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı Avrupalıların Türklere ve Yahudilere karşı geliştirdiği yabancı düşmanlığı zaman zaman Avrupalıların kafasında Türklerle Yahudilerin özdeşleştirilmesine kadar varmıştır. Bu konuda Arnold J. Toynbee'de şöyle demiştir: "Yahudiler gibi Türkler de Batı ile ilişkiye girdikleri günden beri garip bir millet olagelmişlerdir. Ve zirvede olduğunuz sürece bu durum hiç fena değildir... Fakat roller değiştiği anda dayanılmaz bir aşağılanmaya dönüşür. Bu durum 'Garip Bir Millet' statüsü, her iki örnekte de bir gurur kaynağı olmaktan çıkıp bir aşağılanma kaynağı haline geldi ve bundan dolayı yine her iki örnekte de bu aşağı statüden kurtulma uğruna güçlü bir hareketin ortaya çıktığı görüldü."16
Türklerin İstanbul’u almasıyla Avrupalılar arasında “Türkler kimdir?” sorusuna yanıt aranmaya başlanmıştır. Birçok bilgin ve din düşünürü bu konuda araştırmalar yapmışlardır. Bazı din adamları Türklerin Israel kavminin 10.kuşağından türediğini ileri sürmüşlerdir. Örneğin, "Sarracinicae historie" adlı eserin yazarı CAELİUS 1580'de şöyle diyordu:"Bazıları da Türklerin Israel kavminin 10.kuşağından türediğini ve onların (Josephus'un tanıklık ettiği gibi) Mediam bölgesine götürüldüğünü ileri sürüyorlar". Ayrıca yazar Türklerin örf ve adetlerinin İsrail'in diğer kavimlerine benzediğini belirtmiştir.17 Başka bir din bilgini Melanchton'da Türklerin Kızıl Yahudiler olduğunu savunmuştur. Sünnet oldukları ve Yahudilerin birçok adetlerini benimsemiş oldukları için onların Yahudi olduğu düşünmüştür.18 Yukarıda belirtildiği gibi, halkta Türklere karşı düşmanca duygular uyandırmak için gerekçe aranmaktadır.
Gelişmiş Avrupa Ülkelerinde Yabancı Düşmanlığının Nedenleri ve Bugünkü Durumu
Çoğu Batı Avrupa ülkesinde yabancı düşmanlığı II. Dünya Savaşı'ndan önce
14 M.DUVERGER, a.g.y., s..29
15 N.AKŞİT, a.g.y.,ss.433-437
16 David MORLEY, Kevin ROBINS, Kimlik Mekanları, Çev. Emrehan Zeybekoğlu, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1997, s.12.
17 Margret SPOHN, Her Şey Türk İşi, Çev. Leyla Serdaroğlu, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1996, s.19.
18 M.SPOHN, a.g.y., s. 20.
15
bugünkünden çok daha yaygındı. Örneğin, Fransa’da, Nazizm’den kaçan Yahudilere ve liberallere Vichy hükümeti, peş peşe Yahudi karşıtı yasalar çıkarmış ve 74.000 Yahudi’yi Almanlara teslim etmiştir. Ayrıca, Fransız Genel Kurmayı’nda görevli ilk Yahudi kökenli asker olan Yüzbaşı Dreyfus Almanlara askeri sırları sattığı iddiası ile haksız yere suçlanmış ve bu durumun haksızlığı ancak 1995’de kabul edilebilmiştir.19 Görüldüğü gibi Hitler, diğer ülkelerden destek bulmuştur.
1960'lar ve 1970'lerde bu ülkeler kendi içinde endüstriyel toplum, eşitlikçi bir devlet ve milli kimlik gibi ortak hayatlarının üç temel unsurunu bütünleştirmeyi başarmışlardı. Yani sanayi toplumu haline gelmiş, emeği ve örgütlenmesi ile bir dizi sosyal ilişkileri gerçekleştirmişti. Devlet genelde sosyal refah ve güvenliğin çeşitli yönlerini devraldığından, sosyal güvenlik ve refah devleti olmuştur. Milli kimliklerine büyük önem veren bu ülkelerin kimlikleri çoğunlukla iki yön içermiştir. Bir yandan millet fikri, bir kültürün, dilin, tarihsel geçmiş ve geleneklerin dayatılmasına denk düşmüştür ki, bunun aşırı milliyetçilik, yabancı korkusu ve Yahudi düşmanlığı yüklü biyolojik bir tanım çağrısı ve temel bağları vurgulama eğilimi içerdiği söylenebilir. Diğer yandan evrensel değerler ve insanlığın genel ilerlemesine bağlı olarak millet aynı zamanda ekonomik, siyasal ya da ahlaksal terimlerle tanımlanmıştır.20
Bugün bütün Avrupa ülkeleri çok büyük bir dönüşüm yaşamaktadır. Bu durum, ortak hayatlarının üç temel unsuru olan endüstriyel toplum, eşitlikçi devlet ve milli kimlik unsurlarını da etkilemektedir. Endüstriyel toplumlar tarihsel gerilemelerini yaşamaktadır. Avrupa'nın her yerinde işsiz insan sayısı artmaktadır. Bunun sonucu birçok kişisel sorun yaşandığı gibi, aynı zamanda devletler de ekonomik bunalım içine sürüklenmektedir. Yaşlıların emekli maaşları, sağlık hizmeti, devlet eğitimi ve işsizlik sigortası gibi sosyal güvenlik sorunları artmakta ve bunun faturası da göçmenlere çıkartılmaktadır.
Geçmişte çoğu insan bir topluma ait olmayı, işçiler gibi "aşağı"da ya da seçkinler ve orta sınıflar gibi "yukarı"da olma duygusunu güçlü biçimde hissedebiliyordu. Bugün ise, iş, tüketim, sağlık ya da çocukları için eğitim olanağına sahip işçileri de kapsayan önemli sayıda insan "içeri"de geniş bir orta sınıf oluştururken, giderek artan oranda insan, "dışarı"da dışlanmış ve uca itilmiş
19 Türkkaya Ataöv, “Fransa ve Azınlıkları”, Cumhuriyet Gazetesi, 1 Temmuz 1998, s.15.
20 Ali RATTANSI, Sallie WESTWOOD(Der.), Irkçılık, Modernite ve Kimlik, Çev. Sevda Akyüz,Sarmal Yayınevi, İstanbul, 1997, ss.217-218
16
durumdadır. "Dışarı"da olmaktan korkanlar adaletsizlik ve önceki toplumsal kimliklerini yitirmişlik duygusu içindedir. Durumlarının sorumlusunun hükümet ve politikacılar olduğunu düşünürler ve göçmenlerle etnik azınlıklara karşı düşmanca söylemler ve davranışlar geliştirebilirler. Bu söylem, dışlanmışların korku, öfke ve tatminsizliklerini bir araya toplar ve kendi düzeylerini ve yaşam biçimlerini savunmak isteyenlerin toplumsal ben-merkezciliğini körükler.21 Böylece, bunlar şanssızlıklarının sorumlusu olarak göçmenleri görmeye başlarlar. Göçmenler, bu nedenle istenmeyen yabancılar olarak algılanmakta, çalışmadan sosyal hizmetlerden yararlandıkları ve devletten de fazla ilgi gördükleri için suçlanmaktadırlar. Avrupa'nın siyasal olarak yapılandırılması ve ekonomik olarak küreselleşmesi milli kimlikleri gündeme getirmektedir. Yabancı korkusu ve buna paralel olarak yabancı düşmanlığı gelişmektedir.22 Bu durum, insanları, kimliklerini korumak için kimliklerinin en aşırı uçlarına doğru kaydırmaktadır.
30 yıldan beri İngiltere’de ırkçılık, ayrımcılık, milliyetçilik, faşizm ve yabancı düşmanlığı konularında araştırmalar yapan İngiliz dergisi Searchlight bugünkü ırkçılık hareketlerinin II. Dünya Savaşı esnasındakinden daha büyük boyutlarda olduğunu ve daha tehlikeli sonuçlar getirmekte olduğunu belirtmektedir.23 Örneğin, NSDAP-AO (Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi Yabancı Ülkeler ve Yeniden Yapılanma Organizasyonu) tüm dünyaya yasa dışı yollarla propaganda yayını yapmaktadır.24 Sovyetler Birliği'nin dağılması ile gelişen olaylar, gelişmiş ülkelere göçü artırmış, bu nedenle bozulan ekonomik ve sosyal dengeler yabancı düşmanlığının daha fazla artmasına neden olmuştur.
Doğu ve Batı Almanya'nın bütünleşmesinden sonra ırkçı saldırıların arttığı Almanya’da, Federal Kriminal Dairesi’nin 1993 resmi kayıtlarına göre; yabancılara yönelik 6719 ırkçı saldırı meydana gelmiştir. 1993 yılının ilk üç ayında saldırılar sonucu 40 öldürme, 442 saldırı ve 114 kundaklama olayı gerçekleştirilmiştir. Aydınlatılmamış cinayet davası 400 civarındadır. Almanya’da özellikle Türklere ve Yahudilere yönelik olarak artış gösteren yabancı düşmanlığı, Fransa’da Kuzey Afrikalılara, İngiltere’de ise, Asyalılara karşı artmıştır. Tüm Avrupa ülkelerinde, artan yabancı düşmanlığına gerekçe
21 A.RATTANSI, S.WESTWOOD, a.g.y., s. 220.
22 A.RATTANSI, S.WESTWOOD, a.g.y.,ss. 219-221.
23 Cumhuriyet Gazetesi, 21 Mart 1995, s.18.
24 Michael SCHMİDT, Heute Gehört uns die Stra_e... (2. Auflage), Econ Verlag, Düsseldorf, 1993,
17
olarak işsizliğin çoğalması, yaşam koşullarının bozulması ve Batılı Ülkelerin, bu durumdan yabancıları sorumlu tutması, onları “günah keçileri” olarak görmeleri gösterilmektedir.25 Çağımızın en utanç verici hareketlerinden olan yabancı düşmanlığı yukarıda verildiği gibi daha çok uygarlığın beşiği sayılan Avrupa ülkelerinde yaygınlaşmaktadır. Özellikle Almanya bu konuda dikkati çekmektedir. II. Dünya Savaşı yıllarında Yahudileri yakan Hitler’in modern izleyicileri Neonaziler aynı yöntemleri günümüzde Türklere uygulamaktadırlar. Bu nedenle, büyük kitlelere ulaşan basın halkı, yabancılara karşı kışkırtıcı yayınlar yapmaktan kaçınmalı, olayları küresel yayıncılık anlayışına uygun olarak yansıtmalı, basın ahlakına ve insanlık anlayışına aykırı düşmemelidir.
s. 32.
Bazı Gelişmiş Avrupa Ülkelerinde Yabancı Düşmanlığı
Batı ile Batı olmayan arasındaki bölünme, çağdaş tarihin bölünmesidir. Ana sınır, içerisiyle dışarısının farkını belirlemektedir. Avrupa merkezciliğinde Üçüncü Dünya Ülkeleri; Batı'yı tehdit eden barbar savaş kışkırtıcıları, köktendinci fanatikler, uyuşturucu kaçakçıları, fakir ve ahlaksız göçmen sürüleri olarak basmakalıp tasvirlerle tanımlanmaktadır.26 Bu durum, Batılıların bu insanları aşağılayarak kendi üstünlüklerini gösterme yollarından biridir. Böylece, onları yıllarca sömürmüşlerdir. Kaynaklarını tüketip, kuruttukları bu ülkelerin insanlarına, yine onları, aşağılayarak, dışlayarak kapılarını kapatmak istemektedirler.
Yabancı düşmanlığının yayılması, kitle iletişim araçlarının yabancılara karşı olumsuz kampanyası, milli kültüre yabancılaşmadan duyulan korkunun dışavurumu, yabancılara karşı saldırılar, Neonazi organizasyonlarının artması, siyasi partilerin yabancı karşıtı propagandaları gibi, değişik yollarla gerçekleşmektedir. Ekonomik bunalım sonucu değişen çalışma sistemi, işsizlik, iş istihdamının azalması, sosyal giderlerin kısıtlanması, yerli ve yabancı işçileri rekabet içine sokmakta ve yabancı düşmanlığını körüklemektedir.27 Ekonomik bunalım ve bunun sonucu oluşan sosyal sorunlar, toplumun tabanına doğru yayılan, yabancılara karşı öfke, eşitsiz davranış isteği ve olumsuz söylemler şeklinde gelişmektedir. Bu durum, toplumu yabancı-yerli
25 Unser Deutschland, a.g.y., s. 181.
26 A.RATTANSI, S.WESTWOOD, a.g.y., ss. 161-162,
18
(biz ve onlar) diye ikiye ayırmaktadır. Korkuları, kızgınlıkları, çaresizlikleri giderilmeyen, sosyal istekleri yerine getirilmeyen ve bunalım içinde yaşayan bu insanları, aşırı sağ güçlerin kendi yararına kullanması yabancı düşmanlığını artırmaktadır.
Birçok Avrupa ülkesinde yabancılara karşı olan partilerin etkisi giderek güçlenmektedir. Örneğin, Almanya'da "Deutsche Volksunion" ve "Demokratische Partei Deutschlands", Avusturya'da "Freiheitliche Partei Österreichs", Batı Belçika, Kuzey Fransa ve Güney Batı Hollanda'da "Vlaams Blok Flanders" (Kasım 1991'den beri parlamentoda on iki üyesi bulunmaktadır), Fransa’da “Front National” vb.28 Yabancılara karşı olan partilerin güçlenmesine paralel olarak yabancılara karşı şiddet kullanımı da artmaktadır. Bazı Avrupa ülkelerindeki yabancılara yönelik saldırılar ve hükümetlerin yasal uygulamaları bu ülkelerde yabancı düşmanlığının varlığını ortaya koymaktadır. Örneğin, İtalya'da Afrikalı göçmenlere yapılan fiziksel saldırılar, Fransa'da seçimlerde Front National'e artan destek, Almanya'da Dazlakların Neonazi siyasal hareketlerinde yer almaları, İngiltere'de Karaip kökenli gençlerin polis tarafından tacizi, Polonya'da Yahudilerin "iç düşman" olarak nitelendirilmeleri, Avrupa Topluluğu içerisinde vize politikalarını uyumlu hale getirme çabaları, Avrupa ülkelerinde yabancı düşmanlığının varlığını kanıtlamaktadır.29
Toplumsal gerilimlerin ve gelecek korkusunun millet kavramı içerisinde yorumlandığı eski Doğu Almanya'da yabancı düşmanlığı ve Neonazi şiddet, Dazlak gruplarının yayılması, milli birleşmeyi hayata geçirmenin önünde öncelikle simgesel ve somut zorlukları ifade etmektedir. Bu konu, Avusturya'da da merkezi bir öneme sahiptir. Bu iki ülkede 1930'ların ve 1940'ların deneyimleri bugünün siyasal tartışmalarını yönlendirmekte, milli kültür ve kimliğe gönderimler yapılmasına neden olmaktadır. Bu ülkelerde yaşanan Yahudi düşmanlığı, bu konuyu desteklemektedir. Çağdaşlık karşıtı tutumları, geleneksel milliyetçilik, ekonomik bunalım dönemlerinde yabancı düşmanlığının yeniden canlanmasına neden olmaktadır.
1992 yılında 7793 olayın görüldüğü İngiltere’de, İngiliz Milliyetçi Partisi “Kan ve Onur” grubunun “Beyazlar İçin Haklar” kampanyası ırkçılığı körüklemektedir. Son yıllarda 11’den fazla faili meçhul ırkçı öldürme olayı gerçekleştirilmiştir. British Nationalist Gazetesi, bu saldırıları desteklemektedir. Milliyetçi Cephe adlı ırkçı örgütün
27 Christian J. JÄGGI, Rassismus, Orell Füssli Verlag, Köln, 1992, s. 15.
28 A.RATTASI,S.WESTWOOD, a.g.y., s.225
19
de son yıllarda saldırılarda bulunduğu bilinmektedir. Klu Klux Klan ve Nazi yapılanmaları ile yurtiçi ve yurtdışı bağlantıları olan ırkçıların Kuzey İrlandalı ayrılıkçılarla işbirliği içinde oldukları bilinmektedir.30 Görüldüğü gibi, ırkçı hareketler basından ve diğer ırkçı örgütlerden destek bulmakta ve tüm Avrupa’ya yayılmaktadır.
Fransa'da, göçmenlere, siyahlara ve çingenelere düşmanca davranılmaktadır. Avrupa'da lider ve bazen de model konumunda olan 75.000 üyeye sahip Jean Marie Le Pen’in partisi "Front National"in sürekli Yahudi düşmanlığı aşılamaya çalıştığı, şiddet eğilimli ve Neonazilerle işbirliği içinde olduğu bilinmektedir.31 Ayrıca, ırkçı Fransız kuruluşları, sayıları 3,5 milyon oldukları tahmin edilen yabancı işçi, göçmen ve sığınmacıya, Müslüman oldukları için karşıdır. Bir yandan, onların, dillerini, kültürlerini bırakmalarını beklemekte, diğer yandan da, onlara, işe alırken, konut edinirken, sağlık hizmetlerinde yabancı muamelesi yapmaktadırlar.32 Le Monde gazetesinin 2 Temmuz tarihli haberine göre; Fransa’da yapılan son kamuoyu yoklamasında, her 5 kişiden birinin yabancı düşmanı olduğu ortaya çıkmıştır. Ankete katılanların yüzde 18’i, Fransa’daki Arap ve zenci sayısının fazla olduğunu, ülkedeki güvensizlik ortamının yabancılardan kaynaklandığını, ırkçılığa karşı mücadelenin gereksiz ve yabancıların Fransa’ya uyum sağlamalarının olanaksız olduğunu savunmaktadır. Ankete katılanların yüzde 73’ü, göçmenlerin geliş nedeninin temelde sosyal güvenlik olanaklarından yararlanmak olduğunu, yüzde 49’u ise, yabancı işgücünün Fransız ekonomisine yük getirdiğini söylemektedir.33 Ekonomik bunalım, işsizlik, küreselleşme, artan yabancı nüfus ve elden giden refah devletine karşılık, artan vergiler ve sosyal kesintiler Front National’in seçmen sayısını artırmaktadır.34
Belçika’da, Vlaams Blok (VB) adlı bağımsızlık hareketi yabancılara karşı mücadele etmektedir. Kasım 1992 seçimlerinde 12 sandalye kazanan VB’nin Vlaamse Militante Orde adlı illegal grubu şiddet eylemlerinde bulunmaktadır.35 Belçikalı ırkçıların
29 A.RATTASI, S.WESTWOOD, a.g.y, s. 246
30 Cumhuriyet Gazetesi, 21 Mart 1995, s.18.
31 Cumhuriyet Gazetesi, 21 Mart 1995, s.18.
32 T. ATAÖV, a.g.y., s.15.
33 Cumhuriyet Gazetesi, 7 Temmuz 1998, s.9.
34 Ahmet İNSEL, “Popüler Milliyetçiliğin Yükselişi", Yeni Yüzyıl Gazetesi, 14 Mart 1.998, s. 19.
35 Unser Deutschland, a.g.y., s.181.
20
da Fransız Le Pen ve Alman Nazilerle ilişki içinde oldukları bilinmektedir.36 Sovyetler Birliği'nin parçalanması ve siyasal coğrafyasının değişmesi, ekonomik dengesizlikler ve bunların sonucu gelişmiş ülkelere yapılan göçler, ırkçılığın artmasını hızlandırmıştır.
İtalya'da yabancı düşmanlığının nedeni, devletin kurumlarının ve siyasal sistemin bunalımından kaynaklanmaktadır. Uzun zamandan beri dışarıya işçi gönderen İtalya, şimdi dışarıdan işçi alan ülke haline gelmiştir. İtalya'da, Arap ve siyah göçmenlerin ekonomik yönden ikinci sınıf hale getirilmeleri doğrultusunda çalışma yapılmaktadır.37 Haziran Belediye seçimlerinde “Moviment Sociale İtaliano-Destra Nazionale” (MSI-DN) dokuz belediyede oyların çoğunu almıştır. Diğer 16 belediyede de sağcı partiler oyların çoğunu toplamışlardır.38 İtalya'da durum, diğer Avrupa ülkelerinden farklı olmamıştır.
İspanya, Uluslararası Neonazi Birliği (CEDADE) New European Order’a üyelik ve geçici ev sahipliği yapmaktadır. Frente National (Milliyetçi Cephe) yurtdışındaki partilerle işbirliği içindedir. 17 Mart 1993 tarihli kararla 37 yasa çıkarılmasına rağmen Nazi propagandası yapılmaktadır. Irkçı saldırılar sonucu Latin Amerikalı iki kadın öldürülmüştür.39 Hitler Almanya'sında olduğu gibi, aşağı uluslardan sayılan insanların öldürüldüğü görülmektedir.
Yunanistan’da, Yunanlı ırkçılar, Hitler’in doğduğu yer olan Braunau’yu (Avusturya'da) kutsal yer ilan ederek dünya ırkçıları için hac ziyareti yapmışlardır. Atina’da basımevinde ırkçı yayınlar çıkarılmaktadır.40 Yukarıda belirtildiği gibi, Avrupa'daki ırkçı örgütler birbirleriyle ilişki içindedir. Hitler Almanya'sının tüm Avrupa'ya ektiği kötülük tohumları ürünlerini vermektedir.
Sovyetler Birliği'nin parçalanması ve bunun sonucunda ortaya çıkan göç olayları, işsizlik, artan yabancı nüfus ve buna paralel olarak gelişen kimlik bunalımı, Avrupalının kendi milli köklerine yönelmesine neden olmuştur. Dil, kan, toprak, milliyet gibi kimlik değerlerine sarılan bu insanlar, aşırı sağcı partilerle, Neonazi örgütlerinin güçlenmesine ve yabancılara karşı şiddet kullanmasına zemin hazırlamışlardır.
Ülkelerinde yaşanan sosyal bunalımların sorumlusu olarak gördükleri
36 Cumhuriyet Gazetesi, 21 Mart 1995, s.18.
37 A.RATTASI, S.WESTWOOD, a.g.y., s. 228.
38 Unser Deutschland, a.g.y., s.182.
39 Cumhuriyet Gazetesi, 21 Mart 1995, s.18.
21
yabancılara karşı düşmanca duygular besleyen ve onların tekrar ülkelerine dönmeleri ile sorunların biteceğini düşünen bu insanlar, onlara karşı şiddet kullanılmasına sessiz kalarak, aşırı sağcı partileri ve Neonazi hareketlerini onayladıklarını bu şekilde göstermektedirler.
Gelişmiş Avrupa ülkelerinde eşitlikçi olmayan dünya görüşüne sahip bu insanlar, kendileri ile yabancıları, “biz” ve “onlar” diye ayrı gruplandırıp, kendi ait oldukları grubu yücelmektedirler. Onları aşağılayarak, dışlayarak, sahip olduklarını onlarla paylaşmak istemediklerini ortaya koymakta ve sorunların kaynağı olarak onları görmektedirler.
ALMANYA’DA YABANCI DÜŞMANLIĞI
Almanya’da yabancı düşmanlığı ekonomik bunalım dönemlerinde artmaktadır. I. Dünya Savaşı ve bunun getirdiği ekonomik yükümlülükten sonra yaşanan 1929 dünya ekonomik bunalımı, artan işsizlik, Yahudi düşmanlığına yol açmıştır. Bu düşmanlık nedeni ile II. Dünya Savaşı sırasında altı milyon Yahudi yok edilmiştir. 1970’lerde başlayan enerji bunalımı ekonomik sorunların ortaya çıkmasına neden olunca Almanya’da yabancı düşmanlığı yeniden canlanmıştır.
Aşağıda tarihsel gelişim sırasıyla Almanya’da yabancı düşmanlığı nedenleri ile birlikte verilmektedir.
II. Dünya Savaşı Sonuna Kadarki Durum
Almanya’da Ortaçağ’ın sonlarından itibaren II. Dünya Savaşı sonuna kadar olan sürede yabancılara yöneltilen en acımasızca düşmanlık Yahudilere yönelik düşmanlıktır. Bu durum, Almanya’nın ekonomik bunalım dönemlerinde artış göstermiştir. Fakat düşmanlığın gerekçesi olarak din gösterilmiş, dinî önyargılar kilise tarafından körüklenerek, halk Yahudilere karşı kışkırtılmıştır. Daha sonraları bu düşmanlığa, biyolojik ırkçılık denilen ve Yahudilerin aşağılık ırk olduğu varsayımına dayandırılan ırkçılık eklenmiştir. Böylece, Yahudi soykırımının yolu açılmıştır. Aşağıda Yahudilerin durumu, Ortaçağ’dan Hitler iktidarının sonuna kadar verilmektedir:
Yahudi Düşmanlığı
Yahudi milletini özümleme gayretleri bu halkı inadına içine kapanmaya
40 Cumhuriyet Gazetesi, a.g.y., s.18.
22
yöneltmiştir. Giyim ve beslenmekteki saflık kuralları, haftalık yaşam ritmi(Şabbat), kendilerine özgü eğitim, topluluk içindeki evlenmeler, Hıristiyanlık öncesi Antikçağ’dan başlayarak onların ruhunda güvensizlik uyandırmış, onları dış dünyayı redde sürüklemiştir. Yahudilerin özgünlükleri, Yahudi olmayanlarca ağır şekilde suçlanmalarına neden olmuş, MÖ. 1. yüzyılda İskenderiye'de ilk katliamları başlatmıştır.41 Antikçağ’da Yahudiler kültürel farklılıklarından ve dinî inançlarından dolayı ayrımcılığa uğramışlardır.42 Ortaçağ’da bu düşmanlığa, Hıristiyanlar tarafından İsa peygamberin ölümünden sorumlu tutuldukları için, Tanrı katili damgası da eklenmiştir.
Yukarıda saydığımız nedenlerden dolayı, Yahudiler, içinde yaşadıkları ülkelerin insanları tarafından dışlanmışlar, aşağılanmışlar, malları yağmalanmış ve kendileri öldürülmüştür.
Ortaçağ’da Yahudilerin Durumu
Ortaçağ’a kadar dinî ve kültürel farklılıkları nedeni ile ayrımcılığa uğrayan Yahudiler bu Çağ’da ekonomik yönden sömürülmelerini gizlemek isteyen hükümdarların, Katolik Kilisesi’nin yardımı ile halkı kışkırtmaları sonucu Yahudi düşmanlığı artmıştır.
Ortaçağ’da Katolik Kilisesi’nin koyduğu kurallar nedeni ile Hıristiyanların faizle para alıp vermesi yasaklanmıştır43. Yahudilerin de toprak sahibi olmalarına izin verilmemiştir. Bu nedenle, tefecilikle uğraşan Yahudiler ekonomik yönden çok güçlenmişlerdir. Yahudi bankerlerin servetlerine el koymak isteyen hükümdarlar döneminde, Yahudi düşmanlığı, kilisenin kışkırtması ile şiddetlenmiştir.
Hükümdarlar, Yahudi bankalarını yağma etmelerini gizlemek için dinî inançların arkasına saklanarak, Yahudi ırkı üzerine lanetler yağdırmışlardır.44 Bu konuda Katolik Kilisesi büyük çaba harcamış, İsa’nın çarmıha gerilerek öldürülmesinden Yahudileri sorumlu tutmuştur. Onların, İsa’yı Allah’ın oğlu olarak kabul etmemeleri, Yahudilere karşı şiddetli bir düşmanlığın gelişmesine neden olmuştur. Bu önyargılar nedeni ile
41 Thema Larousse, İnsan ve Tarih, (yy.) Milliyet, 1994, s. 491
42 Thomas KLEIN, Volker LOSEMANN, Gunther MAI, Judentum und Antisemitismus von der Antike bis zur Gegenwart, Philipps-Universität Marburg, Droste Verlag, Düsseldorf, (yt.), ss.1-12.
43 M.DUVERGER, a.g.y., s.24,
44 M.DUVERGER, a.g.y. , s. 29.
23
Katolik halk arasında Yahudi düşmanlığı, yan tutan dinsel eğitimle daha fazla artmıştır. Yahudilere ilişkin anlatılan birçok hurafe ve onların ekonomik yönden Hıristiyan halktan iyi durumda olmaları bu düşmanlığı beslemiştir.
Katolik Kilisesi’nin Yahudilere karşı yürüttüğü çalışmalar sonucunda, Hıristiyan halk arasında, onlara karşı düşmanlık ve şiddet kullanma hareketleri dalgalar halinde yayılmıştır. Dinbilimsel olarak kanıtlanmamış suçlamalar nedeni ile Yahudilere karşı gerçekleştirilen Haçlı Seferleri katliamları 14. yüzyıla kadar sürmüştür. 14. yüzyıldan sonra katliamlar, Yahudilerin sarı yıldız şeklinde “Yahudi işareti” taşımaları zorunluluğu ve tefecilik yapma yasağı gibi ayrımcılıklarla son bulmuştur.45 Yukarıda belirtildiği gibi, Yahudiler, yüzyıllar boyunca, dinî gerekçelerin arkasına saklanılarak, aşağılanmış, dışlanmış, katledilmiş ve malları yağma edilmiştir.
Aşağıdaki tabloda, 11. yüzyıldan 14. yüzyıla kadar Yahudilere yönelik saldırılar ve bu saldırıların nedenleri verilmektedir:
TABLO-1

ALMANYA’DA YAHUDİLERE YÖNELİK SALDIRILAR

Yıllar Saldırıya Uğrayan Toplulukların Sayısı En Az Kurban Sayısı Nedenler
1096 12 Yaklaşık 2000 I. Haçlı Seferi
1146-1148 4 - II. Haçlı Seferi
1179-1197 4 42 III. Haçlı Seferi
1200-1225 3 24 Dinsel gelenekler
1225-1250 9 226 Dinsel Gelenekler
1250-1275 6 107 Dinsel Gelenekler
1275-1300 180 4002 Dinsel Gelenekler
1330-1325 13 120 Göçler
1325-1350 528 2300 Dinsel Gelenekler
(Bunlardan 1758 kişi dört topluluktan)

Yukarıda verilen tabloda görüldüğü gibi, Yahudi toplulukları Almanya’da 1096-
45 T.KLEIN ve diğerleri, a.g.y., s.70.
24
1350 yılları arasında dinî nedenlerden dolayı yılda ortalama üç saldırıyla karşı karşıya kalmışlardır.46 Yapılan bu saldırılar ve kilisenin aşırı baskıları sonucu Yahudilerin büyük çoğunluğu İtalya'ya ve Polonya’ya göç etmişlerdir.47 Bu nedenle Almanya'da Yahudi sayısı azalmıştır.
18. Yüzyılda Yahudilerin Durumu
18. yüzyılın ortalarına kadar Avrupa’nın her yerinde Yahudilerin oluşturduğu Yahudi mahallelerini görmek sosyal olarak normal kabul edilmiştir. Urallardan Atlantik’e, İskoçya’dan Mısır’a kadar hiçbir yönetim Yahudileri ülkelerinin diğer insanları ile bir tutmayı düşünmemişlerdir. “Aydınlanma Felsefesi” ile gelen eşitlik ilkesi, Yahudiler için dönüm noktası olmuştur. Yahudilere tanınan haklar, temelde aşamalı olarak gerçekleştirilmek istenen özümleme politikasından kaynaklanmıştır. Fakat Yahudilerin kendilerinden beklendiği gibi davranmamaları sonucu tüm aşamaları ile gerçekleştirilememiştir.48 Yahudiler, kendilerine tanınan hakları ekonomik ve kültürel yönden gelişmeleri doğrultusunda kullanmışlardır.
1873 yılı ekonomik bunalımında olayların sorumlusu olarak toplumsal liberalizmle, Yahudiler gösterilmiştir.49 Böylece, Yahudi düşmanlığı yeniden başlamış ve bu konuda yapılan çalışmalar hız kazanmıştır. Yahudilere yöneltilen düşmanlık, ekonomik durumla paralellik göstermektedir. Ekonomik bunalım dönemlerinde düşmanlık artmakta ve bu düşmanlığa haklı gerekçeler bulunmaya çalışılmaktadır.
19. Yüzyılda Yahudilerin Durumu
18. yüzyılda verilen yasal haklar, artan doğum oranı ve azalan bebek ölümleri, Yahudi nüfusunda büyük bir artışa neden olmuştur. Yahudi aleyhtarları arasında, Yahudi nüfusun ne zaman Hıristiyan nüfusu geçeceği soruları gündeme gelmiştir.50 Ayrıca, tanınan haklar sonucu yükselen yaşam düzeyi, Yahudilerin bankerlikten farklı mesleklere de kaymalarını sağlamıştır. Aşağıda verdiğimiz tabloda 1895-1933 yılları arasında Yahudilerin hangi mesleklere yöneldikleri gösterilmektedir:
46 T.KLEIN ve diğerleri, a.g.y., ss.72-73.
47 T.KLEIN ve diğerleri, a.g.y., s. 74.
48 T.KLEIN ve diğerleri, a.g.y., ss. 103-111.
49 Johannes WILLMS, Nationalismus ohne Nation, Fischer Verlag, Frankfurt am Main , 1985, s. 441.
25
TABLO-2
1895-1933 TARİHLERİ ARASINDA ALMAN İMPARATORLUĞU TOPRAKLARINDA YAŞAYAN YAHUDİLERİN MESLEKİ DAĞILIMI
Meslekler Tarım Endüstri Zanaat Ticaret Kamu Hizmeti
Yıllar 1895 1907 1933 1895 1907 1933 1895 1907 1933 1895 1907 1933
Yahudi Nüfusu 1.7 1.6 1.7 23.2 27.1 23.1 67.3 62.6 61.3 7.4 7.4 12.5
Toplam Nüfus 37.5 35.2 28.9 37.5 40.1 40.4 10.6 12.4 18.4 6.4 6.2 8.4

Tablo-2’den de anlaşılacağı gibi, Yahudiler kazanç getiren ticaret, borsacılık vb. işlerde çalışmışlardır. Bu nedenle, onlara verilen hakların geri alınarak, Yabancılar Kanunu’nun uygulanması gerektiği konusunda Yahudi aleyhtarı propagandalar yapmaya başlamışlardır. Yahudilere eşitlik haklarının verilmesiyle, onların özümleneceği düşünülüyordu. Fakat Yahudilerin tutumları Almanların beklentilerinden çok farklı olmuştur. Verilen bu hakları kendilerini mesleki, kültürel ve ekonomik açıdan geliştirme yönünde kullanmışlardır. Amaçları Filistin’de bağımsız bir Yahudi devleti kurmaktır.51 Bunun için çalışmalara 1896 yılında Batılı bir Yahudi olan Herzl tarafından başlanmıştır. Yahudi devletinin kurulması için siyasal bir program gerektiğini düşünen Herzl’in bu girişimi, Doğu Avrupa’da yaşayan Yahudiler tarafından heyecanla karşılanmıştır. Bağımsız bir Yahudi devleti kurmayı amaçlayan bu harekete “Siyonizm” adı verilmiştir.52 Yıllardan beri yaşadıkları ülkelerden sürülen,dışlanan, soykırımına uğrayan Yahudiler kendi devletlerini kurmakla kurtulacakları bilincine varmışlardır.
Hitler Döneminde Yahudilerin Durumu
Eski Hıristiyan-Yahudi düşmanlığı dinbilimsel tartışmalarla kendini doğrulamaya çalışırken, yeni Yahudi düşmanlığı, Yahudilerin biyolojik yönden aşağılık ırk olduğu
50 T.KLEIN ve diğerleri, a.g.y., ss. 114-115.
51 T.KLEIN ve diğerleri, a.g.y., ss.117-134.
52 Nicolas DE LANGE, Yahudi Dünyası, Çev. Sevil ve Akın Atauz, Son Yüzyıl İletişim Atlaslı Büyük Uygarlıklar- Ansiklopedisi, IV-Cilt, (yy.), (ty.), s.131.
26
varsayımına dayandırılmıştır.53 Yahudi düşmanlığı, kiliselerin doğurduğu, beslediği ve karşı çıkmak için hiçbir şey yapmadığı, daha önceki önyargılarla da beslenmiştir. Almanya’da Yahudi aleyhtarı Hıristiyan Sosyalist Partisi, 1882’de Dresden’de yapılan Uluslararası Yahudi Düşmanlığı Kongresi’nin başkanı, Protestan papazı Adolf Stöcker tarafından kurulmuştur. Yahudilere karşı yapılan yayınlar Yahudi karşıtı ayaklanmaların başlamasına neden olmuştur.54 Yahudilere karşı yürütülen karalama çalışmaları, daha sonra yaşanacak soykırım hareketine haklı bir zemin oluşturmak için bilimadamlarının gayretleri ile gerçekleştirilmiştir.
Darwin'in, doğada güçlülerin kalıp, güçsüzlerin elendiğini ortaya süren doğal ayıklanma kuramından yola çıkılarak oluşturulan ırkçı düşünceler, Spencer'in biyolojik evrim gibi, toplumsal evrimin de, doğal ayıklanma ve en uygun olanın varlığını sürdürmesi, ötekilerin elenmesi düzeneği ile işleyeceğini ortaya sürmesiyle aşama sağlamıştır. Yine bu görüşlerden yola çıkarak Sosyal Darwincilerle, Yeni Darwinciler, uluslararası ilişkilerde, yaşam kavgası olarak görülen savaşı, Nietzsche gibi yüceltmişlerdir. Savaşı, üstün ulusların, üstün ırkların yaratılması için gerekli görmüşlerdir.55 Fakat Nietzsche'ye göre; yaşam bir savaştır. Bu savaşı, Darwin'in sandığı gibi yaşamın korunması ve sürdürülmesi amacıyla değil, yaşamın yükseltilmesi amacıyla, varolmak kaygısı ile değil, güçlü olmak ve yönetmek tutkusu ile ortaya çıkıp gerçekleştirmektir.56 Nietzsche'ye göre; uygarlıkları yaratan, ayakta tutan üstinsandır. Üstinsanların ortaya çıkması için sıradan insanların tükenmesi, tüketilmesi gerekmektedir. Yapmak için yıkmanın gerekli olduğuna inanan Nietzsche, en başarılı yapıcının, en becerikli yıkıcı olduğunu savunmuştur.57 Nietzsche'nin bu görüşlerini yanlış yorumlayan Hitler, iktidara geldiğinde mükemmele ulaşmak için yok etme, yıkma ve yakma çalışmalarını uygulamaya koymuştur.58 Bu nedenle, akıl hastaları, Yahudiler, Çingeneler ve üstüninsanın oluşumunu engelleyecek diğer insanlar Hitler tarafından
53 Yeni Yahudi düşmanlığı ilk defa 1879'da ortaya çıkan Yahudilerin biyolojik yönden aşağılık bir ırk
oldukları varsayımına dayanan sahte bilimsel terimdir (N. DE LANGE, a.g.y., s. 59).
54 N.DE LANGE, a.g.y., s.131.
55 A. ŞENEL,a.g.y.,ss. 59-61.
56 Friedrich NIETZSCHE, Tarih Üzerine, (2 b.), Çev. Nejat Bozkurt, Say Yayınları, İstanbul, 1994, s. 45.
57 İsmet Zeki EYÜBOĞLU, Nietzsche Eylem Ödevi, Broy Yayınları, İstanbul, 1991, ss. 130-133.
58 O'nun üst insanı bir ulus içinde yetişen değil, bütün evrene ait, bütün ulusal sınırların ötesinde, üstündedir (İ. Zeki Eyüboğlu, a.g.y., s. 136).
27
yok edilmiştir.
Yukarıda özetlediğimiz, Darwin'in, Spencer'in, Sosyal Darwinciler'le, Yeni Darwincilerin ve Nietzsche'nin görüşlerinden yola çıkarak ırkçı görüşlere, kan birliği kavramını katan Gobineau'dur. Ona göre; soyluluklarını koruyan Cermenlerin en büyük erdemi, ırk severliktir. Gobineau, Avrupa tarihinin, Kuzeyin karışmamış Cermen ve Frank ırkları ile güneyin Aryan ırka Sami ve zenci kanının karışması ile oluşan Latin ve doğunun Aryan ırka Moğol kanı karışması ile doğan Slav ırklarının savaşıyla ortaya çıktığını savunmuştur.59 Onun bu görüşlerine Rosenberg'in katkısı ise, içteki düşman olarak Yahudileri, dıştaki düşman olarak da Rusları göstermesi olmuştur.60 Gobineau derneğinin üyesi olan ünlü besteci Robert Wagner ile Chamberlain, onun görüşlerinin Nazi Almanya’sında gerçekleşmesine yardım etmişlerdir.61Yukarıda belirtildiği gibi, Yahudi soykırımında, bilimadamı, düşünür ve sanatçıların katkısını inkar etmek mümkün olmamaktadır. Hitler, Kavgam adlı kitabında, Naziliğin, Irkçılık ve Ari ırk kuramını, net yoz sanat anlayışını, iktidar istemi ve üstüninsan felsefesini eksiksiz bir siyasal program bildirisi şeklinde yazmıştır.62 Irkçı düşünürlerin görüşlerini yinelemek ve uygulamaktan öteye gitmeyen Hitler, ırkları kültür taşıyıcı ırklar ve kültür yıkıcı ırklar olarak sınıflandırmış, özellikle Yahudilerin kültür yıkıcı ırkların başında geldiğini belirtmiştir.63 Görüldüğü gibi, Hitler, adım adım geliştirilen ırkçı düşüncelerden yola çıkarak Yahudi ırkına duyulan düşmanlığa bilimsel temeli bilimadamlarının katkısı ile bulmuştur.
Irkçı Yahudi düşmanlığı ile öğrenim gördüğü Viyana’da (1907-1913) tanışan Hitler, nasıl fanatik Yahudi düşmanı olduğunu “Kavgam” adlı kitabında açıklamıştır. “Yahudi, tam bir tufeyli64 tipidir ve daima öyle kalacaktır. Münbit bir toprak Yahudi’yi davet edince, basil gibi uzaklara yayılır. Onun varlığı ile meydana gelen sonuç, asalak bitkilerin etkileri ile aynıdır. Yahudi nereye yerleşirse, Yahudi’yi kabul etmiş olan millet
59 A. ŞENEL, a.g.y., s. 87.
60 A. ŞENEL, a.g.y., s. 95.
61 A.ŞENEL , a.g.y., s. 89.
62 Umberto ECO, Beş Ahlak Yazısı, Çev. Kemal Atakay, Can Yayınları, İstanbul, 1998, s.33
63 A.ŞENEL , a.g.y., s. 96.
64 TUFEYLİ: Bir kimsenin sırtından geçinen, asalak, parazit (Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük 2, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1988, s.1492).
28
az veya uzun zaman sonra sönüp gider.”65 Hitler’in sözlerinden de anlaşıldığı gibi, o, Yahudileri içinde bulunduğu topluma zarar veren, hızla üreyen mikroplara benzetmiş ve onları kitleler halinde yok etmiştir.
Kavgam’ın 7. bölümünün sonunda Hitler, “Şu unutulmamalı ki Yahudi ile uzlaşma yapılamaz. Ancak onunla karar verilebilir. O da ya hep, ya hiç!” demiştir.66 Bu sözleri ile Yahudilerle ilgili radikal düşüncelerini ortaya koyan Hitler, iktidara geldiğinde düşüncelerini uygulamaya koymuştur. (Hitler’in Kavgam adlı kitabına antitez olarak, Harvard Üniversitesi'nde Siyasal Bilimci Daniel Jonah Goldhagen'in "Hitler'in Gönüllü Etoburları" adlı kitabı yayınlanmıştır. Bu kitapta Yahudilere yönelik düşmanlığın, ulusal bir hareket olduğu iddia edilmektedir).67
Alfred Rosenberg’in etkisinde kalan Hitler, saf kan, üstün ırk, Cermenler yetiştirmek için insan haraları kurmuştur.68 Bu haralarda mavi gözlü sarışın Alman erkeklerle kadınları çiftleştirerek, onlardan olacak mavi gözlü sarışın çocuklarla üstün Alman ırkını oluşturmak istemiştir.
Chamberlain’in etkisi ile tüm Avrupa Cermenlerine seslenen Cermen Birliği oluşturulmuştur. Birliğin başkanı Heinrich Class, hem Yahudi düşmanı önyargıları körüklemiş, hem de ırkın doğal yasalarından söz etmiştir.69 Yahudi düşmanlığının dinsel anlamlı içeriğine, ırksal anlamlar yüklenerek, Yahudi ırkı hakkında, çoğu Alman, Avusturya Yahudi düşmanlarınca yazılan, fakat diğer Avrupa ülkelerinin ve Amerika’nın yazarlarının da katıldığı nefret kusan bir yayın seli ortaya çıkmıştır. Pancermen Birliği’nin başkanı Heinrich Class, Yahudilerin içinde yaşadıkları topluluklarla kaynaşmalarının doğal ırk yasalarına göre olanaksız olmasından kaynaklanan Yahudi sorununun çözümlenebilmesi için, Yahudilere kamu görevi verilmemesi, seçme ve seçilme haklarının ellerinden alınması, hukuk, eğitim, tiyatro yöneticiliği vb. alanlarda görevlendirilmemeleri, toprak satın alma veya kiralamalarının yasaklanması, iki kat
65 Adolf HITLER, Kavgam, (9.b.), Çev. A. Nejad, Toker Yayınları, İstanbul, 1992, s.307.
66 A. HITLER, a.g.y., s. 207.
67 Harvard'da Siyasal Bilgiler Öğretim Üyesi olan Daniel Jonah Goldhagen "Hitler'in Gönüllü Etoburları" adlı kitabında 6 milyon Musevinin siyasal bir amaç doğrultusunda değil Hitler'in ortaya çıkmasından önce Yahudi düşmanı olan Almanların saplantılı bakış açılarından dolayı öldürüldüklerini iddia etmektedir. Yazar bu tezine örnek olarak da Almanların SS''lere gönüllü olarak yardım etmelerini ve birçok Alman'ın Musevileri gönül rahatlığı ile öldürdüklerini itiraf etmelerini göstermektedir ("Almanlar ırkçı mı?", Milliyet Gazetesi, 14.4.1997).
68 A. ŞENEL, a.g.y., s.96.
69 A. ŞENEL, a.g.y., s. 99.
29
vergi alınması gibi öneriler ileri sürmüştür.70 Hitler, iktidara gelince, Reichstag’ın onursal üyesi yaptığı, bu yazarın, önerilerinin çoğunluğunu gerçekleştirmiştir.71 Görüldüğü gibi, Yahudi soykırımına giden yolda Hitler yalnız değildir. Kendisine adım adım benimsetilen düşünceleri uygulamaya koymuştur.
Kültürel ve fiziksel yozlaşma arasında bağlantı olduğunu savunan Hitler, modern sanata karşı savaş açmıştır. Yok etme uygulamasına sanatla başlayıp, mimari ve insanla devam eden Hitler, 74.000 akıl hastasını öldürtmüştür. 1933 yılında çıkardığı bir kanunla hastalarla sağlıklı insanların ayrılmasını istemiştir. Verem taraması yaptığı söylenen gezici sağlık arabaları ile halk sağlıklı-hasta olarak sınıflandırılmıştır. Bu dönemde doktorların % 45'i Nasyonal Sosyalist Parti üyesidir.72 Yukarıda belirtildiği gibi, Hitler, ırkçı düşüncelerini uygulamaya koyarken yalnız değildir. Birçok bilimadamı kendisine bu konuda da yardımcı olmuştur.
Beyin yıkama politikası ile halkta, Yahudi düşmanlığını arttırmak amacı ile yerel ve bölgesel haber organlarında, Komünizmle Yahudiliği birleştirici yayınlar yapılmıştır. 1936’da Propaganda bakanı tarafından yayınlattırılan benzer haberler, haber organlarında artırılmıştır.73 “Der ewige Jude” (Serseri Yahudi ya da ezeli Yahudi), “Klein Krieg”(Küçük Savaş) vb. Yahudi düşmanlığını yaymak amacı ile çevirtilmiş filmlerle, doktor, mühendis, kimyager, mimar gibi meslek gruplarından Almanlara Yahudi düşmanlığı benimsetilmiştir.74 Kendisi ile birlikte bu yok etme programını gerçekleştirecek yandaşlar isteyen Hitler’in iktidarda olduğu dönemde Yahudi, Rus, Macar, Romen, Çingene, Polonyalı, Yugoslav gibi aşağı ulus ve ırktan sayılan 12 milyon insan öldürülmüştür.75 Bu durum, soylu Cermen, Aryan ırkçılığı düşüncesinin acımasızlığını ortaya koyan ve bugün uygar ulus olmakla övünen Almanların unutmamaları gereken geçmişleridir.
Yahudi soykırımı beş aşamada gerçekleştirilmiştir. 1933 yılında Naziler iktidara
70 Heinrich CLASS, 1912'de Daniel Fryman takma adı ile yazdığı "Ben Kayser Olsaydım" adlı kitabında ileri sürdüğü görüşler, dönemin Yahudi aleyhtarı düşüncelerini temsil edici niteliktedir (A. ŞENEL, a.g.y., s. 102).
71 A.ŞENEL a.g.y., s. 102.
72 P.COHEN (Yön), Kıyametin Mimarisi, İki Film Birden Kuşağı, TRT 2, 2 Eylül 1995.
73 Dieter GALİNSKİ, Ulrich HERBERT, Ulla LACHAUER, Nazis und Nachbarn, Rowohlt Verlag, Hamburg, 1982, s. 161.
74 P COHEN. (Yön.), a.g.y.
75 Ergun BALCI, "Yahudi Soykırımı Ya da Modern Irkçılık", Cumhuriyet Gazetesi, 7 Mart 1994, s. 9.
30
geldiklerinde Yahudi dükkânları yağmalanmış ve mallarına boykot konulmuştur. 1935’te Nürnberg Yasalarının kabulü ile soykırım yolu açılmıştır. Bu Yasalarla Yahudilerin oy kullanması yasaklanmış, iş yerleri ve meslekleri ellerinden alınmıştır. 1939’da Yahudiler toplanıp, bir araya getirilmişlerdir. 1940’da Alman ve Avusturya Yahudileri, Polonya’da oluşturulan özel Yahudi mahallelerine gönderilerek, 1941 yılında milyonlarcası Zyklon-B gazı ile öldürülmüşlerdir.76 Yahudileri gazla öldürme çalışmaları 1941 yazında başlamış ve 1944 sonbaharına kadar sürdürülmüştür.77 Yahudileri basile benzeten Hitler, aynı düşünce ile onları imha ettirmiştir.
Almanlar yenilmeye başladıklarında “Toplu yok etme” çalışmalarının yerine, yaptıklarını gizleme uygulamasını koymuşlardır. Toplu mezarların üzerlerini toprakla örtüp, çiçeklendirmişler, cesetleri yakmışlardır.78 II. Dünya Savaşı, Nazi biçimindeki sefalet, milyonlarca asker ve sivilin öldüğü çok uç noktada bir sonuca ulaşmıştır.79 Bu dönemde altı milyon Yahudi, Nazi soykırımına uğramıştır. Naziler, Yahudileri kovma değil, kökünü kazıma politikası ile 1941-1945 yılları arasında toplama kamplarında imha etmişlerdir.80 Şiddet, Nasyonal Sosyalizmin, sosyal yönden yenileştirilmesi için bir araç değil, aksine hükmetme garantisinin örtbas edilmesi olmuştur.81 12 milyon insanın öldürülmesinin tek sorumlusu Hitler değildir. Irkçılığı adım adım geliştiren ve bu soykırımı onunla birlikte gerçekleştirenler de bundan en az onun kadar sorumludurlar.
Bugünkü yabancı düşmanlığı geçmişte yaşanan olaylardan çok farklı değildir. 1933 öncesinde yaşanan olayların, 1933 sonrasında yaşanan acıları ortaya çıkaracağına kimse inanmazdı.82 Günümüz Almanya’sında yine yabancılar saldırıya uğramakta ve gece uyurken evlerinde yakılmaktalar. Bu olaylara sessiz kalan Almanlar, Nazi Almanya’sının düşünce yapısına sahip olan ve benzer bir durum yaşandığında atalarından pek farklı davranmayacaklarını ortaya koyan insanlardır. Yabancıları
76 E. BALCI, a.g.y., s.9
77 Reinhard KÜHNL, Der Deutsche Faschismus in Quellen und Dokumenten, (4. b.), Pahl-Rugenstein, 1979, s. 392.
78 P. COHEN (Yön.), a.g.y.
79 Phil SLATER, Frankfurt Okulu Kökeni ve Önemi, Çev. Ahmet Özden, Bilim-Felsefe-Sanat Yayınları, (yy.), 1989, s. 47.
80 DE LANGE, a.g.y.ss. 70-72.
81 Reinhard KÜHNL, Geschichte und Ideologie, Rowohlt Verlag, Reinbek bei Hamburg, 1973, s. 206.
31
ihtiyaçları olduğunda çiçeklerle karşılayanlar, ihtiyaçları bittiğinde onlardan kurtulmak için geçmişteki olayları tekrar etme yolunu seçmemelidir. Aksi halde tarihin tekrardan ibaret olduğu sözü Almanlar açısından kanıtlanmış olacaktır. Aşağıda verilen fotoğraflar, o dönemde yaşanan vahşetin sessiz tanıklarıdır:
Auschwitz’de kim bilir kaç kez yinelenmiş olan, “ölüme gidiş” sahnelerinden biri. Ölüm yolculuğunun bu fotoğrafı, 1944 yılında SS’ler tarafından çekilmiş.83
82 Charles SCHÜDDEKOPF, Der alltägliche Faschismus, (Sonderausgabe), bei Verlag J.H.W. Dietz Nachf., Bonn-Berlin, 1982, s. 216.
83 Cumhuriyet Gazetesi, 2 Ocak 1995, s.10.
32
Göğüslerine sarı yıldız takılan Yahudiler trenlere bindirilerek toplama kamplarına naklediliyordu. Burada kurbanlar topluca gaz odalarında öldürüldükten sonra cesetleri fırınlara konarak yakılıyordu. Naziler çoğunluğu Yahudi olan kurbanların bir kısmından sabun, diğer bir kısmının küllerinden ise, gübre yapıyorlardı. Genç ve sağlıklı cilde
33
sahip kurbanların ise, derileri soyularak abajur yapımında kullanılıyordu.84
Auschwitz toplama kampı 2. Dünya Savaşı sırasında Yahudilerin acı dolu günlerini geçirdiği yerlerden en önemlisiydi. Bu kamp Avrupa'nın dört bir yanından toplanan
84 Cumhuriyet Gazetesi, 26 Ocak 1995, s. 10.
34
talihsiz insanların yaşamlarının son durağı85
Yahudi Düşmanlığının Nedenleri
Yahudiler yüzyıllardır yaşadıkları toplumlarda aşağılanan, kıskanılan, suçlanan insanlar olmuşlardır. Bu davranışlar, Yahudi aleyhtarlığının giderilmesinin tek çıkış yolu gibi görünen "Siyonizm"86in de ortaya atılmasına neden olmuştur.
Yahudi düşmanlığının nedenlerini, ekonomik, siyasi, dinî, psikolojik nedenlerle, önyargılar olmak üzere beş ana grupta toplayabiliriz:
Ekonomik Nedenler
Yahudiler, toprak sahibi olmalarına izin verilmediği için, tefecilik, bankerlik vb. mesleklere yönelmişlerdir. Ortaçağ’ın Hıristiyan hükümdarları, Yahudi bankalarını yağmalamışlardır. Bunu gizlemek için dinî gerekçeler arkasına sığınarak Yahudilere lanetler yağdırmışlardır.87 Yahudileri, kolay kazanç getiren mesleklere üşüşen, arsız, hilekar, tembel ve dünyanın tüm zenginliklerine sahip olmayı isteyen kapitalistler olarak suçlamışlardır.88 Yahudi düşmanlığının gerçek nedeni her zaman ekonomik nedenler olmuştur. Fakat hep gizlenerek diğer nedenlerin arkasına sığınılmıştır.
Siyasi Nedenler
“Zion Yasalarının Protokolleri” adlı Yahudilerin dünya egemenliğini ellerine geçirme planları anlamı çıkartılabilecek, doğruluğu kanıtlanamamış belgeler, 1903 yılında Rusya’da yayınlanmıştır. Birçok dile çevrilerek Kuzey ve Güney Amerika ile, hemen her Avrupa ülkesinde yayınlanan bu belgeler, bugün bile Yahudi düşmanlığının propaganda öğesidir. Yahudiler, bu belgelerle dünya ya, yıkıcı yer-altı siyasi hareketi olarak tanıtılmışlardır.89 Yahudilerin, dünya egemenliğini ele geçirmek isteyen Marksist, Komünistler oldukları belirtilmiştir.90 Böylece, Yahudilerin, toplu olarak yok edilmeleri için hazırlanan programa haklı bir zemin oluşturulmaya çalışılmıştır.
85 Cumhuriyet Gazetesi, 11 Ocak 1995, s. 1.
86 Siyonizm: Bağımsız bir Yahudi devleti kurmayı amaçlayan hareket (N. DE LANGE, a.g.y., s.131).
87 M. DUVARGER, a.g.y., s. 29.
88 M.DUVERGER, a.g.y., s. 11.
89 N. DE LANGE, a.g.y., s. 59,61.
35
Dinî Nedenler
İncil’de, Yahudilerin kültürel ve geleneksel karakter özelliği olumlu anlatılmasına rağmen, atalarının İsa’nın ölümünden sorumlu tutulmaları, onları da eski vasiyetin içine sokmuştur.91 Dinî inançlarına göre; Hıristiyanlar, Yahudileri, İsa peygamberin çarmıha gerilerek öldürülmesine neden oldukları gerekçesi ile suçlamışlardır.
Ayrıca, Yahudiler, İsa’yı Allah’ın oğlu Mesih olarak kabul etmemişlerdir. Bu nedenle, Hıristiyanlığı da tanımadıkları ve Hıristiyanlığa karşı oldukları söylenmiştir.92 Kiliseler, bu dinî gerekçeleri ileri sürerek, halkı, Yahudiler aleyhinde kışkırtmışlardır.
Psikolojik Nedenler
Sigmund Freud, “Der Mann Moses und die monotheistische Religion” (Musa ve Tek Tanrılı Din) adlı kitabında, Yahudi düşmanlığının temelinde, Hıristiyanlığa duyulan gizli bir nefretin olduğunu ileri sürmüştür. Maurice Samuel’de, Yahudi düşmanlığını, Hıristiyanlığa ve Hıristiyanlara duyulan gizli nefretin ifadesi olarak yorumlamıştır. Hitler’in kitabı “Mein Kampf” (Kavgam) 'da Yahudi karşıtı ideolojisini, Yahudi düşmanlığı ile zor örttüğünü belirten Samuel, gerçekte Hitler’in Hıristiyanlık çağının insanlığa yaptıklarını sona erdirmeyi amaçladığını, Hıristiyanlığa duyduğu nefreti Nazi-Faşizminin ideolojik düşmanı olan düşünce sisteminin evrensel temsilcisi Yahudilere yönelttiğini belirtmiştir.93 Siyasi nedenler içinde de belirttiğimiz gibi, Yahudiler Marksist Komünistler olarak suçlanmışlardır.
Yahudiler, fantezileri olmayan Materyalistler olarak tanımlanmış ve sahiplenici, şekillendirici üstünlükleri nedeniyle de sevimsiz bulunmuşlardır.94 Böylece ırkçı düşünceye haklı nedenler bulunmaya çalışılmıştır.
90 Hans ORNSTEIN, Der antijudische Komplex, Europa Verlag, Zürich, 1949, s.97
91 H.ORNSTEIN,a.g.y.,s.97.
92 H.ORNSTEIN,a.g.y., s.7.
93 H.ORNSTEIN, a.g.y., ss. 12-13.
94 H.ORNSTEIN, a.g.y., s. 8.
36
Önyargılar
Yahudilerin sayısız olumsuz özelliği kendilerinde topladığını, iş yaşamında açgözlü, görgüsüz ve hilekar oldukları, edebiyatı yozlaştırdıkları sanata soysuzluğu kattıkları, sevimsiz, esrarengiz ve ezeli serseriler oldukları vb. önyargılar kuşaktan kuşağa aktarılmıştır.95 Bu tip, köklü, sağlam yerleşmiş önyargılar, bütün halk grupları ya da halkın büyük bir kısmını etkisi altına alırsa anlam kazanıp, etkili ve tehlikeli olup yayılır.96 Bunun sonucu, Hitler Almanya'sında altı milyon Yahudi’nin katliamı ile ortaya çıkmıştır. Ülkeyi yönetenler, ekonomik bunalımların yaşandığı dönemlerde başarısızlıklarını örtbas etmek için suçu üzerine atacakları yabancıları göstererek, halkın dikkatini onların üzerine çekmektedirler. Bunu gerçekleştirmek için geçmişte kiliseyi ve dini kullanmışlardır. Günümüzde ise, basın bu konuda etkili olmaktadır.
II. DÜNYA SAVAŞI’NDAN SONRA FEDERAL ALMANYA İLE DEMOKRATİK ALMANYA’NIN BİRLEŞMESİNE KADAR OLAN DÖNEMDE YABANCI DÜŞMANLIĞI
8 Mayıs 1945’de Berlin’de imzalanan anlaşma ile II. Dünya Savaşı sona ermiş ve Almanya teslimiyeti kabul etmiştir. Bu tarih, III. Reich’ın da, yıkılış tarihi olmuştur. 5 Haziran 1945’de imzalanan Dörtler Antlaşması ile Almanya’nın yönetimi, Müttefikler Arası Kontrol Komisyonu’na verilmiştir. Bunun nedeni, Almanya’nın bir kez daha dünya devleti olma çabasına engel olmaktır. Almanların soykırım ve savaş suçları nedeni ile cezalandırılarak, demokrasi anlayışı ile yeniden eğitilmeleri istenmiştir.97 17 Temmuz-2 Ağustos 1945 tarihleri arasında, amacı savaş sonrası bir Avrupa düzeni kurmak olan Potsdam Konferası’nda, üzerinde anlaşma sağlanabilen sorunlar, Almanları Nazilikten ve militarizmden arındırarak, onlara demokrasi eğitimi verilmesi ve ekonomide merkeziyet sisteminin ortadan kaldırılması olmuştur. Bundan başka Batılılar, Almanların, Polonya, Macaristan ve Çekoslovakya’dan çıkarılmasını öngören kararı onaylamışlardır. Bu nedenle, 6,75 milyon Alman zorbalıkla yerlerinden yurtlarından sürülmüşlerdir. Anlaşmanın diğer maddelerine göre; işgal devletleri, savaş tazminatını kendi bölgelerinden sağlayacaktır. İşgal bölgelerinde Alman partileri ile yönetim organlarının kurulmasına başlanmıştır. Özellikle Sovyet bölgesinde sıkı bir disiplin
95 H.ORNSTEIN, a.g.y., s. 8.
96 H.ORNSTEIN, a.g.y., s. 36.
37
altında hızla ilerlemiştir. Üç Batı bölgesinde ise, politik yaşam, tabandan tavana doğru gelişim göstermiştir. Doğu ve Batı egemenlik sistemleri arasındaki anlaşmazlık ve işgal bölgelerinde tazminat politikasının farklı uygulanması, tüm Almanya’yı kapsayan maliye, vergi, hammadde ve üretim politikalarını engellemiştir.98 Almanya, Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Sovyetlerin yönetimine verilen Doğu Almanya ile İngiliz, Fransız ve Amerika'nın yönetimindeki Batı Almanya'da ekonomik ve sosyal gelişmeler farklı olmuştur.
Federal Almanya
Batı Almanya 1946 yılından itibaren Amerika’dan dış yardım almaya başlamıştır. Fakat en önemli yardımı 1948-1952 yılları arasında 1,4 milyar dolar olarak “Marshall Planı” ile almıştır.99 Bu sırada Doğu bölgesinde, sanayi sosyal yönden geliştirilmeye çalışılmıştır. Batı’da anayasa hazırlanmış, geçici özelliğini belirtmek üzere “Temel Anayasa” denilmiştir.100 Kesin anayasanın ancak Alman birliğinin yeniden kurulmasından sonra kabul edilmesi amaçlanmıştır.
Batı Almanya’da 1947’de ilk serbest seçimi Hıristiyan Demokrat Parti kazanmıştır. Batı ülkeleri komünizme karşı cephe alırken, Sovyet Blok’unda komünizm güçlenmiştir. 1948’de İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg arasında imzalanan Brüksel Antlaşması, savunma birliğinin yanı sıra iktisadi ve kültürel işbirliğini de öngörüyordu ve Sovyet ideolojisi karşısında Atlantik medeniyeti kavramını ortaya çıkarmıştı. Güçlenen Sovyet Blok’u karşısında dengeyi sağlamak için Brüksel Antlaşmasına imza atan ülkelerle, Kanada, Danimarka, İzlanda, İtalya, A.B.D., Portekiz arasında 4 Nisan 1949’da Kuzey Atlantik Paktı (NATO) adını alan antlaşma imzalanmıştır. Türkiye ve Yunanistan 22 Ekim 1951’de Nato’ya katılmışlardır.101 Batı Almanya, Doğu Almanya'dan tamamen farklı bir gelişim göstermiştir.
18 Nisan 1951’de Fransa, Federal Almanya, Belçika, İtalya, Hollanda,
97 A.HOFFMANN, İşte Almanya, Çev. Belma Demircan, Societäts Verlag, Frankfurt/Main, 1992, s.88.
98 A.HOFFMANN, a.g.y., s. 91.
99 Marshall Planı, A.B.D. Dışişleri Bakan Yardımcısı General Marshall, alış-veriş serbestliğini yeniden kurmanın ve böylece komünizm tehlikesini engellemenin tek çaresinin batı ülkeleri arasında sıkı bir dayanışma olduğunu ileri sürerek Birleşik Devletlerin Avrupa Ülkelerine İktisadi alanda yardım etmesini istedi.
100 A.HOFFMANN, a.g.y., s. 93.
101 Dünya Tarihi Ansiklopedisi, Milliyet Yayınları, İstanbul, 1991, ss. 318-321.
38
Lüksemburg’u birleştiren Avrupa Kömür Çelik Antlaşması ve 27 Mayıs 1952’de ABD, İngiltere, Fransa ile Federal Almanya arasında, Avrupa Savunma Birliği Antlaşması imzalanmıştır. 20 Ekim 1954 tarihinde imzalanan Antlaşma ile Federal Alman Cumhuriyeti’ni de içine alan Batı Avrupa Birliği kurulmuştur.102
Altı milyon Yahudinin Naziler tarafından sistemli soykırımından sonra, Yahudiler ile Almanlar arasında başlayan barışın gerçekleşmesine Adenauer ile İsrail başkanı Ben Gurion arasındaki yoğun kişisel ilişki yardımcı olmuştur. Adenauer, 1961 yılında yaptığı konuşmada, Nasyonal-Sosyalist geçmişten tamamen koptuklarını, ancak bunu, manevi tazminatın yerine getirilmesi halinde kanıtlayabileceklerini söylemiştir. 1952 yılında Lüksemburg’da yapılan bir antlaşma ile Yahudi göçmenlerin İsrail’e yerleşmelerine yardım amacı ile tazminat ödenmesine karar verilmiştir. Ödenen 90 milyar Mark’ın yaklaşık üçte biri İsrail ile Yahudi örgütlerine, özellikle, tüm dünyada takibe uğramış Yahudilerin çıkarlarını korumak üzere kurulan Jewish Claims Conference’a verilmiştir. İki ülke arasında diplomatik ilişki ancak 1965 yılında başlayabilmiştir.103 Hitler, Yahudileri soykırımla tüketememiştir. Buna karşılık onlar kendilerine bir yurt elde ederek amaçlarına ulaşmışlardır.
Federal Almanya’nın kuruluşunun ilk yıllarında, gelişen ekonominin işçi ihtiyacı Doğu bölgelerinden sürülen Almanlarla, Demokratik Almanya’dan kaçan Almanlar tarafından karşılanmıştır. 1961 yılında Berlin Duvarı’nın örülmesinden sonra, yabancı işçi istihdam edilmeye başlanmıştır. 1965 yılında bir milyonu bulan yabancı işçi sayısı, en yüksek düzeyine 2,6 milyonla 1973 yılında ulaşmıştır.104 1973 yılından itibaren Avrupa Topluluğu ülkeleri dışında işçi alımını durduran Federal Almanya, buna gerekçe olarak dünyanın yaşadığı ekonomik bunalımı göstermiştir. Sadece burada bulunan işçilerin eşleri ve çocuklarını almalarına izin verilmiştir. Bu dönemde Federal Almanya’da bulunan 910.500 Türk nüfusu, çocukların ve eşlerin getirilmesi ile 1.100.000’e yaklaşmıştır. Almanya’da yabancı düşmanlığı, özellikle Türk düşmanlığı 1973 yılında yaşanan bu olaydan sonra başlamıştır.105 Bu tarihe kadar yabancıların bir süre sonra memleketlerine döneceğini düşünen Almanlar, eşlerini ve çocuklarını
102 Dünya Tarihi Ansiklopedisi, a.g.y., s. 339.
103 A.HOFFMANN, a.g.y., ss. 99-100.
104 A.HOFFMANN, a.g.y., s. 196.
105 Ahmet Atilla DOĞAN, “Almanya'ya Türk Göçü ve Türkçe Yayın Yapan Radyo Televizyonlar”, (İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi), İstanbul, 1994 s. 33.
39
yanlarına aldırmaları ile hayal kırıklığına uğramışlardır.
Federal Almanya’da, Demokratik Almanya ile birleşmeden önce yabancılara karşı birçok saldırı olmuştur. Bunlara örnek olarak 1983-1989 yılları arasında aşağıda tarihlerine göre verilen saldırılar gerçekleştirilmiştir:
1983’de 76
1984’de 91
1985’de 123
1986’da 189
1987’de 195
1988’de 193
1989’da 264
olmak üzere giderek artış gösteren toplam 1131 saldırı yapılmıştır.106 Yukarıda verdiğimiz rakamlardan anlaşıldığı gibi, yabancılara yönelik saldırılar iki Almanya’nın birleşmesinden çok önce başlamıştır.
Demokratik Almanya
Demokratik Almanya Cumhuriyeti 1949 Ekim’inde kurulmuştur. Dünyada sekizinci en büyük ekonomik güç olan, fakat dünya işçilerinin gözünde çekim merkezi haline gelmemiş, ileri ekonomisinin barındırdığı sosyal gücü inkar eden Stalinist bir sistem geliştirmiştir. Bunun nedeni, ülkenin, halk tabanından değil, dışarıdan dayatma ile kurulması ve ulusal geçerliliğinin olmamasıdır.107 Federal Almanya'dan farklı bir gelişim gösteren Doğu Almanya’da, çoğu Doğu Alman, Batı Alman televizyonunu izleyebildiği ve pek çok kişi Batı Alman ziyaretçi ya da akrabaları ile doğrudan ilişki kurabildiğinden, diğer bütün Doğu Avrupa toplumlarından dışarıya en açık olanıydı.108 Fakat baskıcı yönetimi, gizli polis, SED (Komünist Birlik Partisi) egemenliği halk ile yönetim mekanizmasının birbirine giderek daha çok yabancılaşmasına neden olmuştur. Merkeziyetçilik ve plan ekonomisi sonucunda kaynakların tükenmesi ve verimdeki azalma sonucu Batı’dan sık sık borç alınmış, yaşam düzeyi gittikçe düşmüş, benimsetilmeye çalışılan çıkar düşkünü, sınıf düşmanı Batı imgesi, seksenli yılların başında artık anlamını yitirmiştir.
106 K.SÖYLEMEZ, a.g.y., s. 24.
107 Ragıp ZARAKOLU (Der.), “Doğu Avrupa Dosyası”, Alan Yayınları, İstanbul, 1990, ss. 101-102.
40
FEDERAL ALMANYA İLE DEMOKRATİK ALMANYA’NIN BİRLEŞMESİNDEN SONRA YABANCI DÜŞMANLIĞI
Federal Almanya’da 1970’li yıllarda başlayan, 1980’li yıllarda artan yabancı düşmanlığı ekonomik sorunlara paralel olarak gelişme göstermektedir. İki Almanya’nın birleşmesi ile artan ekonomik sorunlar yabancı düşmanlığının tırmanmasına neden olmuştur.
Birleşmeyi Hazırlayan Nedenler
Sovyet yöneticileri 1948’de Marshall Planı’nı reddetmiş, sınırsız tabii kaynakları ve müttefiklerine zorla kabul ettirdikleri dış ticaret rejimi ile ekonomiyi idare etmeye çalışmışlardır. Ekonomi kötüye gitmeye başlayınca alınan önlemlerle düzeltilmeye çalışılmış, fakat 1979 Afganistan olayı ve silahlanma yarışı nedeniyle başarısızlığa uğramıştır. 1985’de iktidara gelen Mihail Gorbaçov yenileştirme çalışmasına girişmiştir. Bu yenileştirmeler, ekonomik başarısızlığın siyasi ve sosyal yanlarını da kabul ettiğinden daha başarılı olmuştur.109 Aralık 1987’de ABD ile silahsızlanma antlaşması imzalanmış, nükleer füzeler imha edilmeye ve Afganistan’dan çekilmeye başlanmıştır. Ekim 1988’de Gorbaçov devlet başkanı seçilerek, 1989’da ilk serbest seçim yapılmıştır.110
1988 yılından itibaren SSCB’nin içten parçalanma ihtimali belirmiş, Baltık Cumhuriyetleri, Azerbaycan, Özbekistan, Gürcistan, Ukrayna, Moldova gibi cumhuriyetlerde beliren milliyetçilik uyanışları, Rus emperyalizminin bu konuda da çökmekte olduğunu göstermiştir.111 Doğu’daki bu gelişmelerden, bu blok’a dahil olmayan komünist ülkelerden Yugoslavya ve Arnavutluk etkilenmişlerdir.112
Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde 1989’da başlayan dönüşüm, üstesinden gelinemeyen ekonomik gerileme, özelleştirmenin gerçekleştirilememesi, gelir dağılımındaki adaletsizlik, artan işsizlik, etnik ve sosyal çatışmalarla yılgınlığa yol
108 R.ZARAKOLU, a.g.y., s. 110.
109 Dünya Tarihi Ansiklopedisi, a.g.y., s. 391.
110 Dünya Tarihi Ansiklopedisi, a.g.y., ss. 391-392.
111 Dünya Tarihi Ansiklopedisi, a.g.y., s. 392.
112 Dünya Tarihi Ansiklopedisi, a.g.y., ss. 393-394.
41
açmıştır.113 Bunun sonucunda ise, gelişmiş ülkelere doğru göç olayı başlamıştır. Böylece, zaten ekonomik sorunlar nedeniyle bu ülkelerde yaşanan yabancı düşmanlığı giderek daha fazla artmıştır.
Federal Almanya ile Demokratik Almanya’nın Birleşmesi
Sovyetler Birliği'ndeki genel yumuşama, Demokratik Alman Cumhuriyeti’nde daha çok özgürlük, daha çok yenileştirme istemini güçlendirmiştir. Yapılan gösteriler devlet ve parti başkanı Honecker için aşırı olaylar olarak yorumlanmıştır. Berlin Duvarı’nın kaldırılması istemine karşı çıkmış, fakat Demokratik Alman Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 40. yıl kutlamaları esnasında yapılan büyük gösteriler üzerine istifa etmiştir. Yerine Egon Krenz devlet başkanı olmuştur. Gelişmelerin baskısı altında Bakanlar Konseyi ve Komünist Birlik Partisi Polit Büro’su istifa etmişlerdir. Berlin Komünist Birlik Partisi Bölge Sekreteri’nin verdiği yeni liberal gezi yasası haberi yanlış anlaşılınca, 9 Kasım 1989’da duvarı aşanlar olmuştur. Resmi makamlar bu olaya hiç tepki göstermemişlerdir.114 Böylece, yanlış anlama sonucu duvar açılmış ve daha sonra da kaldırılmıştır.
18 Mart 1990’da, 40 yıldan beri ilk kez serbest seçim yapılmıştır. 1 Temmuz 1990’da ekonomik, parasal ve sosyal birliğin kurulması için gerekli plan kararlaştırılmıştır. 31 Ağustos 1990’da da birleşme antlaşması imzalanmıştır. 3 Ekim 1990’da, Federal Almanya’ya katılan Demokratik Alman eyaletleri Federal Alman toprakları olmuştur. Temel Yasa’da bazı değişiklikler yapılarak eski Demokratik Almanya’da da yürürlüğe girmiştir.115 Birleşme ve iki-artı Dört Antlaşmalarının onayı ile ABD, Fransa, İngiltere ve Sovyetler Birliği’nin, Berlin ve Almanya üzerindeki hak ve sorumlulukları sona ermiştir.116 Böylece, II. Dünya Savaşı sonucu parçalanan Almanya 45 yıl sonra yeniden birleşmiştir.
113 Tarık DEMİRKAN, "Doğu Avrupa Nereye Koşuyor?", Cumhuriyet Gazetesi, 15Temmuz 1995 s.10.
114 A.HOFFMANN, a.g.y.,ss. 108-110.
115 A.HOFFMANN, a.g.y., ss. 111-112.
116 A.HOFFMANN, a.g.y., ss. 112-114.
42
Birleşen Almanya’daki Değişiklikler ve Bunların Yabancı Düşmanlığına Etkileri
Soğuk Savaş sırasında Doğu ile ilişkilerin kesilmesi sonucu Federal Almanya batıya yönelmiş, Avrupa ile bütünleşme sorununu halletmeye çalışmıştır. Demokratik Almanya ile birleştikten sonra yeni bir kimlik sorunu ile karşı karşıya kalmıştır.117 Ortak kimlik arama ve yaratma çabası ile dışlama, saldırganlık arasında bir ilişki kurmak mümkündür. Her bireyin bir "ben", bir de "biz" ideali vardır. Birey kendisinin biz idealini ulusallaşmakta bulmaktadır. Ortak kimlik biçimi olarak ulusallık bu nedenle bunu tercih eden bireyin parçasıdır ve kendi ortak kimliğinin iyi ve olumlu tanımını yapabilmesi için kötü ve olumsuzu belirgin ve değişmez bir biçimde tanımlayabilmesine bağlıdır. "Biz"in belirgin ve açık tanımlaması "biz"e ait olmayanın tanımlanmasına ve dışlanmasına bağlıdır. Dışlama ortak kimlikte kaçınılmaz bir durumdur.118 Bu nedenle, birleşen Almanya'da ortaya çıkan kimlik sorunu ortak kimlik arama ve yaratma çabası ile en farklı olan yabancılara karşı dışlama ve saldırganlık olayını ortaya çıkarmıştır. Kimlik bunalımının yanında, ekonomik, sosyal, siyasal alandaki değişikliklerin yabancı düşmanlığına etkisini ve yazılı basının bu konudaki rolünü şöyle açıklayabiliriz:
Ekonomik Alanda
Komünizmin çökmesi ile demokratik ülkeler, eski Doğu Blok’u ülkeleriyle ekonomik ilişkileri güçlendirebileceklerini ummuşlardır. Fakat bazı ülkelerde çıkan milli özgürlük savaşları nedeniyle daha fazla yoksulluk ve döviz darboğazı baş gösterdiğinden bu ülkelerle beklenen ticari ilişkiler gerçekleşememiştir. Doğudan gelen sığınmacı akını zaten kendileri için az olan ev ve iş yeri nedeniyle onları korkutmuş, bunun sonucunda, yabancılaşmadan duyulan korku ve yabancı düşmanlığı tepkisi baş göstermiştir. Birçok Üçüncü Dünya ülkesinde ve eski Doğu Blok’u ülkelerinde ekonomik gerileme, borçlanma, ödeme güçlüğü dış ülkelerden talebi azaltmıştır.
Batı’daki ekonomik gerileme nedeniyle Almanya’da işsizlik rekor düzeye yükselmiştir. 1993 Kasım verilerine göre; Doğu ve Batı Almanya’da toplam 3.524.000 işsiz tespit edilmiştir. Bunlardan 2.358.000’ini eski Federal Almanya eyaletlerindeki
117 Daniel Cohn-BENDİT, "Vatanımız Babil: Çokkültürlülük ve Demokrasi Mücadelesi" NPQ Dergisi, Cilt: 2, Sayı: 6, İstanbul, 1993, s. 6.
118 Taner AKÇAM, "Ulusal Meseleye Bir Kolektif Kimlik Sorunu Olarak Yaklaşmak", Birikim Dergisi, (2.b.), 45/46, İstanbul, 1992, ss.24-26.
43
işsizler oluşturmaktadır.119 Birleşmenin getirdiği yükle artan ekonomik bunalım ve buna paralel olarak gelen göç akını, varolan yabancı düşmanlığının daha fazla artmasına yol açmıştır.
Sosyal Alanda
Doğu Almanlar, II. Dünya Savaşı’nın faturasını kendilerinin ödediğini, Batı Almanya’nın batı ülkelerinin yardımı ile refaha kavuştuğunu, bunun kendilerinin de hakkı olduğunu düşünerek Batı Almanlara kızmaktaydılar. Batı Almanlar ise, Doğu Almanların tembel ve hantal olduklarını, biz çalıştık, yaptık, onlar, bizim yaptıklarımıza ortak oluyorlar, demekteydiler. Sonuçta, her iki tarafta öfkesini, ülke ekonomisine çok büyük katkısı olan, vergisini veren, hatta Doğu Almanlar için dayanışma vergisi ödeyerek onların kalkınmasına yardımcı olan yabancılara yöneltmişlerdir.
Federal Almanya’da şiddet eylemleri 1980 Ağustos’unda iki Vietnamlı sığınmacının öldürülmesi ile başlamıştır.120 1983 ile 1989 yılları arasında Federal Almanya’da yabancılara yönelik 1131 saldırı yapılmıştır.121 Federal Almanya’nın Demokratik Almanya ile birleşmesinden sonra artan saldırıların çoğunluğu Batı Almanya’da gerçekleştirilmiştir. 1990-1993 yılları arasında Batı Almanya ve eski Doğu Almanya topraklarında yapılan saldırıları bunlara örnek olarak verebiliriz:
119 Reutlinger General-Anzeiger, 6 Kasım 1993, s.2.
120 Hans Magnus ENZENSBERGER, "Yeraltındaki Vatanımız İçin Blues", NPQ Dergisi, Cilt : 2, Sayı:6
İstanbul, 1993, s.15.
121 K. SÖYLEMEZ, a.g.y., s. 24.
44

Batı Almanya 70
1990
Doğu Almanya 36
Batı Almanya 990
1991
Doğu Almanya 493
Batı Almanya 1719
1992
Doğu Almanya 865
Batı Almanya 748 (ilk altı ay)
1993
Doğu Almanya 223122
Yukarıda tabloda görüldüğü gibi, iki Almanya’nın birleşmesinden sonra, 1990-1993 yılları arasında Batı Almanya’da, 3727 saldırı, eski Doğu Almanya topraklarında ise, 1617 saldırı yapılmıştır.
Bu saldırılar sonucu, 1991’de üç kişi, 1992’de 17 kişi, 1993’de de 9 kişi yaşamını yitirmiştir.123 Yabancıların kaldıkları binalara, gençlere, çocuklara, Yahudi mezarlıklarına, toplama kamplarındaki anıtlara, Almanlar arasındaki zayıf unsurlara yönelik saldırılar giderek artmıştır.124 Yukarıda verilen tabloda, Nazi Almanya’sındaki düşünce yapısının devam ettiği ve yapılan saldırıların sadece yabancılarla sınırlı kalmadığı görülmektedir.
Siyasal Alanda
Almanya’da sosyal ve ekonomik koşullar, ulusal zayıflığı, ulusal bunalıma dönüştürmüştür. Bugün Almanya’da işsizlik oranı 1993’teki oranın çok üzerine
122 K. SÖYLEMEZ, a.g.y., ss. 24-25.
123 K. SÖYLEMEZ, a.g.y., s. 25.
124 Richard WEİSÄCKER, "Beethoven'ın Ülkesinde Yabancılar", NPQ Dergisi, Cilt : 2, Sayı : 6, İstanbul, 1993, ss. 9-10.
45
çıkmıştır. Ülkenin doğu kesiminde gençlerin ne işi, ne de gelecekten umudu kalmıştır. Rostock’da genç erkekler arasında işsizlik oranı yüzde 60’ı aşmıştır.125 Bu durum, yabancılara duyulan düşmanlığın daha fazla artmasına neden olmuştur.
Birleşmeden bu yana Almanya’da milliyetçi/neofaşist akımlar güçlenmiş ve bunların yarattığı şiddet tırmanmıştır. Bu süreç içinde kundaklanan sığınmacı yurtlarının sayısı neredeyse yüzlere ulaşmış, Çingenelere, Yahudi Almanlara, özürlülere, eşcinsellere, punklara, yersiz yurtsuzlara, solculara ve yalnız yaşayan kadınlara yapılan saldırılar giderek artış göstermiştir.126 Yukarıda belirtildiği gibi, saldırılar yabancılarla sınırlı kalmamaktadır. Alman politikacıları beceriksizliklerinin bedelini daha önce Yahudilere ödetmişlerdir. Günümüzde de tutumlarında değişiklik olduğunu söylemek mümkün olamamaktadır.
Dünya Soğuk Savaş süresince, küresel taşlaşmış düzenin kurbanı olmuştur. Fakat dayatılan bu düzenin yıkılması, küresel yoksulluk göçünü ortaya çıkarmıştır. Gelişmiş ülkelere başlayan göç akınları zaten varolan yabancı düşmanlığının daha fazla artmasına neden olmuştur.
Almanya’da politikacılar yabancı düşmanlığını ekonomik dalgalanmalarda gerekçe olarak kullanmışlardır.127 İşsizlik, Alman ekonomisinin bunalımı gibi gerekçelerle yabancıları ülkelerine göndermeye çalışan siyasetçiler, yeni yabancıların ülkelerine gelmesini de vize vb. uygulamalarla engellemeye çalışmaktadırlar.
Bugün Almanya’da insanların yakılmasının sorumluluğu sadece faşist gruplara ait değildir. Bunun gerçek sorumluları yıllardan beri yabancılara karşı bölücü siyaset izleyen hükümetler ve Almanya’nın ırkçı geleneğidir.128 Bu geleneğe göre; Alman vatandaşı olabilmenin şartı, Alman kanından anne ve babadan doğma koşuluna bağlanmaktadır.
Alman siyasetçileri gerçek sorunları çözmekte yetersiz kaldıklarında halk arasında korku ve panik yaratarak iktidarı sürdürmeye çalışmaktadırlar. “Sığınmacılar seli”, “Almanya’nın sığınmacılar tarafından işgali” vb. deyimler kullanarak yabancıları
125 Heiner MÜLLER, "Almanya'nın Kimlik Bunalımı", NPQ Dergisi, , Cilt : 2, Sayı : 6, İstanbul, 1993,
s. 18.
126 Ayşe ÖKTEM, "Almanya, Türkiye ve Türkler Üzerine Dağınık Notlar", Birikim Dergisi, (2.b.),
45/46, İstanbul, 1992, s. 143.
127 Bahman NIRUMAND, Angst vor der Deutschen, Rowohlt Verlag, Hamburg, 1992, s. 193.
46
hedef olarak göstermektedirler.129 Böylece, onlarda korku ve buna bağlı olarak düşmanlık duygusu uyandırmaktadırlar.
Yazılı Basında
Yabancı düşmanlığının artmasında yazılı basının rolü büyük olmaktadır. Yaptıkları yayınla halkı yönlendirmekte, onlarda belli bir önyargının oluşmasına ya da güçlenmesine yol açmaktadırlar. Örneğin, National Gazetesi başlık haberi olarak, “Sığınmacı Mafyası, Yabancı Suçlarında Patlama” ve hemen altında: “Yabancılara Şiddet, Almanya için Reçete mi?” diye yazmaktadır. Yine aynı gazete, “Avrupa Birliği Sınırlarının Açılmasıyla Milyonlarca Suçlu mu Gelecek?” başlığının altında “Yakında Almanlardan Fazla Yabancı” başlığı kullanılmıştır.130 Mölln saldırısından sonra ise, yine aynı gazetede, “Mölln: Böyle Suçlular İçin Ölüm Cezası” başlığı atmıştır.131 Görüldüğü gibi, basın, önce halkı yabancılara karşı kışkırtmakta, daha sonra da yapılan saldırıları kınadığını, suçluların cezasız kalmaması gerektiğini yazmaktadır.
Quick dergisinde, Manfred Hart isimli bir polisle ilgili haberde: “Yabancı, koyu yüzler. Dilimizi anlamayan 76 insan. Almanya’da para arayan insanlar. Polis olmasaydım, ben de Dazlak olurdum” diye yazmaktadır.132 Böylece düşman olunacak yabancıların fiziksel görünümü farklı ve Almanca bilmeyenler olarak basmakalıp tasviri yapılmaktadır.
Bild gazetesinde, “Sığınmacılar-Bir Alman Problemi Üzerine Haber” başlığı altında Almanlara duygu sömürüsü yapan sahte sığınmacı hikayesi anlatılarak yabancılar hakkında olumsuz önyargıların oluşmasına neden olunmaktadır.133 Burada verilen mesaj, “bunlar bizi aptal yerine koyuyorlar, bizim iyi niyetimizden yararlanarak bizi sömürüyorlar”dır.
Bu tür haberlerle siyaset yapılmakta, önyargılar onaylanmakta, güçlendirilmekte
128 K.SÖYLEMEZ, a.g.y., s. 11.
129 K.SÖYLEMEZ, a.g.y., s. 43.
130 National Zeitung, 20 März 1992.
131 National Zeitung, 27 November 1992
132 M.SCHMIDT, a.g.y., ss. 213-214.
133 M.SCHMIDT, a.g.y., s. 219.
47
ve alevlendirilmektedir.134 Böylece, Almanlarda yabancılara karşı düşmanca duygular oluşturulmakta ya da artırılmaktadır.
1991 sonbaharında, Almanya’da, Hoyerswerda ve Saarlouis arasında sığınmacı yurtları yakılmış, 9 Eylül 1991 tarihli Der Spiegel dergisinde içi insan dolu bir gemi resmi ve “Gemi doldu” deyimi ile birlikte haber, “Zavallı Sığınmacılara-Göçebelere Saldırı” diye verilmiştir.135 Basın, halkı önce yabancılara karşı kışkırtmakta, daha sonra da yapılanı onaylamadığını belirtmektedir.
F.C. Delius, Bild gazetesinde, önyargıların belli bir noktaya kadar tırmandırıldığını, daha sonra işler sarpa sarınca dehşete kapılıp, ılımlı yayına başlandığını belirtmektedir.136 Aynı yayın anlayışının yukarıda örneğini verdiğimiz basın organlarında da uygulandığı görülmektedir.
Alman basını yabancıları sürekli sorun olarak yansıtmakta ve sağ radikalizmin Almanya’da gelişmesinde büyük rol oynamaktadır. Alman basını, Alman siyasetçileri gibi, Alman kamuoyunu kaybetmemek için olaylarda yabancıları suçlu gösterme eğilimindedir.137 Böylece, basının sığınmacılarla ve yabancılarla ilgili abartılı yazıları ve kışkırtmaları sonucu patlak veren olaylardan sonra siyasetçiler, yabancılarla ve sığınmacılarla ilgili kanunları daha rahat yapabilmektedir. Bir yerde basın, yaptığı yayınlarla halkı yabancılara karşı kışkırtmakta, Neonazileri ve siyasetçileri yönlendirmektedir. Bu durumda, basına büyük sorumluluk düşmektedir. Sağduyulu ve meslek ahlakına yakışır şekilde davranmaları, olayları tarafsız olarak değerlendirmeleri gerekmektedir.
134 Journalist, Nr. 9, September 1993, s. 12.
135 M.SCHMİDT, a.g.y., s. 213.
136 Y.PAZARKAYA, a.g.y., s. 72.
137 Unser Deutschland, a.g.y., ss. 113-114.
48

İKİNCİ BÖLÜM

ALMANYA'DA TÜRKLERİN DURUMU
1960’lı yıllarda Federal Almanya’ya işçi olarak giden Türkler farklı dinden ve kültürden gelmelerinden kaynaklanan sorunların dışında, yüzyıllardır Almanların bilinçaltına işlenen önyargılarla da mücadele etmek zorunda kalmışlardır.

ALMANYA'DA TÜRK DÜŞMANLIĞI
Çoğunluğu kırsal kesimden olan Türk işçileri, Federal Almanya’da bir süre çalışıp, ekonomik durumlarını düzelttikten sonra geri dönmek amacındaydılar. Almanların istekleri de bu doğrultuda olduğundan 70’li yıllara kadar önemli bir sorun yaşanmamıştır. Fakat bu tarihten sonra artan Türk nüfusu göze batmaya başlamıştır. Bu durum, bugün yaşanan Türk düşmanlığının altyapısını oluşturan tarihsel önyargıların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ekonomik çıkarlar bu düşmanlıkta belirleyici rol oynamaktadır.
Ortaçağ'da Türklerin Durumu
Türklerle Almanların ilk karşılaşması bundan yaklaşık bin yıl önce Haçlı Seferleri ile olmuştur.
Papalık, aslında ekonomik amaçlarla Haçlı Seferlerini hazırlarken tutucu bir yapı içinde bulunan yığınları harekete geçirmek için kamuoyu yaratmaya çalışmış, bu uğurda Müslümanlığı antitez olarak kullanmıştır.138 İsa düşmanlarına karşı savaşmanın ve kan dökmenin "Tanrı İsteği" olduğu düşüncesinin Hıristiyanlara aşılanması ile Batı’nın Katolik dünyası İsa'nın mezarının bulunduğu Kudüs kentini Müslümanların elinden kurtarmak için Müslüman Doğu'ya kutsal din savaşlarını başlatmıştır.139
Bu yıllarda (11. yüzyılda) Avrupa ülkelerinde kilisenin kullandığı ortak dil Latince olduğundan Haçlı Seferleri sırasında yazılan mektuplarda konu olan olay ve gelişmeler kilise yoluyla halka duyurulmuştur. Kiliseler bir anlamda mektuplarda öne sürülen
138 Güngör ONAL, Halkla İlişkiler, Türkmen Kitabevi, İstanbul, 1997, s. 3.
139 H.A. NOMİKU, a.g.y., ss. 18-37.
49
iddiaların yayılmasını sağlamış, çoğu Avrupa halkları gibi, Almanlar da Doğu'dan gelen tehlike olarak tanımlanan Türklere ilişkin ilk bilgi ve izlenimleri kilise üzerinden edinmişlerdir.140 Hıristiyan halkı Türkler aleyhine kışkırtmak isteyen kilise, düşünce ve duygulara seslenerek, maddi ve manevi çıkar kaynakları gösteren çalışmalar yapmıştır.
Türkler, dinsiz, hoşgörüsüz, kaba, hoyrat, yıkıcı, vicdansız, acımasız, ahlaksız, iğrenç eylemleri sonucu korkunç günahı işlemeye yatkın kişiler olarak kolayca önyargı oluşturacak şekilde basmakalıp tasvir edilmişlerdir.141 Hıristiyan halkı, Müslüman Türklere karşı kışkırtan kilise, günümüzde etkisini hâlâ sürdüren önyargıların oluşmasını sağlamıştır. Yıllarca halkı Türk tehlikesi ile korkutan kilise, Avrupalının bilinçaltına, Türklere karşı düşmanca duyguların işlemesi için çalışmalarını sürdürmüştür.
Ortaçağ’da Almanların dışında, Alman kültüründe İslam ve Türk imgesinin belirginleşmesi sürecine en kalıcı katkıyı yapanların başında İtalyan rahip Ricoldo de Monte Croce gelmektedir. Ricoldo de Monte Croce'nin yapıtlarında sergilediği İslâm imgesi özellikle Luther'i etkilemiştir. Luther, Ricoldo'nun İslâm ve Müslümanlar konusunda yazdıklarını üstlenerek Türklere uyarlanmıştır.142 Türkleri, Avrupalının acımasız düşmanı olarak gösteren Luther, yıllardan beri kilise tarafından kendi bilinçaltına işlenen önyargıları da ekleyerek, kilisenin Türklere karşı yürüttüğü olumsuz çalışmalara katkıda bulunmuştur.
18. Yüzyıla Kadar Türklerin Durumu
Ricoldo'nun "Kuran'ın Çürütülmesi" adlı yapıtını Almanca'ya çeviren Luther, Doğu'daki kötülüklerin kaynağı olarak Türkleri ve onların inancı Müslümanlığı, Batı'daki kötülüklerin kaynağı olarak da Papa’yı göstererek, Türkleri dış düşman, Papa'yı da iç düşman olarak tanımlamıştır. Bu konuya örnek olarak Luther'in İncil'in Daniel 11,36 g ve 2. Thess. 2,3; Daniel 7,25 ve Mattei 24,21 noktalarına dayanarak aşağıdaki yorumunu verebiliriz:
“(...) İncil’e göre; kıyamet gününde Hıristiyanlığı mahvedecek ve yok edecek iki zalim tiran vardı. Bunlardan birisi zihinleri hileyle ve yalan yanlış dualarla, gerçek Hıristiyanlığa ve İncil’e karşı kayıtsızlıkla bunu yapacaktır... Bu Papalığına kurulmuş
140 Onur Bilge KULA, Alman Kültüründe Türk İmgesi I, Gündoğan Yayınları, Ankara, 1992, s. 34.
141 O.B.KULA, I (1992), a.g.y., s. 35.
50
Papadır... Diğeri ise, kılıçla ve bedenlere en zalim biçimde zarar verecektir - bu da Türktür (...). 143
Türkleri kilise aracılığı ile tanıyan Hıristiyan halk, Haçlı Seferleri sonucunda gerçeklerin kendisine anlatılandan farklı olduğunu görerek uyandığından, papalığın ve kilisenin otoritesi sarsılmıştır. Uzun süre topraklarından uzak kalan kont ve düklerin topraklarını ele geçiren krallar, onların ülkelerine egemen olmaya başlamışlar ve zamanla Avrupa'da büyük ve güçlü devletlerin ortaya çıkmasını sağlamışlardır.
Katolik Kilisesi etkisini kaybetmeye ve parçalanmaya başlayınca, Haçlı Seferlerinde olduğu gibi, Hıristiyanları bir amaç doğrultusunda birleştirmek istemiş ve İstanbul’u alarak Avrupa’ya doğru ilerleyen Türkleri hedef olarak gösterip, yoğun bir Türk düşmanlığı propagandasına başlamıştır. Bunun için uydurulmuş mektuplar yazılmış, Hıristiyanların Hıristiyan olmayanlardan farklı olduğu vurgulanmıştır.144 Türkler aleyhine vaazlar verilmiş, çanlar çalınmıştır.145 Aşağıda uydurulmuş mektuba örnek olarak "Canavarların Savaşı" verilmektedir:
Yarısı at yarısı insan olan iki canavar, yani iki Türk sipahisi kanlı bir savaş sürdürürken, gökte kuyruğu bölünmüş bir göktaşı görülür; bu Doğu’nun ve Batı’nın hükümdarının Alman simgesidir; bir de Hıristiyan ordusunu simgeleyen bir kuş sürüsü belirir, onlar bu yarısı at yarısı insan olan canavarı yok ederler. Savaş bittikten sonra Sultan’ın önüne onun ayaklarını yalayan bir ejderha çıkar ama sonra ejderhanın burnundan kobralar çıkar (Barbaros ve onun gemileri). Bu kobralar diğer yılanları bir mağaradan kaçırırlar, bu da Tunus kralına karşı kazanılan zaferi simgeler. Son yılanlar Hıristiyan savaşçıları simgeleyen ve vaftizin sembolü bir kaynaktan çıkan arslanlar tarafından yenilir. Her ne kadar Sultan yarı at yarı insan canavara yardım etmek isterse de, Alman hükümdarını simgeleyen bir kartal tarafından yakalanır, Hıristiyan inancının sembolü olan bir kayığa konur ve orada vaftiz edilir. Hükümdarla Sultan kıyıya varınca, yedi beyaz giysili kadın, yani yedi erdem İncil’i simgeleyen beyaz bir at getirirler. Sultan
142 Onur Bilge KULA, Alman Kültüründe Türk İmgesi II, Gündoğan Yayınları,Ankara, 1993, s. 17.
143 Rudolf PFİSTER, Reformation, Türken und Islam, Cilt 10., Zürih, (1952-56), s. 362, M.SPOHN, a.g.y. içinde, s. 163.
144 M.SPOHN, a.g.y.,ss. 28-29.
145 M.SPOHN, a.g.y., ss. 30-31.
51
ata biner ve at üstünde ayrılır, rahipler ve kadınlar ise, ayin okur ve çiçekler atarlar.146
Dua için aşağıdaki örnek verilmektedir:
-Ey ulu merhametli Tanrım / bedenimizin ve ruhumuzun çektiği acılardan/ bütün kalbimizle sana yakınıyoruz / çünkü inançsızlıktan / çok ağır günahlar işledik/ bütün diğer acılara ve kötülüklere ilaç olması ve onları iyileştirmesi için bize büyüklüğünden gönderdin kutsama sözünü / nankörlükle ve bilerek saymadık/ küçük gördük ve onu kötüledik/ bu nedenle de senin öfkeni ve cezanı çoktan hakettik/ sen de bunu şu sıralarda bize gösteriyorsun. Ama sen günahkarın ölmesini değil, düzelmesini ve iyi insan olmasını istediğin için/ sen oğlunu/ efendimiz Hz. İsa’ya aramızda dua ettirdin / bizi çanlarımızın ve günahlarımızın ortasında bırakmadın; bu Hz. İsa bizim tek kutsal kurtarıcımız olarak bize yardım etsin ve senin öfkeni bizim üstümüzden alsın, bizi günahlarımızdan arındırsın (...)”147
Vaaza örnek olarak "Başrahip Çölestin'in vaazını" verilmektedir:
“Bilindiği ve bizim yaptığımız gibi üç kere çanla duaya çağrılması 15. yy.’dan kalmadır; o zamanlar bütün Hıristiyan alemi Türk gücünün düşmanca saldırılarından çok korkuyordu. O zamanlar Müslümanlarla çok tehlikeli bir savaşa girişmiştik ve insanlar onları kimsenin kurtaramayacağını düşündüklerinden zafer için tek umut, duaya sığınmak ve buna duyulan güvendi. Bu nedenle 1456 yılında, bu adı taşıyan üçüncü Papa olan Calixtus her gün öğle vaktinde bütün kiliselerde çan çalarak bir işaret verilmesini ve bütün Hıristiyanların diz çökerek Hz. Meryem’in Hıristiyan ordusuna kutsal yardımını esirgememesini istemelerini emretti. Bundan kısa bir zaman sonra Belgrad’da ve Macaristan’da Türklerin onarılmaz bir yenilgiye uğratılmasıyla sonuçlanan parlak ve kesin bir zafer kazanılınca, biraz bu olağanüstü başarı için duyulan şükrandan, biraz da dindar duygulardan dolayı o çan seslerini yalnızca öğle
146 Clarence Dana ROUILLARD, The Turk in French History, Thought and Literature (1520-1660), Paris, 1938, s. 40 vd.,M. SPOHN, a.g.y. içinde, ss. 162-163.
147 Georg SCHREIBER, DasTürkenmotiv und das deutsche Volkstum, Volk und Volkstum adlı yıllıkta. Görresi derneği ile bağlantılı olarak yayınlanan sosyoloji yıllığı, Münih, 3 (1938), s. 34, M.SPOHN, a.g.y. içinde, ss.159-160.
52
vaktinde, sabah ve akşam da İngiliz selamını tanımak için çalmaya karar verdiler.”148
Türk düşmanlığı nedeniyle İnebahtı Savaşı için yazılan aşağıdaki dinsel içerikli şarkı çarpıcı bir örnek olarak verilmektedir:
“Ey Hıristiyanlar, şu büyük acınıza bakın
Efendimiz Tanrı bizi nasıl da cezalandırıyor.
Artık bizi pişmanlığa çağırıyor
Kendimizi biraz yola sokmak için.
Komşularımızın acılarını paylaşmalıyız
Ama buna zamanımız yok.
Bize kim ne anlatırsa anlatsın
Bir kulağımızdan giriyor
diğerinden çıkıyor.
Biz Hıristiyanlar artık ne kadar aldırmaz oldukki
Birbirimize bir köpek ve domuz gibi bile saygı göstermiyoruz.
Kaç kişi susuzluk içinde
Kaç bin kişiyi Türk kesti
Aynı zamanda büyük paralar da aldı.
Gene de kaygısız
Yarın Türklerin gerçekten geleceği bilinse
Gene de keyfimiz bozulmuyor,
Günümüzü gün ediyor
Kumar oynuyor
İçki içiyor ve yiyoruz
Komşumuzu hep unutuyoruz.
Bu arada küfür edip bağırıp çağırıyoruz.
Fahişeliğin fiyatı ise, üç lira.
İşte böylesine aldırmasız
Ve buna rağmen iyi Hıristiyan olmak istiyoruz.”149
148 G. SCHREIBER, a.g.y.,s.31, M.SPOHN, a.g.y. içinde, s. 159.
53
16. yüzyılda Kilisenin Türk tehlikesini hedef göstererek yürüttüğü bu çalışmalara paralel olarak, Türkiye ve Türkler hakkında basılan kitap sayısı artmıştır. Bu yüzyılda "Türkendrucke" (Türk baskıları) adında insanlara, savaşlar, istilalar, yapılan eziyetlerin yanı sıra Türklerin örf ve adetlerini de anlatan bir gazete ortaya çıkmıştır. Bu gazetenin 2460 nüshasından 1000 tanesi Almanca olarak Almanya'da basılmıştır.150 Dış düşman olarak gösterilen Türklerin üzerinde dikkatlerin toplanmasıyla iç dinsel ve siyasal gerilimler bir süre arka planda kalmıştır. Türkler bütün insanlığı tehdit eden bir unsur olarak ele alınmış (Kıyamet Günü anlamı) ve din adamları tarafından oluşturulan Türk imgesi belirlenerek Avrupalının bilinçaltına işlenmiştir. Türkler aleyhine yürütülen bu propaganda, Türklerin II. Viyana kuşatmasında başarısız olması ve Türklerin yenilmez olduğu düşüncesinin ortadan kalkması ile sona ermiştir151. Türkler hakkında olumsuz imge oluşturan şarkılar ve operalara, bu tarihten sonra kaba, barbar, zalim Türk imgesinin yanında Hıristiyan halkın kendini üstün gördüğü alaycı şarkılar eklenmiştir.152 1453'de Türklerin İstanbul'u alması ile başlayan "Türk Korkusu", 1683'de Türklerin II. Viyana Kuşatması’nda yenilmesi ile yerini "Türkleri küçümseme" duygusuna bırakmıştır. Fakat bu tarihe kadar Katolik Kilisesinin Türkler aleyhinde yaptığı çeşitli çalışmalar semeresini vermiş, Hıristiyan halkın bilincine "zalim, barbar Türk" imgesi işlenmiştir.
Türklerin İstanbul'u alması ile başlayan "Türk Korkusu" birçok bilgin ve din adamını bu dönemde Türklerin kökenini araştırmaya yöneltmiştir. Önemli her şeyin İncil'de kaydedilmiş olması gerektiğini savunan bazı din adamları Türklerin örf ve adetlerinin Yahudilere benzediğini kanıt göstererek, İsrael kavminden geldiklerini ileri sürmüşlerdir. Etimolojik araştırma yapan bilim adamları "Türk" sözcüğünden yola çıkarak halkın kökenini araştırmışlardır. Etimolojik yönden "Türk" adı "vahşi-kaba” gibi özelliklerle bağdaştırılmıştır. Tarihsel-mitolojik yönden ise, Türklerin, Avrupa’da zalim bir halk olarak tanınan İskitlerden türediği ileri sürülmüştür. Tüm bu araştırmalar sonuçta "Türk" sözcüğünün "Askeri güç ve zulüm" ile ilgili özelliklerle bağdaştırıldığını
149 G. SCHREIBER , a.g.y., s. 33 vd.,M. SPOHN, a.g.y. içinde, ss. 159-160.
150 Carl GÖLLNER, TVRCICA Die Türkenfrage in der Öffentlichen Meinung Europas im 16. Jahrhundert, Cilt III, Bükreş, Baden-Baden, 1973, s. 18, M.SPOHN, a.g.y. içinde, s. 25.
151 M.SPOHN, a.g.y. s. 54.
152 M.SPOHN, a.g.y. s. 83.
54
ortaya çıkarmaktadır.153 Kilise ve bilim adamlarının halkta önyargı oluşturmak için sarfettikleri büyük çabaların etkisi günümüzde hâlâ devam etmektedir.
Örneğin, Avrupa dillerinde, Türk kimliği ile ilgili olumsuz çağrışımlar yapan, hatta çoğu zaman yanlış tanımlar içeren sözcük ve deyimler bulunmaktadır. İspanyolca ve Fransızca’da yapılan kabahatin kolayca üstüne atılacağı, el altında bulunan suçlu anlamına gelen “Türk Kafası” deyimi, Almanca’da sahtekarlık anlamına gelen “Türken”, İngilizce’de vahşi, gaddar, yönetilmesi zor insan anlamına gelen “Türk” sözcükleri vb.154 Türkler hakkında yazılan şarkılarda da “Türk” adının zulüm ve acımasızlıkla eş anlama getirildiği görülür. “Türk gibi zalim”, “Türkler gibi konaklamak” sabit deyimler halinde kullanılmaktadır.155 Türklerle ilgili Alman dilinde kalan sözcüklere aşağıda birkaç örnek verilmektedir:
Einen Türken bauen (Bir Türk Kurmak) :1895’te Kaiser Wilhelm kanalının açılışında, hükümdar denizlerde seyreden bütün ulusların donanmaları için bir açılış yemeği verdi. Türk gemisi geçerken, bandonun müzisyenleri, Türk ulusal marşının notalarının kendilerinde olmadığını fark ettiler ve hemen bir Alman halk şarkısı olan “Guter Mond, du gehst so stille”yi (Güzel ay ne kadar sakinsin) çaldılar. Bundan dolayı “einen Türken bauen” (Bir Türk kurmak) o anda belki de doğaçlamayla oluşan bir şeyi sanki uzun zamandır üzerinde çalışılmış bir şeymiş gibi göstermek anlamına geliyor.156
Gugelhupf : Türk sarığı biçiminde bir şekerli çörek.
(1396’da kanıtlanmış)157
Kümmeltürke (Çöreotu Türkü): Halle bölgesinde okuyan üniversite öğrencileri için kullanılır. Orada çok çöreotu ekilirdi ve öğrencilere, ağızlarına biraz tat versin diye yolluk olarak verilirdi.
(1810’da kanıtlanmış)158
153 M.SPOHN, a.g.y. ss. 19-22.
154 Marc GALLE, Sevilmeyen Ülke Türkiye, Çev. Kaya Türkmen, Bilgi Yayınları, Ankara, 1995, s. 11.
155 M. SPOHN, a.g.y., s. 144.
156 M. SPOHN, a.g.y., s. 146.
157 Jacop GRIMM, Wilhelm GRIMM, Deutsches Wörterbuch, II Cilt, I. Bölüm, II. Kısım, Berlin Alman Sözlük Kurumu tarafından elden geçirilmiş, Leipzig, 1952, s. 1857., M. SPOHN, a.g.y. içinde, s. 147.
158 J. GRIMM, W.GRIMM, s. 1857, M. SPOHN, a.g.y. içinde, s.147.
55
Türk veya Sultan: Çok tehlikeli ve saldırgan saray köpeklerine verilen adlar.
(1802’de kanıtlanmış)159
Türken (Türklemek): Hayali bir düşmana karşı yapılan eskrim alıştırmaları; Askeri teftişlerde, geçit fotoğraflarında kullanılmak üzere hep tekrarlanması istenen alıştırma hareketleri. Yani birisini aldatmak anlamına geliyor.
(1900’da kanıtlanmış)160
Türkenblut (Türk kanı): Koyu kırmızı renkte bir şarap, kışlada bilinmeyen nedenlerle buna Türk kanı deniyordu.
(1716’da kanıtlanmış) 161
Türkenbund (Türk demeti): Türk sarığı biçiminde bir zambak türü.
(1817’de kanıtlanmış)162
Türkenmassig (Türk usulü): Sert koşullarda savaş vermek.
(1684’te kanıtlanmış)163

Türkenstecher (Türk canisi): Başkalarını cinayet ve katil ile tehdit eden kimse
(1663’te kanıtlanmış)164

Tarih kitaplarında Türkler için savaşçı, askeri emperyalist tanımlamaları bulunmaktadır. Türklerin bir yandan Müslüman oldukları için Araplara benzediği, inançlarının da demokratik olmayan diğer İslâmi devletlerinki ile aynı olduğu kanısı yaygındır.165 Diğer yandan Türklerin örf ve adetlerinin Yahudilere benzediği ileri
159 J. GRIMM, W.GRIMM, s. 1802, M. SPOHN, a.g.y. içinde, s. 147.
160 J. GRIMM, W.GRIMM, s. 1853, M. SPOHN, a.g.y. içinde, ss.147-148.
161 J. GRIMM, W.GRIMM, s. 1716, M. SPOHN, a.g.y. içinde, s.148.
162 J. GRIMM, W.GRIMM, s. 1857, M. SPOHN, a.g.y. içinde, s.148.
163 J. GRIMM, W.GRIMM, s. 1860, M. SPOHN, a.g.y. içinde, s.148..
164 J. GRIMM, W.GRIMM, s. 1861, M. SPOHN, a.g.y. içinde, s.148.
165 M.GALLE, a.g.y., ss. 10-11.
56
sürülerek, Israel kavminden türedikleri iddiaları ileri sürülmüştür. Bu durum, tarihten gelen önyargıların hâlâ devam ettiğini ve Almanların bu önyargıları değiştirmek gibi bir çabalarının olmadığını göstermektedir.
Alman tarih derslerinde Türkler, İslâm ve Haçlı Seferleri konularında, Hıristiyanlarla dinsizlerin karşılaşması şeklinde verilmektedir. Türklerin ve onların dini Müslümanlığın Avrupa'yı, dolayısıyla Almanya'yı tehdit ettiği, onlara karşı kendilerini korumaları gerektiği öğretilmektedir. Avrupa merkezli tarih görüşü aynı tarihi paylaşmayan insanları tanımadığından ayırımcı ve dışlayıcı etkisi olmaktadır.166 Günümüzde Türklerle Almanların farklılığı anlatılmak istendiğinde camide namaz kılan insanlar ya da başları bağlı, Kuran okuyan kızların görüntüsü verilmektedir. Türklerin Avrupa’yı istila edecek Müslümanlar oldukları önyargısı, bu basmakalıp görsel tasvirlerle sürekli hatırlatılarak, yüzyıllarca bilinçaltlarına işlenen “Türk tehlikesi” korkusundan kaynaklanan düşmanlık canlı tutulmaya çalışılmaktadır. Aşağıda bu konuyla ilgili yakın tarihten bir örnek verilmektedir:
167
Birleşmeden Önce Türklerin Durumu
Bütün kimliklerde görülen, dış düşmana karşı birlik ve bütünlük oluşturma süreci modern Avrupa’da Osmanlı ile gerçekleşmiş, onları birleştiren “Türk tehlikesi” olmuştur.168 1960’lı yıllarda Federal Almanya’ya işçi olarak giden Türkler, tarihten gelen
166 M.SPOHN, a.g.y., s. 142.
167 Der Spiegel, Nr. 48, 23.11.1998,s.165.
168 ATİLA ERALP(Der.), Türkiye ve Avrupa, İmge Yayınları, Ankara, 1997, s.63.
57
önyargılara rağmen belirgin bir düşmanlıkla karşılaşmamışlardır. 1970’lerin başında ekonominin bozulması ile Türkiye’den işçi alımı durdurulmuş, fakat daha önce buraya gelenlerin ailelerini yanlarına almalarına izin verilmiştir. 1973 yılında Türklerin nüfusu bir milyonu aşınca, Almanların bilinçaltına işlenen “Türk korkusu” Türk düşmanlığına yol açmıştır. Bu durum, 1980’li yıllarda ekonominin yeniden bozulması sonucu daha belirgin hale gelerek, gece işinden dönen Türklerin yolları kesilerek dövülmelerine ya da evlerinin kundaklanarak öldürülmelerine kadar varmıştır.
Birleşmeden Sonra Türklerin Durumu
18. yüzyıla kadar Alman halkına (Avrupalı Hıristiyanlara), Türkler ve onların dininin, devlet ve din adamları tarafından yapılan olumsuz propagandası, yayılan ve yerleşen olumsuz önyargılarla oluşturulan dış düşmanın varlığı, içerdeki siyasal ve dinsel anlaşmazlıkların çözümlenmesini kolaylaştırmıştır. Dış tehlike karşısında duyulan korku ile birleşen halk daha kolay denetlenip, yönetilmiştir. Türklerin askeri ve dinsel dış düşmanlar oldukları Almanların bilinçaltının derinliklerine işlenmiştir.
18. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar Türkler hakkında olumsuz önyargıların, fotoğraf sanatında Türk motifleri, Avrupa saraylarında Türk modası, Türk folkloru ve Türk mutfağı gibi öğeler nedeniyle değiştiği izlenimi uyanabilir. Fakat "Müzikte Belirlenmiş Türk İmgesi" konusu olumsuz önyargıların değişmediğini açıkça ortaya koymaktadır. 15.-17. yüzyıllarda duyulan Türk korkusunun yerini onlara karşı duyulan üstünlük duygusu almıştır. Artık bu zalim barbarlarla eğlenilmeye başlanmıştır.169 Kendilerine karşı tehdit unsuru olarak gördükleri Türklerle Yahudileri özdeşleştiren Almanlar bu konudaki duygularını zaman zaman yaptıkları çalışmalarla ifade etmişlerdir. Örneğin, 1938’de Alman faşist hükümetinin görevlendirdiği Hans Andre Almanların Doğuya Karşı Verdikleri Savaş konulu bronz gravür tasarımında Türk bayrağının ucuna “Yahudi Yıldızı” yerleştirmiştir. Bu gravür Türklerin Viyana yakınlarında yenildikleri Kahlenberg’e yerleştirilmek için yaptırılmıştır. Yahudiler ve Türkler Almanları tehdit eden unsurlar olarak görülmektedirler. Avrupa’da düşman simgeleneceği zaman sembol olarak “Türk tehlikesi” seçilmektedir.170
Yukarıda belirtilen nedenlerle, Almanya’da ırkçı saldırılara en fazla Türklerin hedef olmalarında, Almanların toplumsal bilinç altına işlemiş önyargıları ile korkularının
169 M. SPOHN, a.g.y., s.144.
58

da rol oynadığı söylenebilir. Altmışlı yıllarda iş göçü nedeni ile Federal Almanya’ya giden Türkler, sadece kültürel ve etnik kökenlerinin farklı oluşundan dolayı aşağılayıcı ve ayırımcı davranışlara hedef olmamışlardır. Bu davranışların arkasında güncel sorunlardan ve gelişmelerden başka, tarihsel birikimden kaynaklanan önyargılar da bulunmaktadır.
TÜRK DÜŞMANLIĞININ NEDENLERİ
Almanya’daki Türk düşmanlığının nedenleri ekonomik, siyasi, dinî, kültürel nedenler ve önyargılar olarak değerlendirilebilir. Bu nedenler aşağıda ayrı başlıklar altında incelenmektedir:
Ekonomik Nedenler
Almanlarla (Hıristiyan Avrupa) Türklerin (Müslüman) çatışmaları 11. yüzyılda ekonomik nedenlerle başlayan Haçlı Seferlerinden 18. yüzyıla kadar sürmüştür. Türklerin II. Viyana kuşatmasında yenilmeleri ile Müslüman Türklere karşı bakış açıları değişen Almanlar, II. Dünya Savaşı’ndan sonra iş gücüne ihtiyaç duyduklarında Türkiye'den gelen işçi göçüne kapılarını açmıştır.
50'li ve 60'lı yıllarda sanayide otomasyona geçemeyen Almanya 70'li yıllarda otomasyona geçmiş ve 1973 yılından itibaren Avrupa Topluluğu ülkeleri dışından işçi alımını durdurmuştur. Buna gerekçe olarak dünyanın yaşadığı ekonomik bunalımı gösteren Almanya, sadece burada yaşayan işçilerin eşlerini ve çocuklarını yanlarına aldırmalarına izin vermiştir. Türklerin hedef haline getirilmeleri 1973 yılında ailelerini yanlarına almaları ile başlamıştır. Bu tarihe kadar onların bir süre çalışıp geri döneceğini düşünen Almanlar, eşlerini ve çocuklarını yanlarına getirten Türklerin yerleşmeye başladığını düşünerek hayal kırıklığına uğramışlardır.
Federal Alman hükümeti tarafından çıkarılan bürokratik engeller ve yıldırma politikası sonucu 1970-75 yılları arasında Türk işçileri kitleler halinde Federal Almanya’yı terk etmişlerdir. 1973 yılında çıkarılan bir yasa ile Avrupa Topluluğu’na dahil olmayan ülkelerden işçi alımı durdurulmuştur. Bunun dışında, Bonn hükümeti 16 yaşından büyük çocukların Almanya’ya getirilmesi ve taşınma yasağı gibi ağır koşullar getirmiştir. Tüm bunlara rağmen 1978’lere kadar tabana yayılmış bir yabancı düşmanlığı olmamıştır. 1978’de J. Fest’in Nazi dönemini konu alan dokümanter filmi ile
170 M. SPOHN , a.g.y., ss. 143-145.
59
Federal Almanya’da “Nazi Almanyası”na özlem duyulmaya başlanmıştır.171 1981 yılında doların değer kazanması ile başlayan ekonomik bunalım ve artan işsizlik yabancı düşmanlığını daha fazla artırmış, gözlerin yabancılara ve özellikle de Türklere yönelmesine neden olmuştur.
1974-1984 yılları arasında aile birleşimi dönemi boyunca Federal Almanya’ya gelen Türk çocukları göç hareketinin niteliğini, sonuçlarını ve yan olgularını kalıcı bir şekilde değiştirmişlerdir172. 1972 yılına kadar Almanya’da yaşayan Türklerin %89’u işçi statüsündeydi. Bunların %91’ini erkekler oluşturuyordu. 1992 sonunda Federal Almanya’da nüfusu 1.856.000’e çıkan Türklerin sosyo-ekonomik konumları da büyük ölçüde değişmiştir. Bugün, Almanya’da yaşayan Türklerin %29’u işçi statüsündedir. Bunlardan çalışan kadınların sayısı % 45’e yükselmiştir. Almanya’da üniversitelerde 13.000 Türk öğrenci bulunmaktadır. Bu öğrencilerin %76’sı aileleri ile birlikte Almanya’da yaşamakta ve 30.000’den fazla genç liseye gitmektedir. Çocuk yuvası, geri zekalılar okulu, meslek edindirme eğitimi, Almanya’da kalan emekliler gibi 70’li yıllardan bugüne gelen sorunlar çözülmeye başlanmıştır. Almanya’da, emekliliklerini burada geçiren 47.000 Türk bulunmaktadır.173 1988’de yapılan araştırmada Almanya’da yaşayan Türklerin %83’ü geri dönmeyi düşünmemektedir. Türklerin oturduğu 400.000 konuttan 45.000’i kendilerine aittir. 36.000 iş yerine sahip İtalyanlardan sonra 35.000 iş yeri ile Türkler ikinci sırayı almaktadır. Aşağıdaki tabloda 1990-1995 yılları arasında Federal Almanya'da işveren konumunda olan Türklerin durumları verilmektedir:
171 Murat ÇULCU, Neonazizmin Suçüstü Tutanakları, Eti Yayınları, İstanbul, 1993, ss. 17-21.
172 Claus LEGGEWİE-Zafer ŞENOCAK, Deutsche Türken, Rowolt Verlag, Hamburg, 1993,s. 153.
173 Unser Deutschland, a.g.y., ss. 9-10.
60
TABLO-11
Federal Almanya
Yıllar 1990 1992 1993 1995
Sayı 33.000 35.000 37.000 40.500
Toplam yatırım hacmi (Milyar DM) 5.7 7.2 8.0 8.3
Toplam yılık ciro (Milyar DM) 25.0 28.0 31.0 34.0
İstihdam (1000) 100 125 135 168
Kaynak: Türkiye Araştırma Merkezi.
Yukarıdaki tabloya göre; 1990 yılından itibaren giderek artan Türk işveren sayısı 1995'te 40.500 'e çıkmıştır. Toplam yatırım hacmi 8.3 milyar marka, toplam yıllık ciro 34 milyar marka yükselmiş ve 168.000 kişiye istihdam yaratılmıştır.174 Görüldüğü gibi, Türkler, sadece işçi olarak değil, işveren olarak da Almanya'ya ekonomik katkıda bulunmaktadırlar. Kendi iş yerine sahip Türk vatandaşlarından 125.000’i yeni iş yeri açma çabasındadır. Kendi kitle iletişim araçlarını kurma aşamasına gelen Türklerin başarılı yerel gazetelerden başka 300.000 tirajlı dokuz gazetesi daha vardır. Türklerin oturduğu, Türkiye’deki televizyon kanallarını da alan evlerden, %54’ünde kablo yayını, %28’inde satalit anten bulunmaktadır.175 Yukarıda belirtildiği gibi, Türkler 60'lı yıllardan bugüne kadar olumlu gelişme göstermişlerdir. Fakat Alman basını, bu tür olumlu haberleri duyurmak yerine, suç işleyen Türk vatandaşlarını haber konusu yaparak, halkta Türklere karşı olumsuz duygular uyanmasına katkıda bulunmaktadır.
174 Unser Deutschland, a.g.y., s. 10.
175 Unser Deutschland, a.g.y., s. 10.
61
Almanya'da emeklilik yaşını aşmış olanların çoğunluğu, son yıllarını bu ülkede geçirmek eğiliminde.176
176 F. ŞEN, a.g.y., s. 10.
62
Almanya’da yaşayan Türkler, diğer yabancılara göre daha sıkı ve derin ilişki içindeler177
Önceleri dışlanma ve ayrımcılığa maruz kalan Türklerin gittikçe güçlenmesi ve nüfusunun artması Almanlar arasında kimlik bunalımının başlamasına neden olmuştur.178 9-10 Aralık 1991 tarihinde Avrupa Topluluğunun adının, Avrupa Birliği olarak değiştirildiği Maastricht zirvesinde, Ekonomik Birlik, Siyasi Birlik kararları alınmış ve 1 Kasım 1991’de Maastricht Anlaşması yürürlüğe girmiştir.179 Böylece, üye ülkeler arasında tüm gümrük ve ticaret engelleri kalkmıştır. Yapılan bu anlaşma ile Federal Almanya’da bu tarihe kadar ikinci sınıf vatandaş durumunda olan Türkler, Türkiye’nin Avrupa Topluluğuna üye olmaması nedeniyle üçüncü sınıf vatandaş durumuna düşmüşlerdir. Avrupa Birliği, vatandaşlarına, yerel seçim hakkı getirilirken, Türkler Avrupa Birliği üyesi ülke vatandaşları olmadıklarından, dışarıda bırakılmışlardır. Çifte vatandaşlık talebi de Federal Mecliste kabul edilmemiştir.180 35 yıldan beri Almanya’da yaşayan Türkler artık bu ülkeye geçici olarak çalışmaya gelmiş işçiler değil, bu ülkede
177 Faruk Şen, “Almanya’da Yaşlı Yabancıların Sorunları ve Yaşam Koşulları,” Cumhuriyet Gazetesi,
6 Ocak 1996, s.10.
178 A.RATTANSİ-S.WESTWOOD, a.g.y., s. 339.
179 Mehmet Ali BİRAND, Türkiye'nin Gümrük Birliği Macerası 1959-1996, (9.b), Milliyet Yayınları, İstanbul, 1996, ss. 32-33.
180 Almanya'da Yabancı Türkiye'de Alamancı, Merhaba Yayınları, Ulm, 1995, s. 66.
63
. Seçimlerden sonra kurulan Sosyal Demokrat Partisi [ SPD ] ve Birlik 90/Yeşiller Partisi’nden oluşan koalisyon hükümeti, çifte vatandaşlığı da içeren Alman vatandaşlık yasa tasarısı üzerinde çalışmaktadır. Seçimlerde kaybeden Hıristiyan Demokrat/Hıristiyan Sosyal Birlik Partileri [ CDU/CSU ], çifte vatandaşlık yasasına karşı imza kampanyası başlatacaklarını ve Anayasa Mahkemesi’ne başvuracaklarını belirtmektedirler.Bu kampanyanın, özellikle sayıları 1,4 milyon olan ve Almanya’ya en az sekiz yıl önce gelip, hâlâ Almanlara uyum sağlamak istemeyen Türklere karşı olduğunu belirten Michael Glos “ bizim gelenek ve göreneklerimize özen göstermeyen yabancıların, yaşam tarzlarını ülkemizde istemiyoruz” demektedir.Bu sözlerden çifte vatandaşlıktan yararlanmak isteyen yabancıların, Alman toplumu içinde özümlenmelerinin beklendiği anlaşılmaktadır.) Avrupa Topluluğu içinde çalışan Türk vatandaşı işçilere serbest dolaşım hakkının sağlanmasına yönelik 1963 yılında Avrupa Birliği ile imzalanan ve 1964’de yürürlüğe giren Ankara ortaklık anlaşmasının hükümleri gereği Almanya’da yaşayan Türklerin bu haktan yararlanmaları gerekmektedir.Bu hak devlet dairesinde memur olma ve parlamento genel seçimlerinde oy kullanmanın dışında Alman vatandaşlarının sahip olduğu her hakkı kapsamaktadır. kalıcı konum sahibi ve anavatanlarına dönme planları bulunmayan, düzenli olarak vergisini ödeyen, ekonomiye katkıda bulunan, kendisinden istenen her görevi yerine getiren, fakat haklar konusunda Alman vatandaşları ile aynı tutulmayan, devlet dairelerinde ve kamu kurumlarında çalışmasına izin verilmeyen, herhangi bir işe girerken üçüncü sırada yer alan, bulunduğu beldede, ilde, ilçede ikinci büyük halk topluluğunu oluşturduğu halde yöneticilerin seçiminde söz sahibi olamayan büyük bir kitledir.181( 27 Eylül 1998’de yapılan genel seçimlere Almanya Demokrat Partisi’nden [ ADP ] 7, Yeşiller Partisi’nden 5, Demokrat Sosyalizm Partisi’nden [ PDS ] 3 ve Sosyal Demokrat Partisi’nden [ SPD ] 1 olmak üzere toplam 16 Türk kökenli aday seçimlere katılmıştır. Bunlardan 3’ü Federal Parlamento’ya girmiştir. Seçimi kazanan Türk kökenli milletvekilleri Yeşiller Partisi’nden Cem Özdemir ve Ekin Deligöz ile Sosyal Demokrat Partisi’nden Leyla Onur’dur182183 184 185
Maastricht Antlaşmasının yürürlüğe girmesi ile Avrupa Topluluğu üyeleri,
181 Almanya'da Yabancı Türkiye'de Alamancı, a.g.y., s. 25.
182 Sabah Gazetesi, 3 Ekim 1998, s.8.
183 Cumhuriyet Gazetesi, 12 Ocak 1999, s.9.
184 Stern Online Magazin, Nr.31, 14.01.1999, s.161.
64
İngiltere hariç, tek iş pazarı yaratma yönelimini benimsediklerini ortaya koymuşlardır. Ankara Ortaklık Anlaşmasının çalışma ve buna bağlı olarak oturma izni konusunda tek tek Avrupa ülkelerine yüklediği yükümlülükleri en azından Avrupa ülkelerinde çalışan Türk vatandaşları için uygulamaya koymaları gerekmektedir. 8-9 Aralık 1989 tarihlerinde Avrupa Konseyi toplantılarında kabul edilen “Çalışanların Temel Hakları Topluluk Temel Kuralı” ve Avrupa Parlamentosu’nun 1990 yılında almış olduğu karar göçmenler ve ailelerinin yaşam koşullarının üye ülkeler vatandaşına yakınlaştırılması yönünde olmuştur. Olumlu iyi niyet açıklamalarının kaynaklandığı “Avrupa Konseyi Sosyal Temel Kuralı” ve “Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmeleri” Avrupa Birliği toprakları üzerinde yaşayan ve çalışan göçmenlere uygulanmaktan çok uzak bulunmaktadır.186 Almanya’da yıllarca çalışarak bu ülkeyi benimsemiş ve burada kendi yaşamını kurmuş Türklerin ya Türk vatandaşlığından vazgeçerek burada yaşamını sürdürmesi ya da bu duruma katlanması gerekmektedir.
Siyasi Nedenler
Daha önce Demokratik Almanya'dan gelen Almanlarla işçi ihtiyacını karşılayan Federal Almanya, 1961'de Berlin duvarı’nın inşa edilmesiyle buradan gelen işçi akınının kesilmesi üzerine, bu defa ikili anlaşmalar yaparak gelişmekte olan ülkelerden işçi alımına yönelmiştir.187 1961’de Türkiye ile imzaladığı anlaşma, Federal Almanya’da istihdam edilecek Türk işçilerinin toplanıp seçilmesi ile ilgili kuralları içermekteydi. Tüm işçi talepleri Alman hükümeti tarafından resmen ya da işveren kuruluşu temsilcileri tarafından Türk İş ve İşçi Bulma Kurumu’na yapılıyordu. Bu kurumun ilk elemesinden sonra adaylar Alman doktorlar tarafında tıbbi teste ve işverenler tarafından da yetenek testine tabi tutuldukları Alman İrtibat Ofisine gönderiliyorlardı. Kasım 1973’de enerji bunalımının ardından görülen işsizlik sorununa çözüm gerekçesi ile Avrupa Topluluğu ülkeleri dışından işçi alımı, Federal Alman Hükümeti kararı ile, tek yanlı olarak durdurulmuştur. Fakat ailelerin birleştirilmesi politikası ile göç devam etmiştir. 1976’da Türklerin geri dönüşünde artış gözlenmiştir. Bunun nedeni, Alman hükümetinin benimsediği ayrımcı politikalar olmuştur.
185 Ataman AKSÖYEK- Kayahan UYGUR, "Avrupa'da Serbest Dolaşım Sorunu", Cumhuriyet Gazetesi, (ty.), s. 12.
186 K.UYGUR - A.AKSÖYEK, a.g.y., s. 12.
187 Canan BALKIR, Allan M. WILLIAMS (Der.), Türkiye ve Avrupa İlişkileri, Çev. Bülent Tanatar, Sarmal Yayınevi, İstanbul, 1996, s. 190.
65
Yabancıların, toplam nüfusun %12’yi aştığı bölgeler dolu kabul edilmiş ve ailesini getirtmek isteyen işçi bu bölgede bulunuyorsa, buradan taşınmak zorunda kalmıştır. Almanya’da en az bir yıl yaşamış olan yabancı işçinin ailesini getirmesine izin verilmesine rağmen, bulunduğu yerde en az üç yıl ikamet etmeyen yabancı işçinin iş değiştirmesi kısıtlanmış ve konut bulmaları zorlaşmıştır.188 Bu ve buna benzer uygulamalar 1980’lerden itibaren Federal Almanya’da göç sorunları ile ilgili politika, yabancı işçilerin dışlanmalarına ve ülkelerine geri dönmelerinin teşvik edilmesine doğru değişmiştir. 1989’a gelindiğinde göç ve göçmen karşıtı temalar işleyen siyasi partilerin seçim başarılarının arttığı görülmektedir. Almanya'nın birleşmesinin getirdiği bütün ek yüklerin parası sadece kitle vergilerinden, özellikle ücretlilerden alınan gelir vergisinden, katma değer vergisinden sağlanmıştır.189 Birleşmeden sonra Alman hükümeti tarafından Hamburg, Schleswig-Holstein gibi, bazı eyaletlerde, yerel parlamentoya seçme ve seçilme hakkı tanınan yabancıların, bu hakları 3l Ekim l99l tarihli Anayasa Mahkemesi kararı ile, tek yanlı olarak kaldırılmıştır. l Ocak l99l tarihli yeni Yabancılar Yasası ile, kendileri ve aileleri için sosyal yardım alan yabancıların yurtdışı edilmeleri kolaylaştırılmıştır. Bu siyasi kararlar, birleşme sonrası Alman hükümetinin Almanya’da yabancıları dışlayıcı siyaset benimsediğinin habercisidir.190 Göçmenlerin kültürel farklılıklarından kaynaklanan bütünleşme sorunları üzerinde durulmasının, siyasetçilere kaçma olanağı tanımaktan başka amaç taşımadığı açıktır.
Günümüze kadar Alman hükümetlerinin politikası hep yabancı karşıtı olmuştur. Yabancıların Almanya’ya uyum sağlamalarının çok zor olduğu, bu nedenle yabancıların sayısının azaltılmasına gidildiğini savunmaktadır. Aslında yabancıların uyum göstermesini sağlamak değil, özümlenmesine özen göstermişlerdir.191 Uyumun yolu, değişik kültürlerin varlığını kabul ederek, o kültürden insanlara bütün yaşama katılma yollarını açmakla mümkündür. Alman hükümeti ise, uyguladığı siyasetle bunu engellemeye çalışmaktadır.
Federal Alman toplumunda gözlenen yabancı düşmanlığı, son dönemlerde Batı Avrupa’nın sanayileşmiş toplumlarının da içine girdikleri ekonomik bunalımdan
188 C. BALKIR , A.M.WILLIAMS, a.g.y., ss. 192-194.
189 Hans-Peter MARTIN, Harald SCHUMANN, Globalleşme Tuzağı , (2.b.), Çev. Özden Saatçi-Karadana, Mahmure Kahraman, Umut Yayıncılık, Ankara, 1997, s. 76.
190 C. BALKIR , A.M.WILLIAMS, a.g.y., ss. 204-206.
191 K.SÖYLEMEZ, a.g.y., ss. 20-21.
66
kaynaklanmaktadır. Beklentilerinin ve çıkarlarının doğrultusunda çözüm bulmakta güçlüklerle karşılaşan Batı ülkeleri, dolayısıyla Almanya, giderek büyüyen işsizlik, artan enflasyon, hızını kaybeden ekonomik büyüme karşısında çaresiz kalmışlardır. Tüm çabalara rağmen alışılan maddi refah düzeyinin gerileme eğilimi göstermesinden kaynaklanan sosyo-psikolojik huzursuzluklar önlenememiştir. Başarısızlık sonucunda sistemin temel yapısını sorgulamak yerine, sözde hedefler ve mazeretler gösterilmiştir. Bu nedenlerden biri de, ülkedeki yabancı iş gücüdür.192 Özellikle de, davranış ve düşünceleri ile Avrupalı olmayan, bu yüzden kolayca göze batan Türk işçileri “hedef” haline getirilerek, kendi yetersizliklerini gizlemek isteyen politik kadroların hedef yanıltmasında önemli rol oynamışlardır.
Dinî Nedenler
11. yüzyılda Roma Katolik Kilisesi ekonomik amaçlarla Haçlı Seferlerini hazırlarken tutucu bir yapı içinde bulunan Hıristiyanları harekete geçirmek için kamuoyu yaratmaya çalışarak bu uğurda Müslümanlığı antitez olarak kullanmıştır.193 Haçlı Seferleri ile başlayan Türkler aleyhinde dinî çalışmalar 18. yüzyıla kadar sürmüştür. Bu çalışmalar nedeni ile Türkler hâlâ Hıristiyan Almanya'yı (Avrupa'yı da) tehdit eden Müslüman Türkler olarak görülmektedir.
Müslümanların, İsa'yı tanrı değil, insan olarak kabul etmeleri nedeniyle, onu ve annesini aşağıladıkları ve alay ettikleri düşünülmüştür.194 Ayrıca din adamları tarafından Müslümanlarla ilgili önyargılar sürekli canlı tutulmaya çalışılmıştır. Örneğin, İtalyan rahip Ricoldo’nun “Kuran’ın Çürütülmesi” adlı tek yanlı ve önyargılarla dolu bir yergi olan yapıtı, Avrupa kültüründe, İslam imgesi konusunda derin ve kalıcı izler bırakmıştır. Ricoldo’nun “Kuran’ın Çürütülmesi” adlı yapıtını Türklere uyarlayan Luther “Muhammed’in kitabına, Kuran’a inanan Türklere ve Sarasanlere (Müslümanlara) insan bile denemez” demiştir. Türkleri şeytan olarak niteleyen Luther, Türklere ve Papa’ya karşı suçlamalar yöneltilmiştir.195 Luther’in Türklere yönelttiği kafir ya da inançsız görüşü, Alman kültüründe bir Türk imgesi haline gelmiştir.
Günümüzde ise, İtalya Come Üniversitesinden Silvio Ferrari, aşırı ulusçuluğun,
192 Kadir TURAN, Almanya'da Türk Olmak, Sümer Yayınları, İstanbul, 1992, s. 75.
193 G.ONAL, a.g.y., s. 3.
194 O.B.KULA, II (1993), a.g.y., s. 28.
67
milliyetçi toplumculuğun, dini kendine ideoloji seçmesinin, son dönemde dinsel bağnazlığın artırmasına neden olduğunu, Nasyonal sosyalizm ve Faşizmin irrasyonel düşüncelere dayalı ırkçı, kafatasçı ideolojisinin kitleler için inandırıcılığını yitirdiğini, dinsel dogmaların, devlet felsefesi içinde ideolojiye dönüştüğünü savunmaktadır.196 Bu durum, Federal Almanya'da yaşayan Müslüman Türkleri doğrudan ilgilendirmektedir. Hıristiyan Avrupa, dolayısıyla Almanya, İslam’a ve Müslüman Türklere genelde Haçlı Seferlerindeki zihniyetle bakmaktadır. Daniel Cohn-Bendit, sorunların ulus-devlet içinde çözülmesi gerektiğini, Alman toplumunun Müslümanlara eşit saygı göstermesini, fakat toplumları dinin tayin etmemesi gerektiğini, bu durumda demokrasinin olamayacağını, demokratik toplumda mutlaka vicdan özgürlüğünün olması ve insanların dinini ve ibadetini istediği gibi uygulayabilme hakkına sahip olmaları gerektiğini belirtmektedir.197 Bunun gerçekleşmesi için de Müslümanların demokrasiye uyum göstermesi gerekmektedir. Uygar dünyada ancak karşılıklı hoşgörü ve iyi niyet ile bir noktada uzlaşılmaktadır. Bunun için her iki tarafın aynı duygular içinde olması, demokrasiyi sadece kendileri için değil, karşısındakiler için de istemeleri, uygulamaları ve inanmaları gerekmektedir.
Örneğin, l3.2.l992 tarihli Stern dergisinde “Müezzin her yerde-Allah dünyayı fethetti - Peygamberin gücü ile-Allah adına ileri” başlıklı röportaj Haçlı Seferleri ve Türk Savaşları sırasında ki tarihsel düşmanlığı su yüzüne çıkarmaktadır. Yıllık hac ziyareti için dünyanın her yerinden gelip, Mekke ve Medine’de buluşan Müslümanlar için Stern muhabiri: “Bu topluluk yaşam duygusu ile mi, yoksa dünyanın diğer yarısını karıştırmak için mi Peygamberin yeşil bayrağı altında toplanıyor?” demiştir. Yukarıda belirtildiği gibi, basın önyargıları sürekli canlı tutmaya ve Hıristiyan Almanları, Müslüman Türkler aleyhinde kışkırtmaya çalışmaktadır.
195 O.B.KULA, II (1993), a.g.y., s. 28.
196 Niyazi ÖKTEM, “Hoşgörü ve Hukuk”, Laiklik, Din-Devlet İlişkileri ve Hoşgörü Yılı, Siena Toplantısı Bildirisi, 8-10 Nisan 1995, ss. 7-8.
197 Şahin ALPAY-Nilüfer KUYAŞ, "Avrupalı İslama İhtiyacımız Var", Milliyet Gazetesi, 29 Ocak 1996, s. 20.
68
Kültürel Nedenler
Gereksinmelerle oluşan kültür, insanın bir topluluğun üyesi olarak edindiği adetler, inançlar, sanat, hukuk, din gibi alışkanlık, beceri ve kurumların toplamıdır.198 Bu nedenle, dinî inançları, ülkeleri farklı insanların kültürlerinin de farklı olması doğaldır.
Genelde Türkiye’nin kırsal kesiminden Almanya’ya gelen ve bir müddet çalışıp, para biriktirerek bir an önce ülkesine dönmek isteyen Türkler, ucuz ve bakımsız evlerde bir arada oturmaktadır. Birçok insanın birlikte kullandığı mutfak, banyo, tuvalet olanaklarının kısıtlı olduğu mahalleler, dilleri, dinleri, giyimleri, davranışları farklı Almanlara karşı birlikte olmanın verdiği güven duygusuna karşılık, onların içinde yaşadıkları ülke insanlarını tanıma ve anlamalarına engel olmaktadır. Türkler kültürünü ifade edebileceği Almanca dilini bilmediğinden kendini tanıtma, kendini anlatma, kültürünü paylaşma olanağından yoksun kalmaktadırlar.
Kamuoyu tartışmalarında, resmi daire ve kurumlarda uyumu en güç gerçekleştirilen yabancı nüfus olarak Türkler görülmektedir.199 Bunun nedeni, Alman kültürü ile Türk kültürünün çok farklı olması ve Türklerle Alman toplumu arasında ortaya çıkabilecek kültür çatışmaları üzerine çok az düşünülmesidir. Alman hükümeti ile Türk hükümetinin, Türkleri ve Almanları bu konuda eğitmemiş olmaları Türklerin uyum sağlamalarını güçleştirmektedir.
Almanya’daki yaşam ve insanlar, Türkler için ne kadar değişik, ne kadar farklı ise, Almanlar içinde Türkler, giyimleri kuşamları, yemek alışkanlıkları, dinî ibadetleri, sosyal ilişkileri, tavır ve davranışları ile o kadar değişik, o kadar farklıdırlar. Bu farklılık ve iletişimsizlik, bilgilendirilmeme iki toplumun yakınlaşmasını engellemektedir. Bu durum, önceden var olan önyargılara yenilerinin eklenmesine neden olmaktadır. Örneğin, “Türkler çok çocuk yapıyor”, “Kadınlar ve kızlar baskı altında”, “Türkler sarımsak yiyor, yerlere tükürüyorlar” vb. Almanlarda oluşan önyargılara örnek olarak verilebilir.
60’lı yıllarda Almanya’ya işçi olarak göçen bu insanlar, kendilerine yol gösterecek, haklarını savunmalarına yardım edecek kendilerinden önce gitmiş ve aynı zorlukları yaşayarak tecrübe edinmiş Türklerden başkasını bulamamışlardır. Bu
198 Claude Lévi-STRAUSS, Irk, Tarih ve Kültür, (3.b.), Çev. Haldun Bayrı, Reha Erdem, Arzu Oyacıoğlu, Işık Ergüden, Metis Yayınları, İstanbul, 1997, s. 772.
199 C.LEGGEWIE, Z. ŞENOCAK, a.g.y., s.147.
69
nedenle kendi içlerine kapanmış ve kendilerini Alman toplumundan soyutlamışlardır. Dil, kültürün anahtarıdır. Bu anahtar olmadıkça kültür kapalı kalır.200 Alman dilini bilmeyen Türkler, kendi kültürlerini Almanlara anlatamamış, Almanlar için farklı ve tuhaf insanlar olarak kalmışlardır. Federal Almanya’ya ilk giden Türk işçi göçmenleri Türkiye’de kendilerine Almanca dil kursu verilmediğinden, Almanya’ya gittiklerinde para biriktirip en kısa zamanda Türkiye’ye dönme düşüncesinde olduklarından sadece alış-veriş gibi günlük ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik sözcükler öğrenmişlerdir. Almanlarla iletişim kuramayan Türkler, bu nedenle kendilerine yöneltilen suçlamalarda kendilerini savunamadıkları için önyargıların pekişmesine ya da haksızlığa uğramalarına sessiz kalmışlardır. Aşağıda buna bir örnek verilmektedir:
Offenbach’ta bir giyim firması için Türkiye’den getirtilen altı Türk kadını, depodan bozma bir yerde, ranzalarda yatırılmakta ve her bir yatak için 60 DM ödemekte, yemek pişirmek, duş yapmak, çamaşır yıkamak içinde ayrıca para vermek zorunda olduklarından her birinin aylık harcaması 360 DM tutarındaki özel oda fiatını geçmekteydi. Bunu farkeden sosyal hizmet görevlisi Türk bayan, ilgili yerlere durumu ilettiğinde aldığı yanıtta: “sizin insanınız sarımsak yiyor ve yerlere tükürüyor, bunun için özel oda alamazlar” denilmiştir.201
İletişim eksikliği, yetersiz bilgiler, değişik görünüşe, alışkanlıklara, dinlere ve yaşam şekillerine sahip insanlarda, belirli önyargıların oluşmasına neden olmuştur. Bu önyargılar sonucu Türkler ve Almanlar birbirinden uzak olarak yaşamaya başlamışlardır. Zaman içinde bu durum alışkanlık haline gelmiştir. İşsizlik ve yapısal sorunları çözemeyen politikacılar, hesap vermekten kurtulmak için yabancıları suçlamışlar ve onları yabancı düşmanlığının hedefi haline getirmişlerdir.202 Alman gazeteci Günter Wallraff, Federal Almanya'da "Türk vatandaşı Ali" kimliği ile yaşadıklarını ve Türklerin nelerle karşılaştıklarını kitabında anlatmıştır.203 Topluca yaşadıkları mahallerden çıktıktan sonra Türkler kötü niyetli Almanların oyuncağı haline gelmekte, karşılaştığı tehlikenin bilincinde olmadığı için kendini savunamamaktadır. Üzerinde ilaç denemesi yapılmakta ya da radyasyon kaçağı olan nükleer santrale indirilebilmektedir.
200 Nermi UYGUR, Kültür Kuramı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1996, s.27.
201 Ernst KLEE, Die Nigger Europas, Patmos Verlag, Düsseldorf,(ty.), a.g.y., ss. 62-63.
202 A.A.DOĞAN, a.g.t., s. 14.
70
Önyargılar
İtalyan rahip Ricolde de Monte Croce'nin "Kuran'ın Çürütülmesi" adlı yapıtında yer alan İslam'da çok kadınla evlilik yargısı, bu yapıtı Almanca’ya çeviren Martin Luther tarafından "Türkler gibi çok kadın almak" eklemesi yapılarak Türklere uyarlanmıştır.204 Avrupa ve Almanya kökenli kaynaklar Türklerin "Asya'nın korkunç sürüleri", "kültürün gururuna saldıran", "fotoğrafları yırtan", "heykelleri kıran", "kitapları yakan", yaptıkları korkunç eylemlerle "dilleri susturan" insanlar olarak anlatan örneklerle doludur.205 Örneğin, 18. yüzyıl "Aydınlanma Çağı" yazarlarından Voltaire, 11 Ekim 1770 tarihinde Rus Çariçesi II. Katerina'ya yazdığı mektubunda Türklerden şöyle söz etmektedir:
"Dünyada yüce 2'nci Katerina'dan daha büyüğü yoktur. Yüce majesteleri, Türkleri öldürerek bana yeniden hayat veriyorsunuz. Siz Avrupa'nın öcünü aldınız. Türk dilini ve onu konuşanları Avrupa'dan sürmek gerek...
İnsanlığın iki büyük baş belası var:
Birinci veba...
İkincisi Türkler."
"Hümanizm ilkem olmasaydı, Türklerin hepsinin kökünün kazındığını görmek isterdim. Ya da öylesine uzaklara sürmelidirler ki bir daha geri gelemesinler. Biz şu anda Türkleri yenmek için gerekli olan en iyi mevsimde en sevimli zaman içinde bulunuyoruz. Bu barbarlar hâlâ bize saldırmıyorlar mı!..
Ben en azından birkaç Türk'ün öldürülmesine katkıda bulunmak isterdim; bir Hıristiyan için bu elbette Tanrı katında çok yüce bir iştir.
Gerçi bu benim hoşgörü ilkeme uymuyor; ama insanlar çelişkilerle yoğrulmuşlardır."206
Yukarıda verilen mektup örneğinde görüldüğü gibi, Avrupalı aydınlar da Türklere karşı önyargılarından kurtulamamışlardır. Onların önyargıları verdikleri yapıtlara yansıdığından, toplumu olumsuz yönlendirmelerine neden olmaktadır.
Türklerle ilgili önyargılara sahip olan Almanlar ekonomik ihtiyaç sonucu ortaya
203 Günter WALLRAFF, Ganz unten, Verlag Kiepenthaner-Witsch, Köln, 1985.
204 Martin LUTHER, Verlegung des Alcoran Bruder Richardi Prediger Ordens, 1542, s. 326, Onur Bilge KULA, Alman Kültüründe Türk İmgesi III, Gündoğan Yayınları, Ankara, 1997,içinde, s. 356.
205 O.B.KULA, III (1997), a.g.y., s. 358.
206 İlhan SELÇUK, "Çelişkiler Yumağı İnsan" Cumhuriyet Gazetesi, 13.1.1998, s.2
71
çıkan yeni toplumsal ve kültürel aşamada, Nazilerin on iki yıl iktidarda kaldığı ülkenin insanları olarak yabancı konusunda büyük ölçüde olumsuz görüşlere sahiptirler. Geçmişte ekilen tohumlar ölmeyeceği gibi, Alman burjuvası için İtalyan’la Türk aynı yabancı değillerdir. Biri Avrupalı Hıristiyan’dır, diğeri Asyalı Müslüman. Gençliği Koruma Hareketi tarafından 1974’de çıkarılan, gençliği yabancılara karşı bilgilendirici kitapta “Hıristiyanlarla Müslümanlar arasındaki fark, Avrupa’daki tüm kültürel farklılıklardan daha büyüktür” denilmiştir. “Koca dayağından”, “harem hayatı”na kadar, evlenip Asya, Kuzey Afrika ülkelerine gidecek Alman kadınlarını bekleyen tehlikeler sıralanmıştır. Bu arada, Federal Almanya’da kocaları tarafından dövülüp sokağa atılan ya da dayak yüzünden evden kaçan ve giderek kurumlaşmış “Kadın Evleri”ni alternatif olarak sunmayı düşünmemişlerdir.207 Yukarıda belirtildiği gibi, Türklere kültürel gelenekleri ve dinleri nedeni ile önyargılı davranılmaktadır.
1970'lerin sonlarına doğru görülen ekonomik bunalımla başlayan yabancı düşmanlığı kültürel gelenekleri, dinleri, dış görünümleri Avrupa'nın diğer ülkelerinden gelen göçmen işçilerden daha farklı olduğundan ve tarihten gelen önyargılarında etkisiyle özellikle Türkleri hedef almıştır. Aşağıda Almanların Türklerle ilgili önyargılarına bir örnek verilmektedir:
“Her şeyden önce Türklerin tipleri değişik. Siyah saçları, kara bıyıkları ve giyinişleriyle toplumumuzun içinde hemen belli oluyor ve sırıtıyorlar. Ayrıca dünya görüşleri de bizden çok farklı. Onlar Almanya’da kalmak için, burada bizlerden bir parça olmak için gelmemişler ki. Sadece para biriktirmeyi düşünüyorlar. Ne toplumumuzla uyuşuyorlar ne de geri gidiyorlar. Kararsız bir toplum olarak içimizde yaşıyorlar. Vatandaşlarımız da bundan rahatsızlık duyuyorlar. Burada kalmak istemeyenler gerçekten de hemen dönmeli. Ama kalmak isteyenlerin de bir parça bizim gidişimize ayak uydurmaları gerekir.”208
Farklı kültürden ve dinden olan insanlara hoşgörü ile bakmak ve onların kültürlerini, ibadet şekillerini anlamaya çalışmak insanları birbirine yaklaştırır. Bunu Almanlarda görmek mümkün olmamaktadır. Onlar baştan itibaren önyargılı ve dışlayıcı yaklaşarak daha sonra da uyumsuzlar diye Türkleri suçlama yoluna gitmektedirler. Aşağıdaki örnekte bu görülmektedir:
207 Sargut ŞÖLÇÜN, Tarih Bilinci ve Edebiyat Bilimi, Dayanışma Yayınları, Ankara, 1982, ss. 141-143.
72
"Geçende çarşıya inmiştim. Bir Kaufhaus'un önünden geçiyordum. Köşede bir şekerci, şeker kaynatıyor ve o şekerler de biraz tuhaf kokuyordu. O sırada, şekercinin yanında yaşlı Almanlar toplanmışlardı. Tam başörtülü Türk kadınları geçerken yüksek sesle bağırdılar. ‘Bu şekerler de Türkler gibi pis kokuyor’ dediler. Bir laf etsem kapışacağız. Sussam ağrıma gidiyor. Ter içinde kaldım ama yine çenemi tuttum. Bazen de böyle aranıyorlar"209
Yukarıda Türk düşmanlığına verilen örneklerde görüldüğü gibi, Almanlar, Türkleri aşağılayarak kendi toplumlarının dışına itmekte, ötekileştirmekte, daha sonra da onları Alman toplumuna uyum sağlamamakla suçlamaktadırlar.
NEONAZİ ÖRGÜTLERİ VE TÜRK DÜŞMANLIĞINA ETKİSİ
Almanya'da büyük işsizliğe yol açan, 1969 petrol ambargosu sonucu petrol fiyatlarındaki artış, bunu takip eden yüksek faiz politikası nedeniyle yabancı-yerli işçi zıtlaşması başlamıştır. Bu dönemde hükümetin Avrupa Topluluğu'na üye olmayan ülkelerden gelen işçi terimini kullanması, buralardan gelen işçi alımını durdurması dikkatlerin o dönemde sayıları zaten iki milyona varan Türk işçilerine yönelmesine neden olmuştur. Ayrıca J. Fest'in Nazi Almanya'sını konu alan filminin önceden büyük reklamı yapılarak gösterilmesinden sonra uzun süre medyada Nazi Almanya'sı ile ilgili fotoğraf ve belgeler yayınlanmıştır. Alman gençleri arasında alabros saç tıraşı ve siyah deri giysiler yeniden moda olmuş, daha sonra bu deri giysileri zincir, demir çubuk ve bıçak vb. silahlar süslemeye başlamıştır. Bu siyah deri giysili, motosikletli, silahlı gençler kendilerini Rocky ya da Rocker vb. adlarla tanımlamışlardır. Önceleri birbirlerine karşı silahlanan bu gençler 70'li yılların sonuna doğru yabancı işçileri ve gençleri hedef almaya başlamışlar, giderek saldırılarını Türklere yöneltmişlerdir. Bu (siyah deri giysili, zincir, sopa, bıçak vb. silahlarla donanmış motosikletli) Alman gençleri gruplar halinde dolaşarak Türk gençlerini ya da işçilerini sıkıştırdıkları yerde dövmekte hatta öldürmektedir. Bu çetelerin arkasında Hoffmann çetesi gibi Neonazi örgütlerinin bulunduğu bilinmektedir.210 Fakat ekonomik zorluk içinde bulunan Almanlar bunlara tepki göstermemekte, hatta yabancılara şiddet gösteren bu gençlere sempati
208 M.ÇULCU, a.g.y., s. 64.
209 M.ÇULCU, a.g.y., s. 52.
73

duymaktadırlar.
Yabancı karşıtı siyasi partilerden olan NPD (Almanya Milli Partisi) 1980 seçimleri öncesi seçim reklamı olarak, başörtülü eşi ve çocukları ile birlikte Almanya'ya gelen Türk işçisinin görüntüsünün arkasında "Ausländer stop...." (Yabancılar durun...), Deutschland den Deutschen" (Almanya Almanlarındır)"." Yabancıların toplumumuzla uyum sağlamasına hayır... NPD (Almanya Milli Partisi) onların ülkelerine dönüşlerine yardımcı olacaktır" deyimini kullanmıştır. Bu tarihe kadar sinsice yürütülen düşmanlık NPD'nin Alman devlet televizyonlarında yapılan bu seçim propagandası ile açığa çıkmıştır.211 NPD (Almanya Milli Partisi)'ni yeterince sert bulmayan Neonaziler, ırkların karışmasını gerçek bir soykırım olarak gören, çoğunluğu 15-20 yaş arası, okulda ve meslekte başarısız gençlerden oluşmaktadır. Birbirlerinden bağımsız hücreler şeklinde, resmi bir üyelik kartı ve aidatı olmadan organize gruplar olarak çalışmaktadırlar.212 Federal Almanya Kriminal Polisi 1981 yılında, tüm ülkede yaptığı çalışma sonunda Almanya dışında hazırlanan ve gizlice Almanya'ya sokulan yüzlerce kitap, broşür ve afiş ele geçirmiştir. Kitapçılarda, yüzlerce Nazi propagandası yapan yasak yayın bulunmuş ve toplanmıştır. Bunların büyük bir kısmının II. Dünya Savaşı’ndan sonra Arjantin ve Kanada'ya kaçan "Eski Naziler" tarafından hazırlatılarak Almanya'daki yandaşlarına gönderildiği ortaya çıkarılmıştır.213
1970'li yıllardan beri, ekonomik bunalım dönemlerinde artan yabancı düşmanlığı daha sonra giderek Türk düşmanlığına dönüşmüştür. 70'li yıllarda Hoffmann Çetesi ve onun çevresinde örgütlenen siyah deri giysili motosikletli Rocky ya da Rockerler diye adlandırılan Nazi çeteleri giderek çoğalmış ve daha iyi örgütlenen çeteler haline gelmişlerdir.
1990'da gerçekleşen Doğu-Batı bütünleşmesinden sonra Almanya'da üç milyonu açık, iki milyonu gizli, yaklaşık beş milyon işsiz bulunmaktadır.214 Bunun yanında, Batı ile birleşmekte umduklarını bulamayan Doğu Almanların hoşnutsuzluğu, sosyal ve ekonomik dengesizlikler, gözlerin Almanya'da yerleşik duruma geçmiş ve sayıları iki milyonu aşmış Türklere yönelmesine neden olmaktadır.
210 M.ÇULCU, a.g.y., ss. 17-20.
211 M.ÇULCU, a.g.y., ss. 28-29.
212 M.ÇULCU, a.g.y., s. 66.
213 M.ÇULCU, a.g.y., s. 68.
74
Almanya'daki yabancı nüfusun % 60'ını oluşturan Türklerin 1975'ten bu yana artan iş yerlerinin sayısı 1995 yılında 35.000'e ulaşmıştır. Bu iş yerlerinde % 15'i Alman olmak üzere 135.000 kişiye iş olanağı sağlanmaktadır. Almanya'nın giderek artan ve birleşmeden sonra 3,5 milyonu bulan işsizler ordusu 1994 kışında 4 milyona ulaşmıştır. Bundan hem Türkler, hem de Almanlar zarar gördüğü halde, Alman işsizleri suçu Almanya'da yaşayan Türklere yüklemek istemişlerdir. Genelde Almanya'da ekonomik bunalım dönemlerinde artan yabancı düşmanlığı, bu dönemde yüksek sayılarından ve ekonomik yönden güçlü oluşlarından Türkleri hedef alır hale gelmiştir. Özellikle eski Doğu Almanlar, Türkleri başlıca rakipleri ve Almanya'nın ekonomik sorunlarının kaynağı olarak görme eğilimindedir. Basın ve yayın organlarının bu algılamaya katkıda bulunmaları nedeni ile aşırı sağcı partiler, Neonaziler ve Dazlaklar Türk toplumunu hedef haline getirmektedir.215 Yıllardır Alman ekonomisine önemli katkıları olan Türkler, ekonomik bunalım içinde olan Almanya'da istenmeyen "ötekiler" olarak görülmektedir.
1970'li yıllardan beri sürekli gelişen milliyetçi hareket, birleşme sonrası ortaya çıkan ekonomik sorunlar nedeni ile sadece gençleri değil, yetişkin Almanları da etkilemektedir.216 Bu insanlar, yabancılara karşı hoşnutsuzluklarını söz ve davranışlarıyla gösterdikleri gibi, Neonazilerin eylemlerine de sessiz kalarak, bu tutumları ile onları cesaretlendirmektedirler.
1945 yılında Hitler'in ve partisinin yenilip yok olmasından sonra bazı eski Nazi partisi üyeleri yeni kurulan Demokratik partilere üye olmaya başlamışlardır. Bunlardan birçoğu Hıristiyan Demokratlara giderken, bir kısmı da Sosyal Demokrat Parti'de kendilerine yer bulmuşlardır. Bazıları öğretim üyesi, yargıç, üst düzey bürokrat olmuşlardır. Bazıları ise, yeni örgütlenmelere gitmeye başlamışlardır. Özellikle II. Dünya Savaşı’nda savaşmış olanlar, askeri birlikler temelinde kurulan dostluk dernekleri, bu tür Nazileri bir arada tutmaya devam etmiştir. Böylece 50'li, 60'lı yıllarda Neonazi partileri ortaya çıkmaya başlamıştır. Bunların en önemlilerinden biri olan NSPAD-AO (Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi Yabancı Ülkeler ve Yeniden Yapılanma Organizasyonu)'dur. Bunun dışında irili ufaklı başka gençlik grupları da kurulmuştur. Gençlik örgütlenmelerinin en önemlileri kırsal kesimde ve ormanlarda toplanarak çeşitli
214 M.ÇULCU, a.g.y., s. 181.
215 A. ERALP, a.g.y., ss. 291-292.
216 M.ÇULCU, a.g.y., s. 182.
75
saldırıların denemelerini yaptıkları "Savaş Spor Grupları"dır.217 Bu gruplar varlıklarını bugüne kadar güçlenerek sürdürmüşlerdir.
Neonazi hareketleri 80'li yıllarda Batı Almanya'da iktidara gelen politikacıların yabancıları azaltma sözü vermesi ya da seçim propagandalarında yabancı karşıtı seçim konuşmaları yapmaları ile daha rahat çalışmaya başlamışlardır.
Anayasayı Koruma Teşkilatı verilerine göre; DVU(Alman Halk Birliği Partisi)’nun üye sayısı 1997’de 3000 artarak 18000’e, NPD(Almanya Milli Partisi)’nin üye sayısı 15000’e çıkmıştır. Aynı yıl içinde REP(Alman Cumhuriyetçiler Partisi)’in üye sayısı ise, 15000’dir. Bunlardan şiddet kullanmaya hazır gençlerin sayısı 1996’da 6000 iken, 1997’de 7600’e çıkmıştır. Bunlar tarafından girişilen şiddet eylemleri 1996’da 624 iken, 1997’de 790’a ulaşmıştır. Görüldüğü gibi, milliyetçi partilerin üye sayısı ve şiddet kullanımı giderek artmaktadır.(27 Eylül 1998 seçimlerinden sonra kurulan Sosyal Demokrat Partisi ile Yeşiller Partisi koalisyon hükümetinin Federal Parlamento’ya getirdiği, yabancıların çifte vatandaşlığını da içeren, vatandaşlık esaslarının değiştirilmesi konusunu ele alan yasa tasarısına karşı, Hıristiyan Demokrat Partiler yoğun bir kampanya başlatmışlardır. Bu kampanyanın, Almanlarla yabancılar arasındaki çelişki ve toplumsal çatışmayı gözler önüne sereceği belirtilmektedir. Ayrıca son dönemde zirveye tırmanan yabancı düşmanlığını da körükleyeceği savunulmaktadır.)218
217 Cem SEY, "Almanya'da Yabancı Düşmanlığı Nazizm'den Daha Köklü Bir Miras", Birikim Dergisi, (2.b.), 45/46, İstanbul, 1992, s. 127.
218 Cumhuriyet Gazetesi, 27 Ocak 1999, s.10.
76
Neonazi hareketi Doğu Alman gençliği arasında çok sayıda yandaş buluyor. Doğu Almanya'da yaşanan ekonomik sorunlar gençlerin harekete sempati ile bakmasına neden oluyor.219
Bu dönemlerde Nationale Alternative (Milli Alternatif), Freiheitliche Deutsche Arbeiterpartei (Özgürlükçü Alman İşçi Partisi), Nationalistische Front (Milliyetçi Cephe) gibi örgütler gençler arasında yandaş bulmaya başlamışlardır. İki Almanya'nın
219 Cumhuriyet Gazetesi, 22 Ekim 1993, s.7.
77
birleşmesi ile başlayan yeni dönemde, Neonazi örgütleri yeni beş eyalette örgütlenerek daha fazla güçlenmişlerdir. 80'li yıllarda ortaya çıkan ve yabancıları ülkeden atmayı hedefleyen aşırı sağcı partilerden REP (Cumhuriyetçi Parti) ve DVU (Almanya Halk Birliği Partisi) özellikle yabancıların yoğun yaşadığı mahallelerdeki genç Alman erkeklerinden destek bulmaktadırlar.220 Almanya'daki Neonazi örgütlerinin Avrupa'nın diğer ülkelerindeki ve Amerika'daki örgütlerle bağlantı içinde oldukları bilinmektedir. Bu Neonazi örgütlerinin, Amerika'daki Klu Klux Klan ve diğer Avrupa ülkelerindeki ırkçı örgütlerle ilişki içinde olduğu "Bazı Gelişmiş Avrupa Ülkelerinde Yabancı Düşmanlığı" başlığı altında verilmiştir. Buna göre; Neonaziler, İngiltere'deki ırkçı örgütlerle, Fransa'daki Jean Marie Le Pen'in partisi Front National'le, Belçika'daki ırkçılarla, İspanya'daki ırkçılarla işbirliği içindedirler. İspanya, ayrıca uluslararası Neonazi Birliği (CEDADE) New European Order'e üyelik ve geçici ev sahipliği yapmaktadır.
Temelde olumsuz ekonomik koşullardan kaynaklanan yabancı düşmanlığı ve bu düşmanlık tarafından beslenen Nazilik, Almanların sorunudur. 1920'li yıllardaki ekonomik bunalım Nasyonal Sosyalizmi ve Hitler’i ortaya çıkarmıştır.221 1970'li yıllarda ortaya çıkan ekonomik sorunlar ise, Neonazilerin giderek güçlenmelerini sağlamıştır. Aşağıda Neonazilerin gerçekleştirdikleri saldırıya bir örnek verilmektedir:
"Mölln kasabasında üç Türk'ün ölümüyle sonuçlanan yangının failleri Neonazi lideri Michael Peters (25) ile Lars Christiansen'in (19) olay gecesi ile ilgili polise yaptıkları itiraflar açıklandı.
Sorgulamalarında olayı nasıl planladıklarını anlatan caniler, "Bira içtik, Türkler üzerine sohbet ettik, molotof kokteyllerini konuştuk ve bir kaç Türk'ün evini yakmaya karar verdik şeklinde konuştular. 23 Kasım gecesi gerçekleşen vahşetle ilgili polis sorgulamasında yer alan bilgiler şöyle: 22 Kasım Pazar saat 23.30: Dazlak grubunun şefi Michael Peters (25) bir süper markette çalışan ve grubunda yer alan 19 yaşındaki Nazi Lars Christiansen'in evine gider. Bira içerler, yabancılardan, Almanlardan ve milliyetçilikten sohbet ederler. Daha sonra konu Türklere gelir... Molotof kokteyllerinden konuşurlar ve birden canice bir plan kurarak birkaç Türk'ün evini yakmaya karar verirler.
Saat 00.15: Lars ve Michael, Lars'ın VW Polo marka, sarı renkli arabasına binerek Ratzeburger caddesine doğru giderler.
220 C.SEY, a.g.y., s. 127.
78
Saat 00.25: 13 numaralı evin önünde durarak dışarı çıkan Dazlak, eve molotof kokteylleri atar.
Saat 00.34: Michael Peters bir telefon kulübesinden Mölln polisini arar ve "Ratzeburger caddesinde bir ev yanıyor... Heil Hitler!" diyerek telefonu kapatır.
Saat 00.45: Bu kez 500 metre ilerde Mühlen Caddesine yönelirler ve 9 numaralı evin önünde dururlar ve binaya molotof kokteylleri atarlar.
Saat 01.09: Michael Peters, bu kez itfaiyeyi arar ve aynı cümlelerle yangını ihbar eder: "Mühlen Caddesinde bir ev yanıyor. Heil Hitler!"222
Yukarıda verilen örnekten anlaşıldığı gibi, Neonaziler, eski Naziler'den farklı olmadıklarını göstermektedirler.
Sosyal Araştırma ve Toplumsal Politika adlı kuruluşun 1990 yılında eski Demokratik Almanya topraklarında değişik meslek gruplarından 205 Alman ve 117 Yabancı ile yaptıkları anket sonucunda, Yabancı düşmanlığının mesleki kabiliyet, sosyal statü ve yaşla bağlantılı olduğunu ortaya çıkarmıştır. Eğitimsiz işçilerle, düşük eğitim almışlar ve gençler arasında yabancı düşmanlığı daha yaygındır. Avrupalıların dışındakilere, özellikle Türklere karşı (Berlin Hariç) müthiş antipati beslenmektedir. Bu antipati, evlerini yabancıya, Alman’a vereceğinden daha pahalıya kiraya verme, pasif kızma, aşağılama, yaralama şekillerinde gösterilmektedir.223 Görüldüğü gibi, Almanlar, yaşamlarındaki olumsuzluklardan yabancıları, özellikle de Türkleri sorumlu tutmaktadırlar.
Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından, 763 aşırı sağcı sanık üzerinde yapılan araştırmalara göre; bu saldırganların neredeyse tamamının, % 92,4’ünü 30 yaşın altındaki gençler oluşturmaktadır. Bunların % 16,8’i henüz ergenlik çağına bile basmamış, 18 yaşından küçük çocuklardır. % 40’ı da ancak 18-20 yaş arasındadır. Yapılan araştırma sonucuna göre; bu saldırganların % 33,6’sı öğrencidir. % 51.3’ü küçük esnaf veya kalifiye işçidir. % 28.7'si niteliksiz işçidir, % 11,3'ü de işsizdir.224 Yukarıdaki araştırmadan yola çıkarak sağcı saldırganların daha çok genç ve eğitim
221 M.ÇULCU, a.g.y., s. 186.
222 M.ÇULCU, a.g.y., ss. 185-186.
223 "Ausländerfeindlichkeit auf dem Gebiet der ehemaligen DDR", Sozialforschung und Gesellschaftspolitik, Köln, 1990
224 Ozan CEYHUN, Almanya'da Bir Türk, Sis Çanı Yayınları , İstanbul, 1995, ss. 24-25.
79
düzeyi oldukça düşük insanlardan oluştuğunu söyleyebiliriz.
Haftalık Stern Dergisi’nde çıkan aşağıdaki haberde yukarıdaki araştırmanın sonucunu doğrulamaktadır:
“NPD’ye yakın olmak istemiyorlar. Genç Naziler için NPD fazla gevşek ve üyeleri onların gözünde sadece Hollywood milletvekilleri. Altlarına yapan korkaklar. Yeni Naziler için geçerli başka hedefler...
Bunlar 'Milli Devrim' istiyorlar. Irkların karışmasını gerçek bir soykırım olarak görüyorlar.
Anayasayı Koruma Örgütünün edindiği bilgilere göre; NPD’li eski sağcıların aksine, yeni Nazilerin sayısında ve özellikle de 15 ile 20 yaş arasındaki gençlerde büyük artış var. Yeni Nazilerin sosyolojik yapısı da aşırı solculardan daha başka. Aşırı solcular genellikle yüksek tahsile devam ederken, Yeni Nazilerin hemen hepsi okulda ve meslekte başarısız.
Onlar da soldaki teröristler gibi organize oluyorlar. Bunlarda resmi bir üyelik, aidat veya kimlik kartı yok. Birbirlerinden bağımsız hücreler şeklinde çalışıyorlar.
Çıkardıkları bültenlerde amaçlarını açıkça ortaya koyuyorlar. NSDAP’nin yeniden kurulması, bir Nasyonal Sosyalist devletin yaratılması ve büyük Alman İmparatorluğu’nun yeniden doğması. Tabii yine ırkçı temeller üzerine...”225
Alman Haber Ajansı (DPA) arşivinden alınan bilgilere göre; 1990 yılından itibaren Neonazilerin yabancılara yönelik gerçekleştirdikleri şiddet eylemleri ve kurbanların listesi:
8.10.1990 Lübbenau (Brandenburg) - Polonyalı (Yaş?), dövüldü
25.11.1990 Eburswalde (Brandenburg)- Angolalı (Yaş 28), dövüldü
28.12.1990 Hachenburg (Rihld. Pfalz)- Türk (Yaş 17), boğuldu
31.03.1991 Dresden (Sachsen) - Mozambikli (Yaş 28), dövüldü
15.06.1991 Friedrichshafen (Baden W.) - Angolalı (Yaş 34), boğuldu
03.08.1991 Berlin - Yugoslav (Yaş 28), yangın bombası
30.08.1991 Berlin - Angolalı
19.09.1991 Saalois (Saarland) - Ganalı (Yaş 25), yakıldı
29.09.1991 München (Bayern) - Romanyalı (Yaş 35), dövüldü
27.10. 1991 Berlin - Türk (Yaş 19), dövüldü
80
14.03.1992 bei Rosteck (Mecklenburg)- Romanyalı (Yaş 19), boğuldu.
25.04.1992 Berlin - Vietnamlı (Yaş 29), dövüldü
08.07.1992 Ostfildern (Baden W.)- Yugoslav (Yaş 55), dövüldü
03.08.1992 bei Erfurt (Thüsingen)-Polonyalı (Yaş 24), dövüldü
23.11.1992 Mölln (Schleswig-Holstein)-3 Türk (Yaş 10,14,51) yakıldı.
09.03.1992 Mülheim (Ruhr) - Türk (Yaş 56), kalp krizi
29.05.1993 Solingen (Nordrh-Westf.) - 5 Türk, (Yaş 4, 13, 18, 27) yakıldı.226
Yukarıda verilen listeden anlaşıldığı gibi, Neonaziler, Nazi Almanya’sındaki düşünce yapısını sürdürmekte ve kendileri için aşağı ırktan sayılan ulusların vatandaşı olan yabancılara yönelik birçok saldırıda bulunmaktadırlar.
Aşağıdaki tabloda 1991-1995 yılları arasındaki suç işleme nedenleri ile bu suçların sayıları verilmektedir.
1991’den 1995’e KADAR İŞLENEN SUÇLARDAKİ GELİŞME


Yıllar
1991 1992 1993 1994 1995
İşlenen suçların toplamı 3.884 7.383 10.561 7.952 7.896
Yabancı düşmanlığı nedeni
ile işlenen suçlar 2.598 5.008 6.721 3.491 2.468
Antisemitik nedenlerle
işlenen suçlar 367 627 556 1.366 1.155
Siyasi karşıtlara karşı işlenen suçlar 226 212 265 243 142
Diğer sağ radikal amaçlar doğrultusunda işlenen suçlar 693 1.536 2.919 2.852 4.131
225 M.ÇULCU, a.g.y., ss. 66-67.
226 Deutsche Presse-Agentur Dokumentation und Archiv, Hamburg.
81
Kaynak: Federal Anayasayı Koruma Dairesi
Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi, en fazla yabancı düşmanlığı nedeni ile suç işlenmiştir. 1992’de 5.008’e ve 1993’de 6.721’e ulaşan suç sayısı, 1994’de gittikçe azalarak 3.491’e ve 1995’de de 2.468’e düşmüştür.
TÜRKLERE YAPILAN SALDIRILAR
Almanya'da yabancıların sayısının çok artması sonucu kanlı ve ölümlü olayların çoğalacağını ifade eden Helmut Schmidt vb. politikacıların sözleri ve basının bunları öne çıkarması, yabancı düşmanlığının Neonazilerden başka sıradan Alman vatandaşlarına kadar yayılmasına neden olmaktadır. Yabancılar, Neonazilerin saldırısına hedef oldukları gibi, aynı zamanda çarşıda-pazarda sıradan Almanların da yabancıları, özellikle Türkleri taciz edici tutum ve davranışlarda bulundukları bilinmektedir.
Olumsuz ekonomik koşullardan kaynaklanan yabancı düşmanlığı, bundan beslenen Nazilik, eski Nazilerin ve Nasyonal Sosyalistlerin işine yarıyordu. 1920’lerdeki ekonomik bunalım Hitler’in iktidara gelmesine yaramıştı.227 O dönemde Yahudiler günah keçileri olarak seçilerek hedef gösterilmişlerdi. Günümüz Almanya’sında da Türkler olumsuz koşulların sorumlusu haline getirilmişlerdir. Ekonomik bunalım dönemlerinde, kendileri dışında bir suçlu arayan Almanların bu davranışı, onların toplumsal karakterinden kaynaklanmaktadır. Aşağıda Türklere yapılan saldırılar verilmektedir:
İşinden evine dönmekte olan Halit Binici adlı Türk vatandaşı motosikletli “Rocky” kılıklı iki kişi tarafından feci şekilde dövülmüştür.. Bir hafta hastanede yaşam savaşı veren dört çocuk babası Halit Binici, neden dövüldüğünü öğrenemeden yaşamını kaybetmiştir.228
Herdecke’de bir grup Alman genci Türklerin üzerine saldırarak Mehmet Arıçay isimli işçiyi ağır şekilde yaralamışlardır.229 Tek suçu yabancı ve özellikle Türk olmaktır.
Hüseyin Erdoğan ve İlyas Cangöz adlı Türk gençleri gece yarısı yolda Alman gençlerinin saldırısına uğrayarak feci şekilde dövülmüşlerdir. Bu olaydan üç gün önce
227 M.ÇULCU, a.g.y., s. 186.
228 M.ÇULCU, a.g.y., ss. 26-27.
82
Rüsselheim’de evinin önünde oynayan küçük bir Türk çocuğu 45 yaşında bir Alman’ın saldırısına uğramıştır.230 Görüldüğü gibi, Almanlar saldırılarını küçük çocuklara kadar yöneltmektedirler.
Münih polisinin Sedat Kırmızı adlı Türk gencini sorgusuz sualsiz öldürmesi, Stuttgart polisinin Vahit Ölmez adlı işçiyi kurşunlayarak öldürmesi gibi olaylar yabancı düşmanlığının nerelere yayıldığını açıkça göstermektedir. Nitekim bu olayları kundaklama olayları takip etmiştir. 23 Kasım 1992’de Mölln kasabasında bira içerek, yabancılardan, Almanlardan, milliyetçilikten bahsederken birkaç Türk’ün evini yakmaya karar verdiklerini, yakalandıktan sonra itiraf eden 19 yaşındaki Lars Christiansen ve 25 yaşındaki Michael Peters, Mühlen ve Ratzeburger caddelerinde Türklerin yaşadığı iki eve molotof kokteyli atmışlardır. Ratzburger caddesindeki yangında Aslan ailesinden Vahide ve Yeliz Aslan ile Türkiye’den misafir gelen Ayşe Yılmaz yanarak yaşamlarını yitirmişlerdir.231
İki Neonazinin gece evlerini kundaklaması sonucu yanarak ölen üç Türk'ün ölümünden bir yıl sonra 30 Mayıs 1993 tarihinde Solingen’de Neonaziler tarafından gece kundaklanan evde, 5 Türk yanarak yaşamını yitirmiş ve birçok kişide yaralanmıştır. 232 Bu olay Almanya'daki Türkler arasında büyük tepkiye neden olmuştur. Bu dönemden sonra Türkler, genellikle cami ve spor dernekleri etrafında örgütlenerek çalışmalarını yürütmüşlerdir. 233
Görüldüğü gibi, bu saldırılar, Türklerin daha fazla kendi içlerine kapanmalarına, kendi dinlerine, kültürlerine ve vatandaşlarına yönelmelerine neden olmaktadır. Almanların Türklere yönelik sözlü ve eylemli saldırıları, Türklerin Almanlara uyum sağlayamamasındaki önemli etkenlerden biridir.
Aşağıda Türklerin gece yakılarak öldürüldükleri, Mölln ve Solingen’deki evlerle, Almanya’daki Türk vatandaşlarının bu olaya gösterdikleri tepkiyi ifade eden fotoğraflar verilmektedir:
229 M.ÇULCU, a.g.y., s. 110.
230 Unser Deutschland, a.g.y., ss. 138-139.
231 M.ÇULCU, a.g.y., ss. 184-185.
232 Die Zeit Wochenzeitung, 4.7.1993.
233 Cüneyt AKALIN, "Kültürel Köprü Türkiye", Cumhuriyet Gazetesi, 21.11.1997, s. 15.
83
22/23 Kasım1992'de Mölln'de üç Türk'ün yakılarak öldürüldüğü ve dokuz kişinin yaralandığı ev. 234
234 Frankfurter Allgemeine Zeitung, 24-11-1992, s. 2.
84
30 Mayıs 1993 Solingen'de beş Türk'ün yakılarak öldürüldüğü ve birçok kişinin de yaralandığı ev.235
235 Die Zeit Wochenzeitung, 4.7.1993.
85
Cinayetten sonra Almanya'da yaşayan Türk insanının tepkisi.236
236 Die Zeit Wochenzeitung, 4.7.1993
86
Solingen'de Türklerin yakılarak öldürüldüğü evin önündeki Türk göstericiler.237
237 Die Zeit Wochenzeitung, 4.7.1993
87
Solingen’deki evlerinde yakılarak öldürülen beş Türk’ün cenazesi. Eve asılan bez afişte: ”Alman hükümetinin kararları ve Yabancılar Yasası nedeniyle Solingen’ deki bu olay meydana geldi. Bunu protesto etmek için yarın çocuklarımı okula göndermeyeceğim,” yazmaktadır.
88
TÜRKLERE YAPILAN SALDIRILARA ALMANYA'DA YAŞAYAN TÜRKLERİN TEPKİSİ
I. Dünya Savaşı öncesi Alman İmparatorluğu topraklarındaki maden ocaklarında çalıştırılan Polonyalılara, I. Dünya Savaşı sonrasında ve II. Dünya Savaşı esnasında Yahudilere yöneltilen düşmanlık, 80’li yıllara kadar Almanya’da çalışan tüm yabancılara yöneltilmiş, 80’li yıllardan itibaren Türkleri hedef haline getirmiştir. Federal Almanya’da en alt sosyal statüde yer alan Türkler, Alman halkının ırkçı ve şoven saldırılarına hedef oldukları gibi, 1982 Ocak ayında çeşitli üniversitelerden 12 profesör tarafından yayınlanan ünlü “Heidelberger Manifest” de, Federal Alman toplumunun tabanından gelen yabancı düşmanlığına, toplumun en üst katından gelen fetva niteliğindedir. Bu bildiri, Avrupa Topluluğu ülkeleri dışındaki ülkelerden gelen yabancılara yönelik gibi görünmekle birlikte, Türk toplumuna yönelik olduğu açıktır.238Aşağıda National gazetesinin bu konu ile ilgili verdiği haber yer almaktadır:
"Bonn nihayet yabancıların, artık tahammül edilemeyecek düzeye vardığını kabul etti. Bir hükümet tasarısında artık yabancıların durumunun kaynaşma politikasına imkan vermeyecek dereceye vardığı vurgulandı.
Hükümet her şeyden önce Federal Almanya'da yaşamakta olan yabancılar arasındaki dengenin bozularak, kültürümüze karşı en büyük direnişi gösteren İslam Türk grubunun aşırı derecede artmasından endişe duyuyor. Böyle bir gelişme Alman halkındaki hoşnutsuzluğun, meşru müdafaaya dönüşmesine neden olacaktır. Bunun sonucu olarak Federal Almanya'da sosyal ve politik gerginlikler doğacaktır.
Bugün ülkemizde 4 milyon 629 bin 779 yabancı yaşıyor ve bu da nüfusumuzun yüzde 7.51'ini teşkil etmektedir. Daha geçen yıl yabancıların oranı yüzde 7.24 idi. Bu rakamlara kaçak işçiler dahil değildir.
Yani bugün Almanya'da 5 milyon yabancı yaşıyor, diyebiliriz. Yabancı işçi getirme yasağına rağmen bu artışın nedeni, yabancı işçilerin ailelerini yanlarına getirmelerine imkan verilmiş olmasıdır. Bu da Almanya'da yaşayan işçilerin çalışma imkanını azalttı. Şu günlerde yabancıların sadece küçük bir bölümü çalışıyor. Diğerleri Almanların yüzyıllar boyu çalışkan nesilleri tarafından yoktan var edilen iktisadi ve sosyal imkanlardan yararlanarak parmaklarını bile oynatmadan yaşayabiliyorlar.
Federal Hükümet bu nedenlerden ötürü bilinen kararları almaya çalışıyor ama bu önlemler de yetersiz kalacak. Hele 8 yıldan beri Almanya'da yaşayan 18 ve 21 yaş
89
arasındaki gençlerin yasal yoldan Alman vatandaşı olmak hakkını kazanmaları tehlikeyi büyütüyor. Zira bu hakkın verilmesiyle hiç bir sorun çözümlenemeyeceği gibi, bu gençlerin sınır dışı edilmeleri imkanı da kalkacaktır.
Sosyal Demokratlar bu kararları parti taktiği olarak alıyor. Zira genç yabancıların sosyal, iktisadi ve diğer problemleri, Marksist önyargılara çabuk kapılacak bir manzara arz ediyor. Böylece sola açık bir seçmen potansiyeli doğmuş olacaktır. Yabancı sorununun ne olduğu, sorumluluğunu bilen 8 bilim adamı tarafından Heidelberg Manifestosu’nda dile getirildi. Prof. Dr. W Haverbeck, Prof. Dr. J. İllies, Prof. Dr. Teolog P. Manns., Prof. Dr. Med. H. Schade, Prof. Dr. Th. Schmidt-Kaller, Prof. Dr. H. Schröcke, Prof. Dr. K. Schürmann, Prof. Dr. E. Ziebert'in kaleme aldığı manifestodan bir bölümü burada tekrarlamak gerekir: 'Yabancı işçi ailelerinin ülkemize gelmeleri karşısında Alman dilinin, kültürünün ve halk olma niteliğinin giderek yabancılaşmasını büyük endişeyle izliyoruz. Sadece 1980 yılında, kayıtlı yabancıların sayısında işçi getirme yasağına rağmen 309 bin kişilik artış oldu. Bunun 194 binini Türkler teşkil etti. Alman halkının devam edebilmesi için gerekli çocuk sayısının sadece yarısı dünyaya gelmektedir.
Daha şimdiden pek çok Alman, semtlerinde ve iş yerlerinde, kendi vatanlarında yabancılar gibi yaşıyor. Alman hükümeti şimdiye kadar iktisadi gelişmenin hevesiyle aşırı derecede yabancının ülkemize gelmesine göz yumdu. Alman halkına ne bilgi verildi ve ne de fikri soruldu. Halklar biyolojik ve kibernetik, yaşayan sistemlerdir. Nesli ve manevi mirasla hayatlarını devam ettirebilirler. Alman olmayan yabancı kitlelerin uyumu, çok kültür, çeşitli cemiyetlerde bilinen ve görülen etnik felaket demektir. Her halkın ve Alman halkının da kendi yaşam bölgesinde kendi benliğini sürdürmek en doğal hakkıdır.239
Yukarıda verilen bildiriden anlaşıldığı gibi, Almanya'daki Müslüman Türk toplumu Almanları rahatsız etmektedir. 60'lı yıllarda işgücüne ihtiyaç duyduklarında onların Müslüman Türk olduklarının önemi olmamıştır. Bugün Almanya'nın ekonomik ve sosyal refah devleti haline gelmesinde onların katkılarının büyük olduğu unutulmaktadır.
“Çatışmasızca bir arada yaşamak, bizdeki yabancılar sayısının
238 K.TURAN a.g.y., s. 79.
90
sınırlandırılmasına ve uzun dönemde azaltılmasına bağlıdır, ki bu en başta Türklerle ilgilidir” diyen eski İçişleri Bakanı Zimmermann, 80’li yılların başında Batı Alman üretim araçlarının hızla gerçekleşen yapılanma ve modernleşme sürecinde, mesleki ve sosyal konumunu tehlikede gören Alman halkının kucağına, kendilerine yöneltilecek şimşekleri boşaltabilecekleri Türkleri atarak, aynı I. Dünya Savaşı’ndan sonra Yahudilere yaptıklarını Türklere yaparak, onları “günah keçisi” durumuna getirdikleri görülmektedir. Bu yıllarda Yahudi fıkralarının benzerleri, Türk fıkraları moda haline getirilmiştir.240 Sohbet ortamlarında bu fıkralar söylenerek Türkler ile ilgili önyargılar yayılmakta ve pekiştirilmektedir.
Görüldüğü gibi, ihtiyaçları olduğunda kültürlerinin ve dinlerinin farklılığı önemli olmayan Türkler, kendilerine ihtiyaçları bittiğinde Almanlar tarafından dışlanmaktadır. Bilinçli olarak kendi içlerine kapanmaya itilen Türkler, daha sonra da uyumsuzlukla suçlanmaktadır.
Türkiyeli göçmenlere yönelik sözlü ve yazılı düşmanlık, giderek şiddete dönmeye başlamıştır. 24.12.1985 Noel akşamı 40 kadar Dazlak’tan oluşan grup, Ramazan Avcı adlı Türk gencini sokak ortasında döverek öldürmüşlerdir. Bu olay 55.000 Türk’ün yaşadığı Hamburg kentinde aylarca süren gerginliğe ve sokak çatışmalarına neden olmuştur.241 Türkler, Almanların düşmanca davrandığı diğer ulusların vatandaşları gibi pasif olmamış, tepkilerini dile getirerek, bu tür olaylara sessiz kalmayacaklarını göstermişlerdir.
Türklerin genişleyen gösteri ve ablukaları üzerine Türk Büyükelçisi Onur Öymen ve Alman Dışişleri Bakanı Klaus Kinkel Almanya’da yaşayan Türklere şiddet kullanmama çağrısında bulunmuşlardır.242 Fakat onları bu şiddete karşı savunacak kimseyi bulamayan Türk gençleri arasında bunu kendilerinin yapmaları gerektiği düşüncesi yayılmaya başlamıştır. 80’li yılların ortalarında Ramazan Avcı’nın öldürülmesi ile başlayan Türklere karşı şiddet kullanımı hiç değişmemiştir.243 Kölln ve Hamburg’da da, Federal Almanya’nın diğer şehirlerinde olduğu gibi, Türk gençleri
239 M.ÇULCU, a.g.y., ss. 112-114.
240 C.LEGGEWIE,Z.ŞENOCAK, a.g.y., s. 170.
241 K.TURAN, a.g.y., s. 84.
242 Frankfurter Allgemeine Zeitung, 1.7.1993, s. 1.
243 Cordt SCHNIBBEN, "So Mü_t'die Welt untergehn", Der Spiegel, Nr. 49, 1992, s. 26.
91
kendilerini korumak için birleşmeye başlamışlardır.244 Bu gençler, vatandaşlarının, gece işten eve dönerken dövülmemesi ya da uyurken yakılmaması için önlem almaya çalışmışlardır.
Sokak Çetelerinin Oluşturulması
1989’da Hitler’in doğum gününde Neonaziler, Türklere ve iş yerlerine saldıracaklarını ilan etmişlerdir. Buna rağmen polislerin hiçbir önlem almayarak, sadece Türk çocuklarının okula gönderilmemesini istemesi, giderek tırmanan olaylar, Almanya’da yaşayan Türklerin kendi savunmalarını kendilerinin yapmasını zorunlu hale getirmiştir. Üçüncü kuşak Türk gençleri birleşerek kendi semtlerinin savunmasını örgütlemeye başlamışlardır.245 Alman Neonazi çetelerine karşı kendilerini korumak için karşı çeteler oluşturan Türk gençleri böylece, bunlara karşı savunmayı kendileri üstlenmişlerdir.
Şubat 1989 Berlin eyalet seçimlerinde Cumhuriyetçiler, oyların %7.5’ini alarak Berlin Senatosu’na 11, Bonn’da ki Federal Parlamento’ya ise, 2 temsilci göndermişlerdir. Berlin seçimlerinden sonra Hessen eyaleti belediye seçimlerinde de aynı sonuç tekrarlanınca olaylar süreklilik kazanmıştır.246Sağcı partilerin başarıları, yabancı düşmanlığının halk arasında arttığını ortaya koymaktadır.
Aşırı sağcı partilerin seçim başarıları ile birlikte Türk gençlik alt kültüründe hareketlenme ve sonuca ulaşma çalışmaları başlamıştır. "Two Nation Force", "Cobras", "Bulldogs", "Türkiye Boys" vb. isimlerle gençlik çeteleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu gençler, Almanya’da doğup büyümüşler, fakat Almanlardan daha az sosyal hakka ve onlardan farklı görüntüye sahip, değişik değer sistemleri nedeni ile kültürel bocalama içinde bulunmaktadırlar. Sosyolojik olarak alt ya da orta tabakanın en altında olan bu gençler, sosyal olarak Cumhuriyetçilerin seçmenleri ile benzerlik göstermektedir.247 Benzer sosyal durum ve yaşta olan bu gençlerin tek farklı yanı milliyetleridir.
1990’da Alis adlı gençlik çetesinden olan Mehmet, seçim kampanyalarında yabancı düşmanlığını slogan haline getiren hükümetlerin, hiçbir zaman yabancı kökenli Alman vatandaşlarının hükümeti olamayacağı için, temelde kendilerine karşı olan
244 C.SCHNIBBEN, a.g.y., s.26
245 C.LEGGEWIE, Z.ŞENOCAK, a.g.y., ss. 167-168.
246 K.TURAN, a.g.y., ss. 84-85.
92

hükümeti kabullenemediklerinden, kendi adamlarını bulup, kendi kurallarını koyduklarını ve kendi yasalarını yapmaya çalıştıklarını belirtmektedir.248 Kendini savunma amacı ile kurulan çeteler, zamanla semtlerinin fedaileri konumuna gelme tehlikesi içindedirler. Aynı aşırı sağcı Alman gençlerin semtlerini yabancılardan temizleme çalışmaları yaptıkları gibi, Türk gençlerinden de kendi semtlerini Dazlaklardan ve Neonazilerden temizleme çalışmaları yapmaları beklenmektedir. Fakat 1992’den itibaren çete akımında değişme gözlenmektedir. Bunun nedenlerinden biri, Mete Ekşi adlı Türk gencinin bir tartışma sonucu Alman gençleri tarafından öldürülmüş olmasıdır. Bu olaydan sonra birçok genç silahını bırakarak, sivil savunmanın ve beraber yaşamanın yollarını aramaya başlamışlardır. Örneğin, Berlin’li gençler, kendi yandaşlarıyla, dışlanmadan, aşağılanmadan ve aile ile yaşanan anlaşmazlıklardan doğan öfkeyi, eğlenceyi öne çıkararak bertaraf etmeye yönelmişlerdir. Bunun için Hip hop çevresindeki gibi kültürel biçimler geliştirmek üzere dernek ve yardımlaşma grupları kurmuşlardır.249 Şiddetle olayların çözümlenemeyeceğini anlayan gençler, tepkilerini daha farklı yollarla göstermeye çalışmışlardır.
Derneklerin Çalışmaları
“Muhafazakar Hareket”in 1983’de Kreuzberg’de yaşayan Türklerin anavatanlarına dönmeleri için, buraya doğru yaptıkları yürüyüş ve yine aynı yıl Alman milli takımı ile Türk milli takımının Berlin’de karşılaşacakları gün, Neonazilerin, Türklere saldıracaklarını ilan etmeleri ve 1985 Noel akşamı Neonazi ve Dazlakların Ramazan Avcı ve Mehmet Kaynakçı’yı Hamburg’da döverek öldürmeleri250 vb. olaylar sırasında Türk dernekleri, ilk kez kendi ideolojik bölünmelerini aşarak birlikte “Eylem Birliği” oluşturmuşlardır. 20’den fazla cami, dernek ve klüpten oluşan “Eylem Birliği” 7.1.1986’da Hamburg Senatosu’nda basın toplantısı düzenleyerek, hem kuruluşunu hem de olaylara bakış açısını kamuoyuna duyurmuştur. 11.1.1986’da 15.000 kişinin katıldığı gösteri yürüyüşü ile ilk protestosunu gerçekleştirmiştir.251 Yukarıda belirtildiği gibi Türkler, kendilerine yöneltilen düşmanlığa karşı birleşerek tepkilerini yasal yollarla
247 C.LEGGEWIE, Z.ŞENOCAK, a.g.y., s. 169.
248 C.LEGGEWIE, Z.ŞENOCAK, a.g.y., s. 170.
249 C.LEGGEWIE, Z.ŞENOCAK, a.g.y., ss. 171-173.
250 C.LEGGEWIE, Z.ŞENOCAK, a.g.y., s. 167.
93
göstermişlerdir.
80’li yıllara kadar Almanya’daki Türk derneklerinde Türkiye politikası yapılmış ve Türkiye’nin işleri Almanya’daki derneklerden çözümlenmeye çalışılmıştır. 80’li yıllarla birlikte yabancı işçi sorunları, yabancı işçi hakları, seçme seçilme hakkı vb. istekler ve kavramlar ortaya çıkmıştır. “Türk Cemaati”, “Türk Toplumu”, “Türk-Alman Kültür Dayanışma Derneği” gibi adlarla kurulan örgütlerin sayısı giderek artmıştır.252 Bu çok sayıda yerel örgüt Almanya’da Türklerin haklarını savunmayı, sorunlarına çözüm aramayı amaçlamışlardır.
90’lı yıllara kadar Almanya’daki derneklerin yönetici kadrolarına gelen kişiler Türkiye’den siyasi nedenlerle ayrılmış politik göçmen ve radikallerden oluşmaktaydı. Türkiye’deki ideolojik çatışmaları Almanya’daki Türk toplumunun içine taşıyan bu insanlar, Almanya’da kimsenin sahip çıkmadığı bir Türk toplumu ile karşılaşmış ve buradaki boşluğu doldurmuşlardı253. Türk azınlığın kendi yönetici kadrosunu yetiştirmesiyle, kendi sorunlarına sahip çıkan, içinde yaşadığı ülkenin dilini ve kültürünü bilen, dolayısıyla Alman muhatapları tarafından kabul gören yöneticiler bu kadrolara gelmişlerdir.
Almanya’da, Türk azınlığın oluşturduğu örgütlenmeler, parti politikası bağlamındaki birlikler, göçmen birlikleri, meslek grubu örgütleri ve ikinci kuşağın kuruluşu olan Türk Akademisyenler Birliği (EATA) olmak üzere dört ana grupta toplanabilir. Seksenli ve doksanlı yılların başında Hamburg ve Berlin’deki yerel dernekler “Göçmen Dernekleri” biçiminde örgütlenerek, etkinliklerini sadece göçmen politikası ile sınırlandırmışlardır. Türk dernekleri arasında geniş tabanlı koalisyon oluşturan, kendi etkinlik alanlarında yoğunlaşan ve uzmanlaşan “Göçmen Birlikleri”nin tek alanda etkinlik göstermeleri, Türk azınlık için kalıcı yapılaşmaları oluşturmaya yatkın olmayan bir örgütlenme modeli olmuştur. Almanya’daki Türk toplumunu temsil eden, yetkisi geniş bir kesim tarafından kabul edilen, Alman tarafının, Türklerle ilgili konularda Türk Büyükelçiliği yerine muhatap aradığında karşısında bulabileceği temsil organına ihtiyaç hissedilmektedir.254 Bu amaçla, Almanya’da Türklerin haklarını savunmak, sorunlarına çözüm yolları bulmak amacı ile kurulmuş çok sayıda yerel
251 K.TURAN, a.g.y., s. 84.
252 Cumhuriyet Gazetesi, 1 Aralık 1995, s. 12.
253 C.LEGGEWIE, Z.ŞENOCAK, a.g.y., ss. 182-183.
94
örgütü, sağ-sol eğilimli bütün dernek ve kuruluşları ayırım gözetmeksizin aynı çatı altında toplamayı amaçlayan hukuk devleti ilkelerine bağlı, demokratik “Almanya Türk Toplumu”nun kurulmasına çalışılmaktadır. “Almanya Türk Toplumu”nun kuruluş amaçları aşağıda verilmektedir:
-Türklerin ve diğer göçmenlerin Almanya’da yasal, politik ve sosyal alanlarda eşit haklara ve eşit uygulamalara sahip olmalarını sağlamak.
-Türk ve yabancı düşmanlığına, ırkçılığa ve ayrımcılığın her türüne karşı mücadele vermek.
-Kültürel azınlık olarak, kendi kültürel kimliklerini geliştirerek koruyabilmek ve Alman toplumu ile uyum içinde yaşayabilmek.
-Eşitliğin sağlanmasına çalışarak sosyal barış ve dayanışmayı gerçekleştirmek.
-Alman okullarında Türkçe’nin anadil olarak öğretilmesi ve Türkçe’nin varolan yabancı dillerden biri olarak kabul edilmesine çalışmak.
-Ders kitaplarında Türk kültürü ile ilgili yanlış ve haksız bilgilerin kaldırılmasına çalışmak.
-Türkiye’deki sorunları, Almanya’daki Türkleri ilgilendiren sorunlar olduğu takdirde çalışma alanına almak.
-Federal Almanya’da yaşayan Türk toplumunu, Alman, Türk ve uluslararası resmi kuruluşlar karşısında, göç, azınlık ve yabancılar politikası konularında temsil etmek.
Türk ve Alman hükümetinden bağımsız yaptırım gücü olan, Türk toplumunun hak ve çıkarlarını etkin bir biçimde savunabilecek örgütün kurulmasına çalışılmaktadır.255 Yukarıda kuruluş nedeni ve gerçekleştirmek istediği çalışmalar verilen Almanya Türk Toplumu, Almanya’daki Türklerin sorunlarını yerinde çözümlemek ve Alman milletinin Türklere karşı önyargılarını yeniden üreten yanlış bilgi ve inançları değiştirmeyi amaçlamaktadır.
Kültürel Alandaki Tepkiler
Anadolu’nun çeşitli yörelerinden Almanya’ya işçi göçü olarak gelen Türklerde, önceleri geldikleri yörelerin bölgesel ve yerel kimliği hakimdi. Bu bölgesel ve yerel kimlikler zamanla yerini bütünsel anlamda Türk kimliğine bırakmıştır. İkinci kuşağın
254 C.LEGGEWIE, Z.ŞENOCAK, a.g.y., ss. 183-184.
95
yetişmesi ile Türkiye’deki gelişmelerden bağımsız, kendine özgü kültür ile, kültürel anlamda yeni ifade biçimleri oluşmuştur. Almanya’daki Türk gençleri arasında Rap ve Hip Hop müziği hayranlığı yaygınken, Türkiye’deki Türk gençleri Rock ve Hard müzik akımlarına hayranlık beslemektedir. Geleneksel Türk müziği ve danslarına Almanya’daki Türk gençleri, Türkiye’deki yaşıtlarından daha fazla ilgi duymaktadır.256 Görüldüğü gibi, Almanya’daki birinci kuşak Türklerin kültürel gelişimi, geldikleri yöre ile ulusal Türk kültürünün tutucu sentezinden oluşmaktadır. İkinci kuşağın ise, Türkiye’deki yaşıtlarından farklı gelişim gösterdiği anlaşılmaktadır.
Örneğin, Üç Rap grubunun birleşmesi ile oluşan Cartel’in lideri ve menajeri olan Sinan, kendilerini politik savaşçı olarak tanımlamaktadır. Türklerin 35 yıldan beri burada olduğunu, Almanya’yı Almanlarla birlikte inşa ettiklerini ve ikinci kuşak Türklerin burada doğduklarını, Türkiye’ye değil, Almanya’ya ait olduklarını belirtmektedir. Rap müziğin, Berlin’de, Nürnberg, Kiel, Frankfurt vb. Alman Kentlerindeki gibi, kendi kuşaklarından olan Türk gençlerinin, yabancı düşmanlığı ve İslam geleneklerinin dayatmalarına karşı duydukları tepkiyi kültürel ifade ediş biçimi olduğunu söylemektedir. İki kültür arasında bocaladıklarını, kendilerini, kendi ülkelerinde mi, yoksa doğdukları ülkede mi yabancı hissettiklerini bilemediklerini söyleyen Sinan, Almanya’da sistemin ırkçı olduğunu, fakat savaşın sokaklarda yapıldığını, Rap müzikle hem Türk geleneklerine karşı, hem de yabancı düşmanlığına karşı iki cephede savaştıklarını belirtmektedir.257 Evde farklı, sokakta farklı kültürle karşılaşan gençler bocalamakta ve aynı zamanda içinde yaşadıkları toplum tarafından da dışlanmaktadırlar. Bu duruma, tepkilerini yaptıkları müzikle ortaya koyan gençler, duygu ve düşüncelerini bu şekilde ifade etmektedirler.
Birinci kuşak Türklerde Almanya’daki Türk düşmanlığı ve ayrımcılığına karşı, ya tepkisizlik ve ezilmişlik duygusu gelişmekte, ya da onların etnik bir cemaate katılmalarına neden olmaktadır.258 Bu tip ailelerin çocuklarında, kimliğini kaybetme korkusu ve çevrenin olumsuz yaklaşımları sonucunda, kendisine saygısını koruma ihtiyacı vb. nedenlerle değişik yollara başvurulmaktadır. Bunlardan biri aşırı milliyetçilik, diğeri de kökten dincilik olmak üzere iki ana gruba ayrılmaktadır. Çevrenin, Alman ve
255 Cumhuriyet Gazetesi, 1 Aralık 1995, s. 12.
256 C.LEGGEWIE, Z.ŞENOCAK, a.g.y., s. 181.
257 Der Spiegel, Nr-17, 1995, ss. 132-133.
96
Avrupa kültürünün ve hayat tarzının, Türklerin kültür, tarih ve dinleriyle bağdaşmayacağı, daha da ötesi, bunların arasında temelden bir çatışma olduğu görüşlerini benimsemektedirler.259 Bu nedenle, ait oldukları kültürün en uçlarını yansıtan aşırı milliyetçi ya da kökten dinci örgütlere katılmaktadırlar.
Türk kimliğinin ortaya çıkması ile çevrenin olumsuz yaklaşımına uğramak istemeyen Türk gençlerinin bir kesimi de, kendilerini başka bir milletin, genellikle de başka bir Akdeniz ülkesinin mensubu olarak tanıtmakta, kimlik tahrifine başvurmaktadırlar.260 Görüldüğü gibi, içinde yaşadıkları toplum tarafından kabul görmek isteyen gençlerden bazıları Türk kimliklerini gizleme yolunu seçmektedirler.
Yeni bir ülkeye gelen göçmenler, geldikleri ülkede kendi kültürlerinden farklı, egemen ve belirleyici bir kültürle karşı karşıya kalmaktadır. Bu yeni kültürle ilişkileri sonucu, göçmen grubun kimliğinde yeniden yapılanma süreçleri başlamaktadır. Bu yeniden yapılanma süreçleri, bir yandan geldiği ülkenin belirleyici kültürüne uyma isteği, diğer yandan kendi kimliğini koruma isteği arasında oluşan gerilimli bir ortamda gerçekleşmektedir.261 Bu nedenle Almanya’da yaşayan Türklerin, dilini, dinini, kültürünü koruyarak, içinde yaşadığı topluma uyum sağlaması ve kendi kültürü ile bu topluma zenginlik katması için Alman toplumu ile eşit haklara sahip olmaları gerekmektedir.
Eğitim düzeyi yüksek Türklerin bir kısmı uyum taraftarıdır. Alman yurttaşlığına geçerek, tamamen özümlenmeyi savunanlar bulunduğu gibi, çok kültürlü toplum düşüncesini savunanlar da bulunmaktadır. Her iki grup, yabancılara siyasi ve hukuki eşit haklar getirecek yasal değişikliklerin yapılmasını savunmaktadır. Alman vatandaşlığına geçme konusundaki güçlüklere, vatandaşlık değişimi için zorlama ve baskılara karşıdırlar. Etnik grupların taşıdığı kültürler, her türlü baskıdan uzak olarak kendiliğinden kaynaşmalı ya da varlıklarını yan yana sürdürmelidir.262 Fakat 1985’den sonra güçlenen ve ırkçılıktan kaynaklanan sağ milliyetçi akımlar, 1989’da eyalet meclislerine girmeye başlayınca uyum ve çokkültürlülük siyaseti temelden iflas etmiştir. Gelişen ırkçı akımların Türk toplumuna olan tavırları düşmancadır. Bu akımlar, büyük ölçüde uyum ve çokkültürlülük anlayışını hedef alarak güçlenmektedir. Onlara göre;
258 K.TURAN, a.g.y., ss. 87-88.
259 C.LEGGEWIE, Z.ŞENOCAK, a.g.y., s. 185.
260 C.LEGGEWIE, Z.ŞENOCAK, a.g.y., s.185
261 C.LEGGEWIE, Z.ŞENOCAK, a.g.y., s.177
97
Türkler Federal Almanya’dan hemen gitmesi gereken yabancılardır. Türklerin uyum sağlayabilmesi için Almanların da buna istekli olması gerekmektedir.263 Fakat Türk toplumunun uyum sağlamasını, onları dışlayarak, aşağılayarak, yakarak kendileri engellemekte, sonra da onları uyumsuzlukla suçlamaktadırlar.
TÜRK DÜŞMANLIĞINA KARŞI TÜRKİYE'NİN TAVRI
Türkiye ile Almanya’nın ilişkileri 1761’de Sultan III. Mustafa ile Büyük Friedrich’in imzaladığı Dostluk ve Ticaret Antlaşması ile başlamış ve günümüzde de çeşitli anlaşmalarla sürmektedir. 1933’den sonra Almanya’daki Nasyonalsosyalist takipten kaçan birçok Alman’a Türkiye kucak açmıştır. II. Dünya Savaşı sonunda Federal Almanya ile diplomatik ilişki kuran ilk devletlerden biri Türkiye’dir. 3 Ekim 1990’da iki Almanya’nın birleşmesini onlarla birlikte içtenlikle kutlayan da Türkiye’dir. Fakat iki Almanya’nın birleşmesi ile artan işsizlik, konut sıkıntısı, ekonomik güçsüzlük ve bunların toplumda yarattığı korku Almanları 30’lu yıllarda ki gibi, sağ politikalara ve ırkçılığa itmektedir. 30’lu yıllarda artan yabancı düşmanlığı Almanya’yı Hitler diktatörlüğüne kadar getirmiştir. Geçmişten ders almayan Alman yönetimi tıpkı 1930’un Weimar hükümeti gibi, çareyi sosyal yardımları kısmakta ve yabancı düşmanlığına gizli destek vermekte bulmaktadır.264 Türklerin dostu olduğu sanılan Almanya, sorunlarla karşılaştığında ilk önce Türkleri dışlama yolunu seçmektedir. Buna karşılık Türk hükümetlerinin Almanya’ya ve Almanlara yaklaşımı genellikle dostça olmaktadır.
Almanya’daki Türkleri döviz ve lobi unsuru olarak gören Türk hükümeti, Türklere yönelik saldırılar karşısında oradaki insanına sahip çıkmak yerine, Almanya ile dostluğu savunarak, ilişkilerini bozmak istememektedir. Almanya’ya eğitmeden gönderdiği Türk insanının burada farklı kültürel kimliğinden dolayı aşağılanmasına, ezilmesine ve horlanmasına karşı da tepki göstermemektedir.265 Örneğin, Solingen’de beş Türk’ün yakılması olayından sonra Türkiye Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, kendisiyle röportaj yapan Spiegel muhabirine, olayın caniler tarafından işlenen bir suç olduğunu ve bu olayın Alman halkını ve Alman hükümetini çok üzdüğünü gördüklerini, olaylarla arkasındaki gerçekleri birbirinden ayırmak gerektiğini, bu olaydan Almanların ve Alman
262 K.TURAN, a.g.y., ss. 98-102.
263 K.TURAN, a.g.y., s. 115.
264 Meydan Gazetesi, 23 Ekim 1993, s. 9.
98
hükümetinin sorumlu tutulamayacağını söylemiştir. 60’lı yıllarda Almanya’ya gönderilen işçilerin çiftçi kökenli olduklarından Almanya’ya hemen uyum sağlayamadıklarını, fakat şimdi Almanya’da ikinci ve hatta üçüncü kuşağın yetiştiğini, bunların güvenlik içinde yaşamaya ve çalışmaya hakları olduklarını sözlerine eklemiştir.266 Görüldüğü gibi, Almanya’daki Türkler kendi sorunlarının çözümlerini kendileri bulmak zorunda bırakılmışlardır.
Türkiye ile Almanya arasındaki dostluk bağları eşitsiz ve sömürücü olmaktan öteye gitmemektedir. Verdikleri eski ve yeni her şey için Türkiye yedek parçaları Almanya’dan almak zorundadır. Yapılan anlaşmalar, Türkiye’nin başka ülkelerden bu malları satın almasını yasaklamaktadır. Böylece Almanya’dan verilen yardım tekrar Alman ekonomisine geri akmaktadır267. Türkiye’nin Nato üyeliği, savunma politikası kadar ekonomik ilişkileri geliştirme ve böylece Türkiye’nin ekonomik istikrarını sağlamasını da gerekli kılmaktadır. Türk hükümetinin 1986 yılı sonunda hak edildiğine inandığı, Türk iş gücü için serbest dolaşım olanağı, aralarında Federal Almanya’nın da bulunduğu Avrupa hükümetleri birleşik cephesi tarafından engellenmiştir. 1987’de Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyelik başvurusuna Federal Almanya destek vermemiştir. Ayrıca Türkiye’nin insan haklarını ihlal ettiği savı Alman medyasının değişmez gündem maddesi haline getirilmiştir. Türk hükümeti 80’li yılların ortalarında başlayan yabancı düşmanlığı ve “Türkler dışarı” propagandasına dikkatleri bu olaylardan sonra çevirmiştir.268 Türkiye’yi insan hakları ihlalleri ile suçlayan Almanya’nın önce kendi ülkesinde ki yabancıların haklarını koruması gerekmektedir.
Türkiye’nin Almanya ile ilişkilerinde “ortak tarihten gelen dostluk” anlayışından tamamen kurtularak bugünü yakalaması, çıkar ilişkilerindeki hassas dengeyi ayarlaması gerekmektedir. Bunun için Avrupa’da ve özellikle Almanya’da kendi ayakları üzerinde doğrulmaya başlayan Türk insanını iyi değerlendirmesi, Türkiye’nin çıkarı için onları feda etmemesi gerekmektedir. Türkiye kendi insanına ne kadar değer verirse, diğer ülkelerde o kadar değer vermektedir. Ve oradaki Türkler Avrupa Birliği kapısında bekleyen Türkiye’yi içeriye alabilecek kapasiteyi, her şeye rağmen, yakalama yolundadır.
265 K.SÖYLEMEZ, a.g.y., s. 157.
266 "Wir sind doch keine Invasoren", Der Spiegel, Nr. 23, 1993,s. 30.
267 K.SÖYLEMEZ, a.g.y., ss. 165-166.
99
Türk hükümetleri, kendi yanlış politikalarının ürünü olan Türkiye’deki insanların, Batı Avrupa’da bulunmakta olan Türk insanına karşı önyargı ile yaklaşmalarına yardımcı olmuş “Almancı” deyimi ile somutlaşan önyargının ortaya çıkmasına katkıda bulunmuştur. Kısaca; ne Türkiye, ne de Almanya Türkiyeli göçmenlere insani haklarının verilmesi için girişimde bulunmamış, tam tersine onlardan yararlanmaya çalışmışlardır.269 Alman kültürüne yabancı olduklarından Almanlarla bütünleşmekte zorluk çekmişlerdir. Bunun dışında bu insanlar üzerine oynanan oyunlar ve hesapları da eklemek gerekmektedir. Bunlar; bir yandan her görüşten Alman politikacılarının hesapları, diğer yandan Türkiye ve İslam ülkelerinden gönderilen ırkçı ve kökten dincilerin projeleri, sayıları iki milyona varan bu insanları büyük baskı altına sokmuştur.
Türkiye’de Almanya’ya işgücü olarak giden Türklere karşı önyargı, yabancılaşma vb. değerlerin oluşması yeni bir tür ırkçılığın gelişmesi olarak gözlemlenebilir. Farklı nedenlerle gelişen ırkçılığın temel gerekçesi, göçmenlerin kendi ülkesinin dışında ekonomik, sosyal, kültürel açılardan farklı gelişmeler göstermeleridir. Kendisi gibi olmayana ya da kendinden farklı özellik ve gelişme gösterilmesine hoşgörü ile yaklaşmamak düşmanca duygular beslemek, bunlar bizden değil yaklaşımlarının artması, daha fanatik davranışların oluşmasını getirecektir.270 Fakat kitle iletişim araçlarının, özellikle televizyonun Almanya’da ki Türklerle ilgili gelişmeleri Türkiye’ye ulaştırmaları ve Almanya’daki Türklerin Türkiye’deki televizyon yayınlarını izleyebilmeleri ile 80’li yıllardan sonra Türkiye’de, özellikle şehirlerde Almanya’da yaşayan Türkler hakkındaki görüşler oldukça değişmiştir. Türkiye’deki Türklerin olaylara ve sorunlara daha insancıl yaklaşmasını sağlamıştır.271 Türkiye’deki ve Almanya’daki Türklerin birbirlerini dışlayarak ya da görmezden gelerek geçirecek zamanları bulunmamaktadır. Türkiye ve Türkler günlük çekişmelerden, bireysel hesaplardan zararlı çıkmıştır. Bu nedenle, sorunlara dayanışma içinde birlikte çözüm bulunması gerekmektedir.
TÜRK DÜŞMANLIĞINA KARŞI ALMANYA'NIN TUTUMU
Almanya'da yaşayan Türklerin, Türkiye yerine Almanya'ya yatırım yapmaları
268 C.LEGGEWIE, Z.ŞENOCAK, a.g.y., ss. 241-242.
269 Almanya'da Yabancı Türkiye'de Alamancı, a.g.y., ss. 22-23.
270 Almanya'da Yabancı Türkiye'de Alamancı, a.g.y., s. 140.
100
geleceklerini orada görmelerindendir. Bu girişimciler, oldukça değişik üretim alanlarında çalışarak Alman ekonomisine bir yandan katkıda bulunurken, diğer yandan elde ettikleri kazançlarını yeniden yatırıma dönüştürmektedirler. Buradaki Türklerin varlıkları, ekonomik açıdan önemli toplumsal sonuçlar yaratsa da, beş milyona yakın insanın işsiz olduğu Almanya’da iki milyona varan nüfusları ile ekonomik sorunlarının kaynağı olarak görülmektedirler.272 Almanlar, Türklerin ülkelerine dönmeleriyle işsizlik, konut sıkıntısı vb. sorunlarının büyük ölçüde çözüleceğine inandırılmaktadırlar. Fakat yukarıda belirtildiği gibi, buradaki Türklerin birçoğu işveren konumunda olduklarından işsiz Almanlara iş olanağı sağladıkları unutulmaktadır.
İşsizliğe çözüm bulmakta zorluk çeken Alman hükümeti, hızla artan yabancı düşmanlığını engelleyecek çözümler üretmekte geç kalmıştır. Eski Doğu Blok'u ve diğer ülkelerden gelen göçmen akını, Avrupa'nın en elverişli sığınma yasalarına sahip Almanya'nın bu yasaları değiştirmesine neden olmuştur.273 Fakat buda yabancı düşmanlığını azaltamamıştır. Gece evlerinin kundaklanması sonucunda, 1992 yılında Mölln'de üç ve 1993'de Solingen'de beş Türk yaşamını yitirmiştir. Bu durum, Almanya'da, Türklere duyulan düşmanlığın arttığını ortaya koymaktadır. 60'lı yıllardan beri bu ülkede yaşayan Türkler tepkilerini değişik şekillerde dile getirmeye çalışmışlardır. Alman hükümetinin çözümlemekte geç kaldığı sorunlar, Almanya'da “ötekiler” olarak görülen Türklerin hedef haline getirilmelerine yol açmıştır.
Alman hükümeti, yabancıların, her türlü kötülükten sorumlu olduğunu ilan ederek, halkın tepki göstermesine ve şiddet hareketlerine neden olmaktadır. Halktaki tepkinin büyüdüğünü fark eden iktidardaki ve muhalefetteki politikacılar yabancılara karşı önlem almakta, bunu gören halk arasındaki önderler, yaptıkları eylemin etkili olduğu sonucunu çıkartıp, yeni eylemlere girişmektedir. Böylece, bu dalga halka halka yayılıp genişlemektedir. Şiddet eylemlerini engellemek için hemen hemen hiçbir çaba sarf etmeyen hükümet, bu eylemleri toplantı ve gösteri yürüyüşleri vb. yasalar başta olmak üzere birçok konuda değişiklikler önererek, demokratik hakların kısıtlanmasında kullanmaktadır. Ayrıca basın-yayın organları aracılığıyla, yabancı düşmanlığının, eski Doğu Almanya'dan kaynaklandığı izlenimini vererek, Nazilerin yıllarca Batı Almanya'da
271 Almanya'da Yabancı Türkiye'de Alamancı, a.g.y., s. 37.
272 A.ERALP , a.gy., ss. 291-292.
273 A.ERALP , a.gy., s. 293.
101
Katma Protokole göre; 1986 yılı Aralık ayında başlaması öngörülen Avrupa Ekonomik Topluluğu'na üye ülkelerde çalışan Türk işçilerine serbest dolaşım hakkı verilmesi gerekmektedir.örgütlenerek geliştiğini gizlemeye çalışmaktadır.274 Almanya ve diğer Avrupa Birliği'ne üye ülkelerde yaşayan ve kesintisiz bir yıl çalışan işçiler Avrupa Birliği'nin sağladığı serbest dolaşım hakkından yararlanmaktadır. Fakat Almanya, 1993 yılında çıkardığı bir yasa ile Türk işçilerinin serbest dolaşım hakkını engellemeye çalışmıştır. Türkiye'nin 1963 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu ile yapılan Ankara anlaşması, 1 Aralık 1964'te yürürlüğe girmiştir.275 1 Haziran 1968'de yapılan anlaşma Avrupa Ekonomik Topluluğu’na üye ülkelerin aralarındaki tüm gümrükleri kaldırmış ve Avrupa Ekonomik Topluluğu vatandaşı işçilerin Toplulukta tamamen serbest dolaşımı uygulamaya konmuştur.276 277 Fakat bu hak, ekonomik bunalımın yarattığı işsizlik nedeni ile serbest dolaşımdan yararlanıp Almanya'ya gidecek Türk işçilerinden rahatsız olan Almanya’nın isteği üzerine 1989’dan itibaren başlamak üzere ertelenmiştir.278 Roma anlaşmasının 238. maddesi sadece Avrupa Ülkelerinin, Avrupa Ekonomik Topluluğuna üye olabileceğini belirtmektedir.279 Fakat Ankara Ortaklık Anlaşması ve Katma Protokol ile Türkiye'yi Avrupalı olarak kabul eden Avrupa Birliği, Türkiye'nin tam üyeliğe başvurusunu sürekli geri çevirmektedir. Bunun en önemli nedenlerinden biri, Avrupa ülkelerinin ve Almanya'nın yaşadığı ekonomik bunalım ve işsizliktir.
274 C.SEY, a.g.y., s. 128.
275 M.A.BİRAND, a.g.y., s. 163.
276 M.A.BİRAND, a.g.y., s. 15.
277 M.A.BİRAND, a.g.y., s. 403.
278 M.A.BİRAND, a.g.y., s. 163.
279 M.A.BİRAND, a.g.y., s. 183.
102

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

MEDYANIN TÜRK DÜŞMANLIĞINA ETKİSİ

Yazılı basının, "Sahte İlticacılar Seli"280, "Gemi Doldu"281, "Sahte İlticacı Akını"282, "Sahte İlticacılar Tarafından Sömürülen Alman Vatandaşları"283, "Sayısız Alman Vatandaşı Yabancı Suçluların Kurbanı"284, "Yabancılara Karşı Şiddet-Almanya için Kurtuluş Yolu mu?"285 vb. başlıklar altında verdikleri haberler ve yorumlar Alman halkını yabancılara karşı kışkırtmakta ve onlarda yabancı düşmanlığının oluşmasına neden olmaktadır.
Türk düşmanlığına, yazılı basının yanında, fıkra, karikatür, müzik ve sinemanın da etkisini görmek mümkündür.
Örneğin, halk arasında önceleri Yahudiler için söylenen fıkraların Türklere uyarlanarak sohbet ortamlarında söylenmesi, Türklere duyulan düşmanlığın yayılmasında etkili olmaktadır. Bunu karikatürlerde de görmek mümkündür.
Ayrıca 1980'li yıllardan bu yana sayıları giderek artan aşırı sağcı müzik gruplarının yaptığı müzik, gençler arasında yabancı düşmanlığının yayılmasına neden olmaktadır.
Türk işçi göçünün 1960'lı yıllarda Federal Almanya'ya gelmesine kadar sinemada, Türklerle ilgili çekilen filmlerde Haçlı Seferleri ile oluşan ve Türklerin İstanbul'u almaları ve Avrupa'ya doğru yayılmaları ile devam eden Türk korkusundan kaynaklanan, Türklere yönelik düşmanca imgeler işlenmiştir.
Yazılı basının Türk düşmanlığına etkisine geçmeden önce bu iletişim araçlarının Türk düşmanlığına etkileri kısaca verilecektir.
280 M.SCHMIDT, a.g.y., s. 216.
281 M.SCHMIDT, a.g.y., s. 213.
282 M.SCHMIDT, a.gy., s. 214.
283 M.SCHMIDT, a.g.y., s. 216.
284 M.SCHMIDT, a.g.y., s. 216
285 M.SCHMIDT, a.g.y., s. 216
103
FIKRA VE KARİKATÜRÜN TÜRK DÜŞMANLIĞINA ETKİSİ
Seksenli yıllarda Federal Almanya'da Türk fıkraları ortaya çıkmıştır. Bu fıkralar, Nasyonal Sosyalizm döneminde Yahudiler için söylenen eski fıkralardır. Dilde Alman halkını "biz" ve "onlar" diye ayırmayı amaçlayan bu fıkralarda Yahudilerin yerini Türkler almışlardır. Dil, bir yandan düşünceleri yansıtmakta, diğer yandan da düşünceleri kalıba sokmaktadır.286 Bu nedenle, Türklerin basmakalıp bir şekilde tasvir edildiği ırkçı fıkralar, Türk düşmanlığını artırmakta ve yaymaktadır. Aşağıda bu fıkralara birkaç örnek verilmektedir:
Bir Türk koşu atı neresinden tanınır? Başörtüsünden287
Kim daha hızlı uçar? Türk mü? Yahudi mi? Toz boktan daha hızlı uçar.288
Bir Türk uçağı neyinden tanınır? Bagajından289
Kıyma makinesinden geçirilen domuz etinden çıkan nedir? Schweinemett (Domuz kıyması), aynısı bir Türk’e yapılırsa? Achmett (Ahmet)290
Yahudilerle Türkler arasında ne fark vardır? Yahudilerin geçmişi Türklerin geleceğidir.291
Yukarıda verilen örneklerden anlaşıldığı gibi, anlatılan fıkralarla Türkler aşağılanmakta ve Yahudilerle özdeşleştirilmeye çalışılmaktadır.
Bu aşağılamayı karikatür vb. görsel tasvirlerle de yapmaktadırlar. Böylece, önyargılar yeniden üretilmekte ve yayılmaktadır. Karikatür bir yerde fıkranın resmedilmiş hali olduğundan basmakalıp önyargıları görsel şekilde ifade etmektedir. Aşağıda buna iki örnek verilmektedir:
286 Sebastian PALT,”Rassismus und Sprache”, Standpunkte, Zeit-Schriff gegen Fremdenfeindlichkeit und Gewalt, Publikation aus der Universität Karlsruhe, Frühjahr, 1993, ss. 14-15.
287 K.SÖYLEMEZ, a.g.y., ss.171-172.
288 K.SÖYLEMEZ, a.g.y., s.172.
289 K.SÖYLEMEZ, a.g.y., s.172
290 K.SÖYLEMEZ, a.g.y., s.174.
291 K.SÖYLEMEZ, a.g.y., s.174
104 105 106
Görüldüğü gibi, Türklere duyulan düşmanlık belirgin biçimde karikatürlerle de ifade edilmektedir. Türklerin, Almanların çöpünü temizleyen, aşağılanan ve ev kiralamaya kalktığında ev verilmeyen ya da çok yüksek fiyat istenen insan olarak tasvir edilmesi, Almanların Türklere karşı duygularını ve bakış açılarını anlatmaktadır. Biz üstünüz, siz düşüksünüz yerel davranışı (biz-siz ayırımı) vurgulanmaktadır.
MÜZİĞİN TÜRK DÜŞMANLIĞINA ETKİSİ
1970'lerin ortalarından itibaren Batı’nın gelişmiş toplumlarında yaygınlaşan işsizlik, umutların kaybedilmesi, siyasi ve sosyal tıkanıklıklar sonucunda kimlik bunalımı şeklinde ortaya çıkan ruh hali ile Oi292 müziği yaygınlaşmıştır. Bunalıma giren Avrupalı, toprak, kan, dil türünden daha yakın, daha sıcak, eskide kalmış kimlik değerlerine sarılmaktadır. Toplumsal bağların parçalanmasıyla sonuçlanan milliyet bunalımları, milli köklere övgüye yönelmekte ve nefret duygusunu da beraberinde getirmektedir. 1980'ler boyunca hiç ciddiye alınmayan bu tepki 1990'larda bütün Avrupa'yı sarmış ve çok gelişmiştir.293 Yabancılara duydukları nefreti müzikle ifade eden Neonaziler, yaptıkları müzikle bilinçaltlarındaki şiddeti açığa vurmaktadırlar.
Almanya'da da aşırı sağcı müzik gruplarının sayısında ürkütücü patlama yaşanmaktadır. Neonazi gruplar, şarkılarında özellikle Yahudi, siyah ve Türk karşıtı sözlere yer vermekte ve bu ırklardan olanların "öldürülmeleri gerektiği" mesajlarını işlemektedirler. Alman Anayasası'nı Koruma Teşkilatı'nın verdiği bilgilere göre; Almanya'daki aşırı sağcı grupların sayısı 1996'da 35 iken, 1997'de 70'e çıkmıştır. Son belirlemelere göre; aşırı sağcı müzik yapan 55 Neonazi grubu bulunmaktadır.294 Bunların yaptıkları çalışmalara örnek olarak yazılı basında yer alan aşağıdaki haber verilmektedir:
"Braun Rocker" grubunun "Nordheim Vol. 1" adını taşıyan CD'si bunun son çarpıcı örneğini oluşturuyor. Yahudi düşmanı ırkçı yorumların yer aldığı CD'de, "Uzun bıçakları çıkaralım, Yahudilerin vücutlarına saplayalım", "Kan akmalı" gibi ifadeler yer
292 Oi müziği= İngiliz gazeteci Tony Robson'a göre Rock'n Roll'u siyah ve etnik özelliklerinden arındırmış müzik olan Oi müziği, hep bir düşman nesnenin ortadan kaldırılmasının gerekliliğini işlemesinden dolayı yıkıcılığın en çarpıcı örneğini sergilemektedir (Taner AY, Rock ve Şiddet, Korsan Yayıncılık, İstanbul, 1994, s. 161).
293 T.AY, a.g.y., ss. 161-162.
294 Yeni Yüzyıl Gazetesi, 23 Temmuz 1997.
107
alıyor. Türklere karşı ırkçı göndermeler yapan "Zillertaler Türk Avcıları" grubu ise, şarkılarında "kendi kanları içinde yatıyorlar", "bütün Alileri kesip biçmeliyiz" şeklinde ifadeler kullanılıyor.295
Alman Neonazileri, ırkçı söylemlerini CD'lerle dile getiriyorlar. Alman polisi, Türk düşmanı propagandanın yapıldığı 265 bin CD ele geçirdi.
Almanya'nın Kiel ve Hamburg kentlerinde polis tarafından gerçekleştirilen baskınlar sonucunda 265 bin adet, Türk düşmanlığı ve Neonazi propagandası yapan CD ele geçirildi. Kiel'de bir ortaokulda öğrencilerin ellerinde bulunan ve 500 Skinhead (Dazlak) müzik grubunun tanıtımlarının yapıldığı katalogların ihbar edilmesiyle başlatılan baskınlarda 30 bin kadar da aynı türde lP bulundu. Yabancı ve özellikle Türk düşmanlığını kışkırtan CD'lerin satılmalarının yasak olduğu için bir şirket aracılığıyla ve posta yoluyla satın alındığı da belirlendi. "Ötenazi, ya şimdi ya hiç", 'Türk domuzları, ya gidin ya ölün', 'Kan akmalı. Bonn Yahudi devleti yıkılmalı' gibi sloganlarla dolu olan şarkı ve görüntüler, Alman siyasi çevrelerini de dehşete düşürdü. Radikal sağ basın tarafından da zaman zaman desteklenen bu müzik gruplarının son yılda, izin aldıkları 35 konser yerine 70 konser organize ettikleri ve konserlerin her birine 1500 kadar Neonazi ve dazlağın katıldığı biliniyor. Bu konserlerde en büyük coşku, Yahudi katliamının hatırlandığı ve aynı öfkeyi şimdi Almanya'da yaşayan yabancılara yöneltmek için yemin edildiği anlarda yaşanıyor.296
"Zillertalli Türk Avcıları" gibi isimlere sahip ve sadece Türklere yönelik düşmanlıkların dile getirildiği CD'lerde, Türklerin nasıl yakalanıp yok edildiğini anlatan hayali öyküler de kurgulanmış. Ayrıca Alman olmayan üreticilerin mallarına karşı da ciddi bir anti kampanya yürütülüyor. Bu CD'lerin dış ülkelerde 3 marka imal edilip Almanya'da 25 ile 100 Mark arasında satıldığını belirten yetkililer, Neonazi CD'lerin ciddi bir pazar oluşturduğunu söylüyorlar.297
Yukarıda görüldüğü gibi, bu tür müziği dinleyerek kendilerinden geçen gençler, Türklere karşı kışkırtılarak, onlara saldırmakta ya da gece uykularında yakmaktadırlar.
295 Yeni Yüzyıl Gazetesi, 23 Temmuz 1997.
296 "CD'lerde Türk Düşmanlığı", Cumhuriyet Gazetesi, 17 Kasım 1997.
297 Cumhuriyet Gazetesi, 17 Kasım 1997
108
SİNEMANIN TÜRK DÜŞMANLIĞINA ETKİSİ
Batı sinemasında, Türkler, sinemanın sessiz döneminden itibaren, katliam tutkunu, ırz düşmanı, kaba, ilkel, güvenilmez, istilacı, talancı insanlar olarak basmakalıp önyargılarla tasvir edilmişlerdir. Harem hayatı, esir pazarları, göbek dansları, fesler, işkenceler vb. imgelerle tanıtılmışlardır. 298 Sıradan filmlerde bile Türkleri ve Türkiye’yi anlatmanın arkasında genellikle bazı önyargılar bulunmaktadır. Film konularının gerçeklerini ya da hayallerini aşan, siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel gerçekler filmlerde işlenmektedir299. Örneğin, ”Gece Yarısı Ekspresi” (Midnight Express) vb. filmlerle Batı'da "Barbar Türk" imgesi sürekli tazelenmektedir.300 Birçok filmde kaçakçı ve güvenilmeyecek insan olarak tasvir edilen Türkler, son dönem Alman sinemasında Türkiye'den gelen işçi göçü, bunların Alman toplumuna uyum sağlayamaması ya da sağlaması, kültür ve din farklılıkları, yabancı düşmanlığı konuları işlenmektedir.301
Yukarıda belirtildiği gibi, son döneme kadar Türklerle ilgili çevrilen filmlerde sürekli Haçlı seferlerinden bu yana işlenen basmakalıp önyargıları içeren tasvirler verilmektedir. Onlar için Türkler, ya Müslüman, kaba, zalim, istilacı, talancı, ahlâksız, ilkel, işkence yapan, güvenilmez insanlar ya da harem hayatı, esir pazarları, göbek dansları ile gizemli Doğululardır.
60'lı yıllarda işçi göçü ile Türklerle yeniden tanışan Avrupalı, bu kez de Türklerin, kültür ve din farklılıklarını, topluma uyum sağlayamaması vb. konuları "Türk imgesine" eklemiştir.
YAZILI BASININ TÜRK DÜŞMANLIĞINA ETKİSİ
Günde ortalama 29.000.000 gazete satışı ve 20.000’in üstünde dergi sayısı ile Avrupa’nın önde gelen kitle iletişim araçları arasında yer alan Alman yazılı basınının, Türkiye ve Türkler söz konusu olduğunda tarafsız yayıncılık yaptığını söylemek mümkün olmamaktadır. Özellikle Alman bulvar basını Türklerin işlediği adi suçları
298 Giovanni SCOGNAMILL, Batı Sinemasında Türkiye ve Türkler, İnkilâp Kitabevi, İstanbul, 1996, ss. 21-22, 27-28, 31-32.
299 G. SCOGNAMILLO, a.g.y., s.9.
300 G. SCOGNAMILLO , a.g.y., ss. 130-132.
301 G. SCOGNAMILLO , a.g.y., s. 164.
109
abartarak vermektedir.302 Bu tür haberlerde suçu işleyenin adından çok “Türk” sözcüğü öne çıkarılarak Almanların toplumsal bilincinde Türk vatandaşlarına yönelik olumsuz önyargı oluşturulmakta ve yayılmaktadır.
Alman yazılı basınının özellikle Türkiye’ye ve Türklere olumsuz yaklaşımının Almanya ve Almanlar açısından tarihsel, toplumsal, politik ve psikolojik nedenleri bulunmaktadır. Bu nedenlerle Alman gazeteci, Türkiye ile ilgili haberlerde, başörtüsü takmadan sokağa çıkamayan ya da babalarının, erkek kardeşlerinin, ağabeylerinin baskısı altında yaşayan Türk kızları hakkında basmakalıp önyargılara dayanan yorumlar yapmaktadır.303 Böylece, Almanların bilinçaltına, Türkler hakkında olumsuz önyargıların yeniden üretilerek işlemesine katkıda bulunmaktadır.
Almanya’daki Türklere, yazılı basında, olumsuz haber olduğu zaman yer verilmektedir. Sürekli bıçaklama ile ilgili Türk haberlerini okuyan Almanların bilinçaltında, Türklerin eli bıçaklı insanlar olduğa önyargısı oluşturulmaktadır.304 Görüldüğü gibi basın, tarihten gelen basmakalıp önyargıları yeniden üretip pekiştirmek için sürekli onlara atıfta bulunan haberleri okura sunmaktadır.
1980'li yıllarda basının, yabancı sorununun artık “Türk Sorunu” haline geldiğini, Türklerin % 25’inin işsiz olduğunu ve işsizlik parası aldığını yazması Almanlar üzerinde sanki Türklerin çalışmadan işsizlik parası alarak onların sırtından geçindiği izlenimini uyandırmaktadır. Bu durum, Türk düşmanlığını körüklemekte ve sohbet ortamlarında Türklerin Yahudilerle kıyaslandığı fıkralar anlatılmaktadır.305 Anlatılan bu fıkralarla Türklere karşı düşmanca duygular uyandırılıp, beslenmekte ve yayılmaktadır. Yukarıda verilen nedenlerden dolayı yazılı basın, Türklerle ilgili haberlerde tarafsızlık ilkesine ve küresel yayıncılık anlayışına uygun davranmamaktadır.
Aşağıda bu konuya örnek olarak Aralık 1981 tarihli Der Spiegel dergisinde yayınlanan "Türk Düşmanlığı Resmen Başlamıştır" başlıklı yazıdan bazı paragraflar verilmektedir:
"Yabancılar arasında 1.4 milyonla Türklerin birinci sırada olduğu biliniyor. SPD
302 Nurhayat YOLOĞLU, “Almanya’da Basın”, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, Sayı : 5, İstanbul, 1997, ss.111-112
303 Mehmet ŞEKEROĞLU, Alman Demokratlarına Mektuplar, Pencere Yayınları, İstanbul, 1998, ss.194-195
304 İrfan ERGİ, “Almanya’da Yaşayan Türkiye’li Göçmenler ve Yığınsal İletim”, (İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Radyo-TV Bölümü, Yayınlanmamış Lisansüstü Tezi), İstanbul, 1996, s.27
305 M.ÇULCU, a.g.y., s. 143.
110
milletvekili Thomas Schröder'e göre; problem artık sadece bir Türkler problemi haline gelmiş bulunuyor. Zira yabancılar arasındaki işsizlik oranı yüzde 11,2 iken Türklerin yüzde 25'i işsiz durumda. 209 bin Türk, işsizlik parası alıyor.”
“Yapılan incelemelere göre; buradaki işçilerin, Almanya'ya getirmeyi düşündükleri çocuk sayısı 700 bin civarındadır. Ayrıca her yıl 30 bin Türk'ün de evlilik yoluyla Almanya'ya gelmesinden korkuluyor.”
“Almanya'da yabancı, daha doğrusu Türk düşmanlığı, önce dedikodu şeklinde başladı ve bugün korkunç boyutlara ulaştı. Alman Knaipelerinde (meyhanelerinde), 'Bir Türk ile Yahudi arasında ne fark vardır?' sorusu soruluyor ve 'Yahudiler kıçlarına tekmeyi yiyip gittiler. Türkler henüz yemediler' yanıtı veriliyor.”
“Ucuz meskenler ve bakıma muhtaç bölgeler, Hamburg'ta, Steindamm, Batı Berlin'de Kreuzberg, Türkler tarafından doldurulmuş vaziyette. Türkler gelince Almanlar semti terkediyorlar.”
“Batı Berlin Kreuzberg'deki okullarda yabancıların sayısı yüzde 70'in üzerinde, Duisburg Hüttenheim'daki okullarda ise, yüzde 90'a varmış bulunuyor.”
“Kuzey Ren Westfalya Eyaleti Kriminal Dairesi Başkanı Werner Hamacher, Amerika'daki zenciler gibi Almanya'da yaşayan yabancıların toplumla kaynaşamadığını, kültürlerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya bulunduklarını, iyi eğitim göremediklerini, meslek sahibi olma şanslarının düşük durumda olduğunu, resmi makamlar tarafından farklı muameleye tabi tutulduklarını, bu davranış ve gidişin suç işleme oranını arttıracağını söylüyor.”
“Kriminal dairelerin yaptığı araştırmaya göre; yabancı gençler suç işleme oranı Almanlarınkinden iki misli daha fazla.”306
Almanya’da yayınlanan ve tirajı “214.828”307 olan Die Welt Gazetesinde, çok sayıda Alman’ın yazdığı yabancılarla ilgili mektuplarda konuyla bağlantılı şu örnekleri verebiliriz:
İtzehoe'dan yazan Heinrich Darsow'un mektubu:
"Şayet Bayan Funcke, yabancıların evlerine dönmelerini imkânsız buluyor ve bunun karşısında çaresiz kalıyorsa istifa etmelidir. Yabancılar problemini, onları buraya
306 M.ÇULCU, a.g.y., ss. 143-145.
307 IVW., Nisan 1996
111
getiren politikacılar yarattılar. Anlaşılan şimdi de çözemiyorlar."308
Recklinghausen'li Dr. Josef Peron'un mektubu :
"Vasıfsız yabancıları, ileri tekniğin en üst düzeye geldiği bir ülkede kaynaştırmaya kalkışmak ve vatandaşlığa kabul etmek, iktisadi açıdan saçmalıktır."309
Bamberg'ten Hans Zeller'in mektubu :
"Bu yabancılar hâlâ Almanya'ya nasıl gelebiliyorlar. İlgili bunları nasıl durdurmaya çalışıyor? Politikacılarımız halktan ve susmayı tercih eden büyük çoğunluktan tamamıyla koptular galiba. Yoksa yabancı ailelerinin belli bir müddet sonra memleketlerine geri gönderilmeleri zamanının geldiğini daha doğrusu geçtiğini anlarlardı."310
Almanya’da “4.477.523”311 tirajla en fazla okuyucu kitlesine ulaşan bulvar gazetesi Bild 16 Kasım 1995 tarihinde verdiği haberde “Rahatsız Edici Gerçekler: Boş Kasalarımız” başlığı altında, sosyal ödemelerin çok artmasından Almanya’ya gittikçe daha fazla gelen yabancıları sorumlu göstermektedir.312 Yaptığı bu gizli, fakat kışkırtıcı ırkçılık sonrasında yabancılara yapılan saldırılardan biri olan Solingen saldırısının failleri ile ilgili verdiği haberde ise, “Yüzkarası ..... Caniler Serbest mi Bırakılıyor?”,diye başlık atmaktadır.313 Basının ve politikacıların ülkede kötü giden her olaydan yabancıları sorumlu göstererek, kışkırtmaları kendi yetersizliklerinin ve beceriksizliklerinin faturasını yabancılara ödetmeye çalışmaları, Almanlar arasında yabancı düşmanlığını körüklemektedir. Stern Dergisi, Weimar Cumhuriyeti’nde yaşanan işsizlik ve ırkçılığın son yıllarda yine hortladığını, 1920’lerdeki Yahudi düşmanlığının, 1990’lardaki yabancı ve özellikle Türk düşmanlığına dönüştüğünü yazmaktadır.314 Stern Dergisi’nin yaptığı bu saptama gerçeği yansıtmakta, fakat bu gazeteler ve politikacılar yabancıların Almanlar gibi, Almanlardan daha az sosyal yardım aldıkları halde sosyal sigorta primi ödediklerini, Doğu Almanya’nın kalkınması
308 M.ÇULCU, a.g.y., s. 145.
309 M.ÇULCU, a.g.y., s. 145.
310 M.ÇULCU, a.g.y., ss. 145-146.
311 IVW. Nisan 1996.
312 Cumhuriyet Gazetesi, 1 Aralık 1995, s. 12.
313 Cumhuriyet Gazetesi, 26 Kasım 1993, s. 8.
314 Milliyet Gazetesi, 23 Ekim 1993, s. 17.
112
için dayanışma vergisi verdiklerini, ayrıca birleşme için benzinde litre başına 25 Fenik ek vergi verdiklerini söylemek veya yazmak dürüstlüğünü gösterseler, yabancı düşmanlığını bu kadar körüklemiş olmazlardı. Bunun yerine, onlar, oy kaybetme veya okuyucu kaybetme kaygısı ile kolay hedef olarak yabancıları göstermektedirler.
Haftalık Stern Dergisi’nde, polislerin en büyük hedeflerinin yabancıları ülkeden sürmek olduğu verilmiştir. Çok sayıda aşırı sağcı polisin Türklere yaklaşımının ırkçı olduğu ve askerlerinde durumunun çok farklı olmadığı belirtilmiştir.315 Yukarıda verilen bilgilerden anlaşılacağı gibi, Türkler Almanya’da sistemli bir şekilde dışlanmaya çalışılmaktadır.
Bu durumu “Die Woche Dergisi”nde yayınlanan yazıda da görmek mümkündür: Buna göre; geleceğin en önemli sürtüşmesinin Hıristiyan–İslam kavgası olacağı belirtilmekte ve Türklerin kültürel yönden çok farklı olduğu vurgulanmaktadır. Aşağıda verilen fotoğraf konuyu desteklenmektedir:316
315 Milliyet Gazetesi, 16 Ekim 1993, s. 18.
316 Zeki Tomaç, “Avrupa’da Haçlı Dönemi”, Radikal Gazetesi, 14 Nisan 1997.
113
317
Görüldüğü gibi bir yandan Türkleri Almanya‘ya uyum sağlayamamakla suçlayan
317 Almanya’daki Türklere ve diğer yabancılara karşı saldırılar düzenleyen ırkçı Alman gruplara en büyük desteğin polis ve askerden geldiği ileri sürüldü.
114
Almanlar, diğer yandan ise, onların kendilerinden farklı olduklarını sürekli vurgulamaktadırlar.
Alman basınında, kendilerine “Türk avcısı” diyen ve geceleri Türk avına çıkarak iki Türk’ü öldürdüklerini söyleyen Nazi-Rocker’larıyla yapılan röportajlar yer almaktadır.318 Bu tür haberler Türk düşmanlığının artmasına neden olmaktadır. Türk işçilerinin çalışarak hak ettikleri paranın kaynağını sağlayamayan, işsizliği ve diğer sorunları önleyemeyen Alman hükümeti, basının yardımı ile halkı Türk düşmanlığı konusunda kışkırtarak, onların ülkeden en ucuz yolla ayrılmalarını sağlamaya çalışmaktadır.
DER SPIEGEL DERGİSİ
Der Spiegel dergisi, II. Dünya Savaşı’ndan sonra İngilizlerin askeri yönetimi altındaki Hannover'de, İngiliz, Amerikan ve Alman ortak çalışması ile 1946 yılında "Diese Woche" adı altında yayın hayatına başlamıştır. İngiliz ve Amerikan "News Magazines" (Yeni Dergiler) örnek alınarak yayınlanan bu dergi ile amaçlanan, savaştan sonra Almanları tarafsız olarak bilgilendirmektir.
Almanlara yardımcı olmak amacı ile "Diese Woche" dergisinin çıkarılmasına önayak olan İngiliz ve Amerikalılar, yazar Rudolf Augstein yönetimindeki Alman yazarların işgal kuvvetlerini eleştirmeleri üzerine bu durumu protesto etmek için derginin yönetimini, adı değiştirilmek şartı ile tamamen Almanlara ve Rudolf Augstein'e bırakmışlardır. Bu dönemde, kâğıt sıkıntısı nedeni ile bir süre sonra yayın hayatının sona ereceği düşünülmüştür.
4 Ocak 1947'de, "Diese Woche" dergisinin adı "Der Spiegel" olarak değiştirilip, Rudolf Augstein yönetiminde, Almanlar tarafından, Hannover'de yayınlanmaya başlanmıştır. Fiyatı 1 Reichsmark olan dergi, karaborsada 15 Reichsmark’a satılmıştır. Bu tarihte kâğıt payı az olduğundan sadece 15.000 adet basılabilmiştir. 1952'de Hamburg'a taşınıncaya kadar tirajı 121.202'ye çıkmıştır.319 Der Spiegel dergisi, 1950’li yıllarda Batı Almanya’da siyasi skandal haberleri ile ün salmıştır.320 Daha sonra iki Almanya’nın sansasyonel haberlerine yer verilmiştir. Son yıllarda ise, yabancılara karşı
318 M.ÇULCU, a.g.y. s.148
319 Der Spiegel-Verlag, 1997, ss. 2-6.
320 Nurhayat YOLOĞLU, “Alman Basınında 51. Yılını Kutlayan Bir Dergi ‘Der Spiegel’” (İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Yayınlanmamış Araştırma Raporu), İstanbul, 1998, s.2.
115
çarpıcı başlık ve fotoğraflarla donatılmış haberlere yöneldiği görülmektedir.321
Der Spiegel dergisi, Almanya’nın II. Dünya Savaşı’nda Yahudileri yok ederek işledikleri günahın bedelini bir Türk’e yardım ederek ödemek zorunda olup olmadığını soruyor322
321 N.YOLOĞLU, a.g.r., ss.5-6.
322 Cumhuriyet gazetesi, 27 Kasım 1998, s11
116

TABLO 12
Der Spiegel Dergisi'nin Yıllara Göre Tirajları
Yıllar Basılan Satılan
1947
1948
1949
1950
1951
1952
1953
1954
1955
1956
1957
1958
1959
1960
1961
1962
1963
1964
1965
1966
1967
1968
1969
1970
1971
1972
1973
1974
1975
1976 22.662
65.123
85.923
96.776
116.032
134.246
158.756
181.274
210.585
254.801
298.091
322.567
366.040
385.433
430.479
510.376
551.340
612.421
689.952
825.794
961.244
1.019.375
1.056.346
1.080.606
1.072.984
1.062.820
1.061.250
1.060.737
1.044.644
1.058.265

80.107
86.898
105.311
121.202
140.260
160.777
189.930
228.824
267.010
287.764
329.703
339.920
382.320
444.643
467.724
537.140
602.651
727.524
825.977
875.360
895.343
911.045
903.867
905.252
880.932
908.039
902.384
903.868
117

1977
1978
1979
1980
1981
1982
1983
1984
1985
1986
1987
1988
1989
1990
1991
1992
1993
1994
1995
1996 1.084.774
1.097.214
1.108.510
1.142.414
1.113.842
1.111.261
1.101.086
1.071.005
1.086.777
1.108.005
1.133.168
1.130.758
1.179.434
1.325.105
1.383.723
1.381.693
1.359.055
1.316.259
1.311.703
1.297.628 929.036
941.467
966.392
984.783
956.389
962.211
933.191
902.265
921.175
929.050
972.446
963.427
1.008.816
1.084.113
1.140.762
1.146.559
1.109.033
1.054.325
1.058.296
1.038.402
Kaynak: IVW.
Yayın Politikası
Der Spiegel Dergisi haftada bir kez Hamburg'da basılmaktadır. "Time" ve "Newsweek" dergileri örnek alınarak yayın hayatına başlamıştır. Almanya'da, "Der Spiegel" dergisi ile basının gücü ve önemi ortaya çıkmıştır. Yolsuzlukları ortaya çıkardığı için "Der Spiegel" dergisine Haçlı zihniyeti ile hareket ettiği suçlaması getirilmiştir.323
Her hafta, politikadan ekonomiye, bilimden tıbba, teknikten kültüre, spordan medya ve iletişime kadar konu çeşitliliği içeren "Der Spiegel" dergisi, Avrupa'nın büyük haber dergilerinden biridir.
Almanya'dan başka 169 ülkeye dağıtımı yapılan "Der Spiegel" dergisi her hafta
118
1.436.709 adet basılmaktadır. Bunlardan 1.038.739'u Almanya'da satılmaktadır.324
Haber Ağı
Der Spiegel Dergisinin arşivinde yaklaşık olarak 20 milyon metnin dokümanı ile 1,8 milyon fotoğraf bulunmaktadır. 60 uzman araştırmacı gazeteci tarafından 15 dilde 300 gazete ve dergi başlığı değerlendirilmektedir. Bilgisayar ağı ile uluslararası basınla ekonomi ve bilim konusunda bilgi alışverişinde bulunulmaktadır.
1947'den bu güne kadar uluslararası politik fotoğraflar arşivde yer almaktadır. Üç milyondan fazla fotoğraflı doküman ile Almanya'nın savaş sonrası tarihini politik konular ve şahıs fotoğrafları ile sistematik olarak veren fotoğraflar ağırlıktadır.325

TABLO 13
Der Spiegel Dergisi Çalışanları
Yazı İşleri
Gazeteciler 264
Diğer 132
Arşiv
Gazeteciler 73
Diğer 31
Muhasebe ve Teknik 326
Toplam 826
Hamburg 711
Almanya 87
Yurtdışı 28
Stand= Nisan 1997
Der Spiegel Yayınevinde, toplam 826 kişi çalışmaktadır. Bunlardan 264’ü gazetecidir. Diğer 132 kişi ise, yazı işlerine bağlı olarak görev yapmaktadırlar.
Arşivde, 73 gazeteci ile 31 arşiv görevlisi çalışmaktadır. Muhasebede ve teknik kadrolarda çalışanların toplam sayısı 326'dır.
323 Hans Detlev BECKER, "Das Deutsche Nachrichten-Magazin Der Spiegel", 1964, ss.1-3
324 Spiegel in Zahlen, s. 104.
325 Der Spiegel-Verlag, a.g.y., s.6.
119
Hamburg kentinde 711 kişi görev yapmaktadır. 87 kişi Almanya'nın çeşitli kentlerinde ve 28 kişide diğer ülkelerde çalışmaktadır.
Der Spiegel Dergisi'nin Almanya'da 11'in üzerinde, diğer ülkelerde de 20'nin üzerinde yayınevi temsilciliği bulunmaktadır.326
Spiegel'in Diğer Etkinlikleri:
a. Spiegel Online: Alman haber dergisi "Der Spiegel" bilgisayar aracılığı ile hizmet vermektedir.327
b. Spiegel special: 1994 yılı sonundan beri ayda bir kez yayınlanmaktadır. Almanya'nın ilk aylık dergisi olan Spiegel special, seçilen bir konuyu ayrıntılı bir şekilde okurlarına sunmaktadır. Ortalama tirajı 120.000 dir.328
c. Spiegel Extra: 1995 Mayıs ayından beri yayınlanan, kültür dergisi, Spiegel Extra'nın tirajı 290.000'dir ve abonelere ücretsiz olarak gönderilir.329
d. Spiegel Buch: 1995 yılından bu yana kitap yayınlamaktadır.330
e. Spiegel TV
e1. Spiegel TV Magazin: RTL kanalında, altı milyon izleyiciye, 1988 yılından beri yayın yapmaktadır.331
e2. Spiegel TV Reportage: Sat 1 kanalında, 3,3 milyon izleyiciye yayın yapmaktadır.332
e3. Spiegel TV Interview333
e4. Spiegel TV Special334
e5. Spiegel TV Extra335
e6. Vox (haberler ve gece haberleri)336
326 Der Spiegel-Verlag, a.g.y, s. 15.
327 Der Spiegel-Verlag, a.g.y., s.7.
328 Der Spiegel-Verlag, a.g.y., s.8.
329 Der Spiegel-Verlag, a.g.y, s. 9.
330 Der Spiegel-Verlag, a.g.y., s.10.
331 Der Spiegel-Verlag, a.g.y., s.11.
332 Der Spiegel-Verlag, a.g.y., s.11.
333 Der Spiegel-Verlag, a.g.y., s.11.
334 Der Spiegel-Verlag, a.g.y., s.11.
335 Der Spiegel-Verlag, a.g.y., s.11.
120
f. Manager Magazin: Tirajı 113.000 olan aylık derginin yarısı abonelere gönderilmektedir.337
g. Harvard Business Manager: Yılda dört kez yayınlanan derginin tirajı 13.000'in üzerindedir.338
h. Edition Harvard Business Manager339
ı. Management Video340
Okuyucu Profili
Her hafta satılan 1.040.000 adet "Der Spiegel" dergisini:
Almanya'da 6.110.000 kişi
Diğer ülkelerde 633.000 kişi toplam 6.743.000 kişi okumaktadır.
Okuyuculardan;
% 49'u düzenli okuyucu
% 25'i üniversite mezunu
% 29'u yönetici ya da yüksek kademede memur
% 30'un aylık geliri 5000 DM üzerindedir. Kaynak: Medya Analizi 1996, Basın Medyası II
Yukarıdaki verilerden anlaşıldığı gibi, her hafta satılan 1.040.000 adet "Der Spiegel" dergisini, Almanya içinde 6.110.000 kişi ve Almanya dışındaki 169 ülkede de 633.000 kişi okumaktadır. Bu okuyuculardan % 49'u düzenli olarak "Der Spiegel" dergisi okumaktadır. Okuyuculardan % 25'i üniversite mezunudur. % 29'u yönetici ya da yüksek kademede memur olup, yüksek gelir grubuna dahildirler. % 30'unun aylık geliri 5000 DM'nin üzerindedir.
Yayıncılık Anlayışı
Almanya'dan başka 169 ülkede daha dağıtımı yapılan haftalık "Der Spiegel" dergisi, sadece basılı olarak 7 milyon civarında okuyucuya ulaşmaktadır.
336 Der Spiegel-Verlag, a.g.y., s.11.
337 Der Spiegel-Verlag., a.g.y., s. 13.
338 Der Spiegel-Verlag., a.g.y., s.14.
339 Der Spiegel-Verlag., a.g.y., s.14
121
Ayrıca okurlar dünyanın her yerinden Internet kanalı ile "Der Spiegel" dergisini okuyabilmektedir. Bu durumda okuyucu sayısı 7 milyonun çok üzerine ulaşmaktadır.
"Time" ve "Newsweek" dergileri örnek alınarak yayın hayatına başlayan "Der Spiegel" dergisi, yarım yüzyıllık geçmişi ile büyük okuyucu kitlesine hitap eden, tüm dünya ülkelerinde okunan Avrupa'nın büyük dergilerinden biridir.
Bu nedenle "Der Spiegel" dergisinin küresel yayıncılık yaptığını söyleyebiliriz.
Fakat "Der Spiegel" dergisinin Türkler söz konusu olduğunda, küresel yayıncılık yaptığını söylemek mümkün olmamaktadır. Aşağıda 1996-1998 yılları arasında yayınlanan “Der Spiegel” dergilerinde Türklerle ilgili haberlerin okuyucuya nasıl yansıtıldığı verilmektedir.
1996-1998 Yılları Arasında Der Spiegel Dergisi'nde Yer Alan Türklerle İlgili Haberler
Der Spiegel Dergisi'nin 1996-1998 tarihleri arasında yayınlanan sayıları incelendiğinde Türklere yönelik haberler ve yorumlar aşağıdaki şekilde verilmektedir:
a. Türkiye'deki Türklere yönelik verilen haberler:
-"Şimşek ve Gök gürültüsü Gibi" başlığı altında verilen haberde Türkiye'de yapılan seçimlerde Refah Partisi'nin seçim başarısı memleketi parçalama denemesi olarak yorumlanmaktadır. Refah Partisi'nin İslâmi propaganda yaptığını, NATO ve Avrupa Birliği ile ilişkileri bozmak istediği belirtilmektedir.341
-"Fukaralara Umut" başlığı altında verilen haberde Türkiye'nin Avrupa Şampiyonasında oynamasını "Türkiye 42 yıldan beri ilk kez büyük bir turnuvada oynuyor. Ülke Avrupa Şampiyonasını milli sarhoşluk içinde kutluyor", 342 diye küçümseyici bir tavır içinde vermektedir.
-Dieter Bednarz "İslamlaşmaya Doğru Güvenli Adım" başlığı altında verdiği haberde Refah Partisinin özellikle yerel yönetimlerdeki çalışmalarını dinî motiflerle, ekonomik destekli olarak yaptığını, bu nedenle gittikçe, özellikle fakir halk arasında taban topladığını, ekonomik finansmanın bir kısmının İslam ülkeleri tarafından karşılandığını ve Türkiye'nin gittikçe İslami rejimle yönetilen ülke konumuna kaydığını
340 Der Spiegel-Verlag., a.g.y., s.14
341 "Wie Blitz und Donner", Der Spiegel, Nr. 1, 1.1.1996, ss. 108-110.
342 "Brot für die Armen", Der Spiegel, Nr. 24, 10.6.1996, ss. 204-206.
122
belirtmektedir.343
-"Katilin Önünde Saygı Duruşu" başlığı altında verilen haberde Türk hükümetinin yüksek kademedeki memurları ile mafyanın ilişki içinde olduğunu ve bunun Alman mahkemesinde uyuşturucu ile ilgili bir dava da doğrulandığını vurgulamaktadır. Bu olaylar karşısında Türkiye'deki sivil toplum örgütlerinin tepkisini dile getirmektedir.344
-Dieter Bednarz'ın "Karanlığa Düşme" başlığı altında verdiği haberde İslamcı Başbakan olarak nitelenen Necmettin Erbakan'ın köktendincileri teşvik ettiğini ve bu durumun Türkiye'deki laik toplumu ve askerleri tedirgin ettiğini vurgulamaktadır.345
-"Küçük Düşürüldük" başlığı altında verilen haber, Mart 1997'de Türkiye Başbakanı Necmettin Erbakan'ın Almanya'da bir Türk evinin kundaklanması sonucu Alman hükümeti için söylediği bazı sözler "İslamcı Başbakan Batı ile ilişkilerini koparmak mı istiyor?", diye yorumlayarak verilmektedir.346
-Noma Aziz'in "Hitler'in Portresiyle Dayak" başlığı altında verdiği haberde, Türk askerinin 12 yıldan uzun süredir Kürt ayrılıkçılarla savaştığını ve bu savaşta 25.000 insanın öldüğü belirtmektedir.347
-"İşkenceci Kulisi" başlığı altında verilen haberde Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girişi için dış ülkelerdeki çabasını "...... kendine Washington'da imaj koruyucu arıyor" yorumuyla verilmektedir.348
b. Almanya'daki Türklere yönelik verilen haberler:
-"Tek Yol İslâm" başlığı altında verilen haberde Almanya'daki Türkler arasında köktendincilerin nüfus kazandığı, ekonomik ve kitlesel örgütlenmelere yöneldiği ve özellikle gençleri hedef aldığı belirtilmektedir. Kanal 7 televizyonu ile Milli Görüş gazetesinin bu olayı teşvik ettiği vurgulanmaktadır.349
-"Halifenin Ölümü" başlığı altında verilen haberde, rakip Türk köktendinci
343 Dieter BEDNARZ, "Sichere Treppe zum Islam", Der Spiegel, Nr. 28, 8.7.1996, ss. 121-123.
344 "Hochachtung vor einem Killer", Der Spiegel, Nr. 5, 27.1.1997, ss. 138-140.
345 Dieter BEDNARZ, "Sturz in die Dunkelheit", Der Spiegel, Nr. 14, 31.3.1997, ss. 146-149.
346 "Wir werden zur Zielscheibe", Der Spiegel, Nr.15, 7.4.1997, ss. 138-140.
347 Namo AZİZ, "Prügel mit Hitlers Konterfei", Der Spiegel, Nr. 17, 21.4.1997, ss. 182-185.
348 "Lobby der Folterer", Der Spiegel, Nr. 51, 15.12.1997, s. 154.
349 "Der Islam ist der Weg", Der Spiegel, Nr. 7, 12.2.1996, ss. 44-49.
123
grupların Alman güvenlik güçlerine aldırmaksızın propaganda yaptıkları belirtilmektedir.350
-"Öldürmeye Hazırlar" başlığı altında verilen haberde, Almanya'da yaşayan Müslümanların Alman Temel Yasasını tanımadıklarını ve Anayasayı koruma Başkanı Peter Frisch'in köktendincilere hoşgörü gösterilmesinin doğru olmadığını vurguladığı belirtilmektedir.351
-“Geçmişin Suçu ve Cezası” başlığı altında verilen haberde, “Geçmişin günahlarının bedeli ödeniyor. Ama ne zamana kadar? Yahudilere yapılanların bedeli olarak Arnavutlara, Türklere, Nijeryalılara iyilik yapılmalı mı?”soruları sorulmaktadır.352
Yukarıdaki haber değerlendirmelerinden yola çıkarak "Der Spiegel Dergisi"nin Türklerle ilgili daha çok olumsuz haberlere yer verdiği söylenebilir.
Der Spiegel Dergisi Haber Analizi
Kitle medyasındaki ırkçılık üzerine yapılan çalışmalar, grup iktidarı ve örgütsel iktidarın etkileşimini göstermektedir. Çoğunluğu erkek olan batılı gazeteciler, yazılarını hem medya kurumlarının profesyonel temsilcileri, hem de batılı iktidar grubu üyeleri olarak yazarlar. Ve çoğunlukla da bu ırkçı ya da etnik yaklaşımı reddederler. Van Dijk'ın 1987 yılında, tabi toplumsal grupların, basındaki haber raporlarında nasıl temsil edildiği konusunda yaptığı incelemeye göre; azınlıklar, göçmenler, Üçüncü Dünya ülkeleri ve halkları, güçlü batılı grupların ve ulusların aksine olumsuz ya da basmakalıp bir şekilde, külfet, tehdit ya da sorun olarak sunulmaktadırlar. Yetersiz ya da geri sayıldıkları için gelişmiş batılı ülkelerin yardımına, anlayışına ve desteğine ihtiyaç duydukları varsayılmaktadır.353
Aynı durumu içerik analizi yaptığımız "Der Spiegel" dergisinde, Almanya'daki göçmenlerle ilgili haberde de görmek mümkün;
....Türk çocukları birçok olayda geleneksel aile yapılarının kurbanı olmaktadır. Türk babalar, halâ kendilerine ve oğullarına Türkiye'den eş aramaktadır. Bu gençlerin eşlerinin çoğu ve Türkiye'deki kadınların % 27'si, Unesco istatistiklerine göre okuma-yazma bilmemektedir. Almanya'daki Türkler, ataerkil,
350 "Der Tod des Kalifen", Der Spiegel, Nr. 33, 11.8.1997, ss. 44-45.
351 "Rechtfertigung zum Töten", Der Spiegel, Nr. 36, 1.9.1997,ss. 58-61.
352 “Jenseits von Schuld un Sühne”, Der Spiegel, Nr.48, 23.11.1998, ss.22-23
124
aileyi birleştirici kurallardan yararlanarak, içinde iki dil bilen ile okuma-yazma bilmeyen çiftin yetiştirdikleri çocuklardan oluşan yeni aileyi kurmaktadır.354
...Orhan,babası Alman kız arkadaşının olmasını kabullenemediğinden 16 yaşındayken evinden kaçmıştır. Yakın zamana kadar Kreuzberg'deki "Die Sterne" adlı gençlik çetesinin üyesiydi. Bu genç çalıştığı firmanın iflas etmekte olduğunu anlayınca, firmanın gönderdiği marangozluk eğitimine de son vermiştir. Şimdi geçimini kaçak radyo ve silah satarak sağlamaktadır. Berlin'in ortasında lüks bir dairede yaşamaktadır.355
Verilen iki örnekde görüldüğü gibi, Türkler, olumsuz ve basmakalıp bir şekilde, sorun olarak okuyucuya sunulmaktadır. Eğitime önem vermeyen, geleneklerine bağlı, içinde yaşadığı topluma uyum sağlayamayan ve sağlamaya da çalışmayan, kendi içine kapalı bir toplum olarak tasvir edilmektedir. Verilen mesaj olumsuzdur. "Onlar", "bizden" farklı, her zamanda farklı kalacaklar denilmektedir.
Hartmann ve Husband, 1974 yılında İngiliz basınına uyguladıkları içerik analizinde, Üçüncü Dünya’dan gelen göçmenlerin sorunlu insanlar oldukları, Batı’nın mekân, konut, iş, eğitim vb. değerlerini tehdit eden insanlar olarak tasvir edildikleri sonucunu çıkarmışlardır.356 Aşağıda verdiğimiz örnekte Türklerin okura sunuluşu yukarıdaki içerik analizi sonuçlarına uygundur:
......Türk geleneklerine göre; okul, Orta Avrupa'daki gibi merkezi bir rol oynamamaktadır. Türk veliler, okullardaki veli görüşmelerine de pek rağbet etmemektedir. Birçok şehirde, Milli Görüş gibi grupların yönetimindeki Kuran okullarına rağbet çok fazladır. Bu okullarda, Türk çocuklarına, yaşam için gerekli olan bilgiden çok, Kuran'ı fundamentalizmin etkisi ile öğretmektedirler.357
Yukarıda verdiğimiz örnekte de görüldüğü gibi, "Türk Kuran okur, operaya gitmez" önyargısı burada da vurgulanıyor.358 Yine Türkler, eğitime kapalı, çağdaş yaşam için gerekli olan bilgiler yerine, fundamentalist din eğitimi alma eğiliminde olan
353 Mehmet KÜÇÜK (Der. ve Çev.), Medya, İktidar, İdeoloji, Ark Yayınevi, Ankara, 1994, s. 305.
354 "Kenar Mahallelerdeki Saatli Bombalar", Der Spiegel, Nr. 16, 14.4.1997, s.91.
355 Der Spiegel , a.g.y., ss. 88-89.
356 M.KÜÇÜK, a.g.y., ss. 307-308.
357 Der Spiegel, a.g.y., s.91.
125
insanlar olarak tasvir ediliyorlar. İçinde yaşadıkları Batılı topluma kapalı ve farklılar vurgulaması yapılıyor. Bu ifade Almanlarda ürkütücü ve düşmanca duygular uyandırmaktadır. Avrupa'da sayıları 3 milyonu bulan, Almanya'da ise, yaklaşık 2,5 milyon olan Türkler, 4,5 milyon civarında insanın işsiz olduğu Almanya’ya bu kez de ekonomik yönden saldıran Müslümanlar olarak tasvir edilmektedirler. Bu tasvirlerin batılı insanların beyninde çağrıştırdığı imge, Viyana kapılarına dayanan, "zalim, barbar", Müslüman Osmanlı imgesi olmaktadır. Bu imgenin yarattığı korku ırkçılığı ya da etnik önyargıları körüklemektedir.
Van Dijk'ın 1983, 1987 yıllarında Hollanda basını üzerine yaptığı incelemelerde, Hollanda'daki etnik azınlık grupların haber temposunda ya da gazete sütunlarında yer almaları söz konusu olmadığı, yer aldıklarında ise, göçün doğurduğu zorluklar, yasadışı davranan, kültürel yönden çok farklı, dil ve eğitim sorunları ile bunların konut ve istihdam konularında yarattıkları rekabet, şiddet, saldırganlık, uyuşturucu alışkanlığı vb. yasadışı ve suç oluşturan faaliyetlerini vurgulayan tasvirlerin başlıkları, basmakalıp ya da olumsuz anlamlar çağrıştıran başlıklar olma eğilimindedir. Bu önyargılı, ırkçı ya da etnik tasvirler, manşetler, belirgin bir şekilde ırksal suiistimal olarak değil, etnik nitelik ve durumların, haber raporlarında, okuyucunun bunları etnik önyargı gelişiminde kullanmalarını sağlayacak şekilde verilmektedir.359 Bu konuya örnek olarak aşağıdaki haberleri verebiliriz:
...... Berlin'de Aile Terapisti ve Bağımlı Danışmanı gözetimi altındaki Mihri Kaya, son yıllarda uyuşturucu tüketiminin önemli ölçüde arttığını ve Türk gençlerinin % 10'unun psikolojik ya da bedensel madde bağımlısı olduklarını belirtmektedir.360
..... Mihri Kaya, uyuşturucunun ABD'deki siyahlar mahallesinde olduğu gibi Türk gençlik çetelerinde de birleştirici rol oynadığını söylemektedir.361
......Hamburg Polisi Gençlik Sorumlusu Wollfgang Dürre, Türklerle göçmenler arasındaki kavganın bazen çok manasız durumlardan çıktığını bildirmektedir.362
..... Berlin Kreuzberg'deki Türk gençlik çetesinin üyesi Ramazan, "rahat bırakılmak istiyorsan, mümkün olduğunca önce ve sert davranmak zorundasın"
358 Zafer ŞENOCAK,Atlas des Tropischen Deutschlands, (2.Auflage),Babel Verlag, Berlin 1993, s. 22.
359 M.KÜÇÜK, a.g.y., s. 308.
360 Der Spiegel, a.g.y., s.91.
361 Der Spiegel, a.g.y., s.91.
126
demektedir. Dövüşme onun için sıradan bir olay, bıçaklı dövüşe sık sık karışmış ve ateşli silahları da nasıl kullanılacağını bilmektedir. Bıçak izlerini eski askerin savaş madalyaları gibi göstermektedir.363
...... Bilim adamları, polisler ve sosyal danışmanlar, yaklaşık 600.000 ikinci ve üçüncü kuşak Türk genci ile 1990'dan beri dağılan Sovyetler Birliği'nden Almanya'ya gelen yarım milyon Alman asıllı genç göçmenin kenar mahallelerin saatli bombaları olduğunu,belirtmektedir.364
Yukarıda verdiğimiz örneklerde görüldüğü gibi, Türkler, potansiyel suçlu olarak okuyucuya takdim edilmektedir. Türklere Haçlı zihniyeti ile bakılmakta ve Türkler, vahşi, kaba, zalim ve ilkel insanlar olarak tasvir edilmektedir. Böylece tarihten gelen önyargılara da atıfta bulunulmaktadır.
Avrupa kimliğinin olumluluğu, Avrupalı olmayanın olumsuz imgesine göre tanımlanmaktadır. Türkler, gelenek ve görenekleri ile Yahudilere benzetilmeye çalışılmaktadır. 1683 yılında Viyana'nın Türklerden kurtarılışının anısına yapılan Nasyonal sosyalist heykelde Türk sancağındaki hilâl yerine Davud'un altı köşeli yıldızı olduğuna dikkat çeken Claudio Magris, "Türkler, düşmanla, yani Yahudilerle özdeşleştirilmiş ve öyle bir tahrifat yapılmıştır ki, bugünün geçici yabancı işçilerine karşı gösterilen korku düşünülecek olursa, bunun trajik bir şekilde gerçekleşmesi riski vardır" demektedir.365 Bu saptamayı Almanların aralarında söyledikleri bir fıkrada onaylamaktadır; "Türklerle Yahudiler arasında ne fark vardır? Yahudilerin geçmişi Türklerin geleceğidir" denilmektedir.366
Bu ırkçı ya da etnik yaklaşım sadece Almanya sınırları içinde kalmamaktadır. Aşağıda kısaca özetleyeceğimiz Amerikalı siyasetbilimci Samuel P. Huntington'un "Uygarlıklar Çatışması" kuramına da atıfta bulunarak, Türkler, farklı kültürden(Müslümanlar), bizimle(Hıristiyan Batılılarla) uyum içinde yaşayamazlar önyargısı, tüm Hıristiyan ülkelerde oluşturulmaktadır.
Huntington'un kuramına göre; 21. yüzyılda dünya düzenini, farklı dinlere dayalı uygarlıklar arası çatışmalar belirleyecektir. Ona göre; Sovyetler Birliği'nin parçalanması
362 Der Spiegel, a.g.y., s. 79.
363 Der Spiegel, a.g.y., s. 87.
364 Der Spiegel, a.g.y., s. 84.
365 D.MORLEY,K.ROBINS, a.g.y., s.14.
127
ve Soğuk Savaşın bitmesi ile artık halklar arasındaki farklar ideolojik, siyasal ya da ekonomik değil, kültürel farklar olmuştur. Bunun sonucu olarak en önemli devlet gruplaşmaları dünyadaki yedi büyük kültür bölgesini esas alacak, böylece ortaya çıkan ve büyük ölçüde dinlerin belirlediği yedi kültür, (Çin, Japon, Hindu, İslâm, Batı, Latin Amerika ve Afrika) bugünkü süper devletlerin dünya siyaset sahnesindeki yerini alarak birbirine rakip hale geleceklerdir. Bu gelişme uyarınca Avrupa'daki sınır çizgisi, Demir Perde’nin kalkmasından sonra yüzlerce kilometre daha doğuya kayarak, bir yanda Batılı Hıristiyan Kültürü’nün belirlediği halklar, öte yanda ise, Müslümanlık yada Ortodoksluğun belirlediği halklar arasından geçmektedir.367
Emre Kongar'ın da belirttiği gibi, Batı uygarlığının varlığını sürdürmesi, Amerika'nın Batılı kimliğini yeniden onaylamasına ve Batılıların uygarlıklarının evrensel değil, tek ve biricik nitelik taşıyan uygarlık olduğunu kabul ederek, onu Batılı olmayan toplumlardan gelen saldırılara karşı yenilemek ve korumak için birleşmelerine bağlıdır.368 Biz (Hıristiyan Batılılar), Onlardan farklıyız. Onlara karşı bir bütün olmalıyız mesajı verilmektedir.
"Der Spiegel" dergisinde, yaptığımız içerik analizinde, Huntington'un bu tezine atıfta bulunulmakta ve Emre Kongar'ın bu teze getirdiği yorum onaylanmaktadır:
..... İkinci, üçüncü kuşak Türkler Alman toplumuna karşı tepki olarak gittikçe daha fazla gruplaşmaktadır. "Uygarlıklar Çatışması" kuramında ABD'deki bölünmüş toplum tezini işleyen Harvard Üniversitesi, Siyaset bilimcisi Samuel Huntington'un görüşleri Federal Almanya'da gerçekleşeceğe benzemektedir.369
.....15-21 yaş arası, temsili seçilen gençlerden % 57'si, "Türklük bizim bedenimiz, İslâm ruhumuzdur. Ruhsuz bir beden cesettir" diyerek, Almanların kulağına yabancı gelen bu tezi onaylamaktadır. Bu gençlerin % 41'i militan Müslüman olarak, İnançsızlara şiddet kullanmaya hazır olduklarını belirtmektedir.370
......Heitmeyer'in Almanya'da İslâm fundamentalizmi hakkında yaptığı araştırma
366 K.SÖYLEMEZ, a.g.y., s. 174.
367 Türk Alman İlişkilerinde Din Tabu mu? Türk-Alman Sempozyumu 1996, Körber Vakfı, Hamburg, 1997, ss. 227-228.
368 Emre KONGAR, "Huntington ve Yeni Dünya Düzeni", Cumhuriyet Gazetesi, 17.11.1997, 24.11.1997.
369 Der Spiegel, a.g.y., s. 88.
370 Der Spiegel, a.g.y., s. 88.
128
ışığında, Huntington'un bu tezi, hiç de gerçek dışı görünmemektedir.371
......Türkler, sadece dinleri ve kültürel gelenekleri ile değil, Almanya'ya işçi olarak getirilen İtalyanlar, İspanyollar, Yugoslavlar ve Portekizlilerden de farklı olarak, Almanlara yabancı kalmaktadır. Kendi de doktor unvanlı bir tarihçi olan Helmut Kohl, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesini "Coğrafya dersinde Anadolu'nun Avrupa'nın bir parçası olduğunu öğrenmedim" diyerek reddetmektedir.372
Yukarıda "Der Spiegel" dergisinden verdiğimiz örnekten anlaşıldığı gibi, Türkler, dinleri, kültürel gelenekleri, görüntüleri ile belirgin bir şekilde dikkati çekmektedir. Batılı Hıristiyan ülkelerden gelen diğer konuk işçilerden de farklı oldukları belirtilmektedir. "Ötekiler" konumunda tasvir edilen Türkler, Hıristiyan Batılı "Bizler"den çok farklı olarak tasvir edilmektedir. Huntington'un kuramını onaylayan düşünce yapısı Almanya'da ilk kez ortaya çıkmamıştır. Önceleri Yahudiler, Almanların, dinleri, kültürel gelenekleri ve görüntüleri ile belirgin şekilde dikkatlerini çekmişlerdi.
Almanya'da yaşayan yabancılarla ilgili bu haberde, ağırlıklı olarak Türkler ele alınmış ve Almanlarla Almanya'da yaşayan Alman asıllı göçmenleri taciz eden insanlar olarak olumsuz ve basmakalıp önyargılarla tasvir edilmişlerdir. Bu haberin başlığı ile de şiddet ve tehlike içeren mesajlar verilmektedir:

KENAR MAHALLELERDEKİ SAATLİ BOMBALAR

Yabancı uyumu başarısızlığa uğradı. Memleketin her yerinde patlamaya hazır gerilim oluştu. Türkler, göçmenler ve marjinal gruplar, toplumdan istediklerini şiddet yolu ile alma hazırlığında.373
Yukarıda verdiğimiz haber başlığı ve alt başlığı Huntington'un kuramına atıfta bulunur nitelikte olumsuz tasvirler içermektedir.
Haber başlığının hemen altında verilen fotoğrafta yüzleri görünmeyen gençler saldırgan durumdadır. Birinin elindeki bıçak Türklerle ilgili basmakalıp önyargıya atıfta bulunmaktadır. Fotoğraf aşağıya doğru koyulaşmaktadır. Verilen mesaj olumsuz ve önyargı oluşturacak niteliktedir.
371 Der Spiegel, a.g.y., s. 88.
372 Der Spiegel, a.g.y., s. 93.
373 Der Spiegel , a.g.y., s. 78.
129
Berlin Kreuzberg'de Türk-Kürt çetesi: Gençler her şeye hazırlar.374
374 Der Spiegel , a.g.y., s.78.
130
131
Önceki sayfada verdiğimiz "Der Spiegel" dergisinin kapak resminde ise, Türklerle ilgili olumsuz mesaj veren üç basmakalıp önyargı tasviri yer almaktadır. Bunlar, başları bağlı, önlerinde Kuran olan ve Kuran öğrenerek dinî eğitim aldıkları tasvir edilen kız çocukları ile ellerinde zincir, bıçak vb. silahlar olan ya da saldırgan bir şekilde yumruklarını sıkmış genç erkeklerle, bunların önünde elinde Türk bayrağı ile haykıran çağdaş görünümlü, esmer, kıvırcık saçlı genç kız bulunmaktadır. Verilen mesaj adeta "Müslüman Türk gençliği ülkeyi işgal etmektedir" vb. önyargısı oluşturup, tarihten gelen önyargılara atıfta bulunur niteliktedir. Bunu bayrağın üzerine atılan manşette de görmek mümkündür; "Yabancı ve Alman", "Tehlikeli Yabancı", "Çokkültürlü Toplumun Başarısızlığı" denilmektedir.375
Kapak resminde ve yazıda verilen mesaj olumsuz ve korkutucudur. Türkler, Almanya'da, oradaki diğer yabancılardan farklı "Ötekiler" olarak basmakalıp önyargılarla tasvir edilmişlerdir. Böylece Almanlarda düşmanca duyguların yeniden üretilerek artırılmasına ve yayılmasına neden olunmaktadır.
Der Spiegel Dergisi Haber Analizinin Newsweek Dergisi Haber Analizi ile Karşılaştırılması
"Der Spiegel" dergisinden yaptığımız haber analizine karşılık, "Newsweek" dergisinden yaptığımız haber analizinde, Almanya'da yaşayan Türklerle ilgili haberdeki yayıncılık anlayışı "Der Spiegel" dergisine göre oldukça farklı olmaktadır.
Newsweek dergisi, daha çok güncel olayları tarafsız ve çok yönlü olarak okurlarına sunmaktadır.376 Aynı habere, bu derginin yaklaşımının küresel yayıncılık anlayışına uygun olduğu söylenebilir.
Buna örnek olarak :
........ Berlin’de Türk fırınları ve fast food (Hazır yiyecek) zincirinin sahibi olan Enver Bektaş, Almanya’ya altı yaşında gelmiştir. Berlin’in Kreuzberg bölgesinde eşi ve dört yaşındaki oğlu ile yaşamaktadır.377
........ Yabancılar için Almanya’da olumsuz olaylar yaşamak doğal hale gelmiştir. Türklerin çoğu, kendilerinin ve burada dünyaya gelen çocuklarının Alman
375 Der Spiegel , a.g.y., s.1
376 U.ECO, a.g.y., s.59
377 Newsweek, 21 April 1997, s. 16.
132
toplumuna kabul edilmeyeceklerini bilmektedir.378
........ Fırıncı Bektaş, "ben Alman vatandaşlığına geçip, Alman pasaportu da alsam, bir Alman polisinin önünde durduğum zaman, orada Türk olarak duruyor olacağım. Yahudilerin de Alman pasaportu vardı, bu neyi değiştirdi?" demektedir.379
Yukarıda verdiğimiz haberde Türkler Almanya’ya ekonomik katkıda bulunan, buna rağmen Alman kanı taşımadıkları ve fiziksel görünümleri farklı olduğu için Alman pasaportu da alsalar benzer olumsuz olayları yaşamaya devam edecekleri belirtilmektedir.
Türk kökenli Alman vatandaşı Cem Özdemir, Almanya’da yaşayan Türklerin Alman vatandaşlığına kabul edilmelerinin dinî ve milliyetçi gruplaşmaları azaltacağını belirtmektedir.380 Buna karşılık Michael Glos, Alman vatandaşlığına kabul edilebilmek için kan bağının gerekli olduğunu savunmaktadır.381 Türkleri, Almanya’ya uyum sağlamamakla suçlayan Almanlar onları dışlayarak,onların uyum sağlayamamalarına yardımcı olmaktadır.
Yukarıda "Newsweek" dergisinden verdiğimiz haber örneklerinde; Türkler, külfet, tehlike ya da sorun vb. basmakalıp önyargılarla tasvir edilmek yerine, sorunları ve Almanların onlara bakış açıları, vatandaşlarında aradıkları kan bağı özellikleri tarafsız bir şekilde verilmektedir.
Olaylara çok yönlü bakarak değişik açılardan değerlendirme olanağı sunan "Newsweek" dergisi küresel yayıncılık anlayışını Türklerle ilgili bu haberde de sürdürmektedir.
"Der Spiegel" dergisi ise, olaya tek yönlü bakarak, yerel anlayışla, Türkleri Almanya için külfet, tehdit, ya da sorun olarak okuyucuya sunmaktadır.
"Der Spiegel" dergisindeki haberden verdiğimiz örneklerde Türkler, Almanya'da yaşamalarına rağmen, Alman toplumuna ve Alman kültürüne kapalı, dil ve eğitim sorunları olan ve bunları çözümlemekten kaçınan, şiddet, saldırganlık ve uyuşturucu alışkanlığı olan, kendi içine kapalı, dinleri, kültürel gelenekleri, görüntüleri ile
378 Newsweek, a.g.y., s. 16.
379 Newsweek, a.g.y., s. 16.
380 Cem ÖZDEMİR, "We are Inländer", Newsweek, 21 April 1997, s. 18.
133
Almanya'da yaşayan diğer konuk işçilerden farklı "Ötekiler" olarak basmakalıp önyargılarla tasvir edilmektedir. Haberde verilen mesaj olumsuzdur. Türkler, “bize” (Batılı Hıristiyanlara) uyum sağlayamazlar mesajı verilmektedir. Bu da ürkütücü olmakta, düşmanca duygular uyandırmakta ve Türklerle ilgili önyargıları olumsuz yönde artırmaktadır.
“Der Spiegel” dergisinde yer alan Almanya’daki Türklerle ilgili 17 sütunluk haberin içerik analizinde, 61 kez “Türk”, 5 kez “Türkiye”, 4 kez “İslam”, 2 kez de “Kuran” sözcüklerinin geçtiği saptanmıştır. “Türk” sözcüğü 29 kez şiddet ve suçla, 17 kez kültürel farklılıkla, 8 kez de aşağılama ifadesi ile birlikte kullanılmaktadır.
Bu nedenle, "Der Spiegel" dergisinin Türkler söz konusu olduğunda, küresel yayıncılık anlayışından uzaklaşarak, yerel yayıncılık yaptığını söyleyebiliriz. Bu anlayışı kullandıkları fotoğraflarda da görmekteyiz. "Der Spiegel" dergisinde haberin başında yer alan fotoğrafta, şiddet görüntüsü veren, yüzleri görünmeyen aşağıya doğru koyulaşan ve ellerinde çeşitli silahları ile yumrukları sıkılmış genç Türkler verilmektedir. "Newsweek" dergisinde ise, aynı konulu haber 3 sütun halinde yer almaktadır. Haberde “Türk” sözcüğü 11 kez, “Türkiye” sözcüğü 2 kez ve olumlu olarak kullanılmaktadır. Newsweek dergisindeki haberin başında verilen fotoğrafta, Der Spiegel dergisindekinden çok farklıdır.
381 Michael GLOS, "Room for No More", Newsweek, 21 April 1997, s.19.
134
382
Fotoğrafta görüldüğü gibi, başı bağlı Müslüman Türk kızı, Alman gençlerle dost bir görünümde temsil edilmektedir. Verilen mesaj olumludur. Farklılıklara rağmen uyum içindedirler. Resmin altında Almanya'nın göç ülkesi olmadığını söyleyen Kohl'ün yanıldığı belirtilmektedir. Fotoğraf yukarıya doğru açık renkte ve yüzler aydınlık ve başlar diktir. Verilen mesaj küresel yayıncılık anlayışını doğrulamaktadır
"Der Spiegel" dergisinde ise, yerel yayın anlayışı görülmektedir.
382 Newsweek, a.g.y., ss. 14-15.
135
383
136
Önceki sayfada verdiğimiz "Newsweek" dergisinin haberle ilgili kapak resminde, gülümseyen yüzleri ile değişik ulusların çocuklarının biraradaki görüntüleri olumlu mesaj vermekte ve "Newsweek" dergisinin küresel yayıncılık anlayışını doğrulamaktadır.
Buna karşılık "Der Spiegel" dergisinin haberle ilgili kapak resminde üç basmakalıp önyargı tasvir bulunmaktadır. Türkler, şiddet yanlısı, kadınlarının başı kapalı ve erkeklerden ayrı, çağdaş görünümlerinin arkasındaki gerçek görüntüleri bu, mesajı verilmektedir.
Haberde kullanılan hacim diğer haberlerden fazladır. Yazı ve fotoğraflar önyargı oluşturacak nitelikte olumsuz mesajlar vermektedir. Sonuç olarak Türkler söz konusu olduğunda, "Newsweek" dergisinin küresel yayıncılık anlayışını sürdürmesine rağmen, "Der Spiegel" dergisinin yerel yayıncılık yaptığı söylenebilir.
383 Newsweek, a.g.y., ss. 14-15
137

SONUÇ

Yabancı düşmanlığı, eşitsizlikçi dünya görüşünü benimseyen insanların, (grupların ve yöneticilerin) sahip olduklarını diğerleri ile paylaşmak istememesinden kaynaklanmaktadır. Yabancı düşmanlığında insanlar “biz ve onlar” diye gruplandırılır. “Biz grubu” “onlar grubu”nu sürekli aşağılayıp, olayların sorumlusu olarak göstererek, kendi grubunu yüceltir.
Ekonomik bunalımlar sonucu ortaya çıkan toplumsal sorunlarda yabancılar “ötekine” duyulan nefret ve korkunun simgeleridirler. Yabancı düşmanlığında daha çok dini, dili, kültürü ve fiziksel görünümü en farklı olan kitle hedef alınır.
Yabancı düşmanlığı toplumların ortaya çıkışı ile başlamış, nitelik değiştirerek günümüze kadar süregelmiştir. Roma’da yabancı düşmanlığı uygar olanlar ve olmayanlar olarak belirlenmekteydi. Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra ise, yabancı düşmanlığı dinsel farklılıklardan kaynaklanmıştır. Hıristiyan Batı ile Müslüman Doğu kavramları bu dönemde ortaya çıkmıştır. Ortaçağ’da Avrupalıların yaşadıkları ekonomik bunalımı aşmak amacı ile Papalık, İpek ve Baharat Yollarını ellerinde bulunduran Türklerin ve tefecilikle uğraşan Yahudilerin zenginliğine karşı dini ön plana çıkararak iç ve dış Haçlı Seferlerini düzenlemiştir. Avrupalıların Türklere ve Yahudilere yönelik yabancı düşmanlığı zaman zaman onların kafasında Türklerle Yahudilerin özdeşleştirilmesine neden olmuştur. Arnold J. Toynbee’nin de belirttiği gibi, Yahudilerle Türkler Avrupa ile ilişkiye girdikleri dönemden beri dinî inançları ve kültürel gelenekleri ile “garip milletler” olarak algılanmışlardır. Bu ülkelerin güçlü dönemlerinde garip bulunan özellikleri pek sorun yaratmamıştır; fakat güçlerini yitirdikleri andan itibaren bu özellikleri aşağılanma nedeni olmuştur. Yabancılara yönelik saldırılar genelde Almanya’da Yahudileri ve Türkleri, Fransa’da Kuzey Afrikalıları ve İngiltere’de ise, Asyalıları hedef almıştır.
Almanya’da ekonomik bunalım dönemlerinde yaşanan olumsuzluklardan II. Dünya Savaşın’dan önce Yahudiler, II. Dünya Savaşı’ndan sonra da yabancılar ve giderek özellikle Türkler sorumlu tutulmuşlardır. Yahudi ve Türk düşmanlığı Ortaçağ’da kilise aracılığıyla halka yayılırken 15. yüzyıldan itibaren yazılı basın da buna eklenmiştir.
Yahudileri içinde bulundukları topluma zarar veren basiller olarak tanımlayan Hitler döneminde Yahudi düşmanlığını yayarak beyin yıkama politikasını
138
gerçekleştirmek amacıyla çoğu Alman yazar tarafından Yahudilere karşı nefret kusan bir yayın seli oluşturulmuştur. Yahudi düşmanlığının nedenleri ekonomik, siyasi, dinî, psikolojik nedenlerle, önyargılara dayanmaktadır.
Ekonomik nedenlerde, Yahudilerin toprak sahibi olmalarına izin verilmediğinden, tefecilik ve bankerlikle uğraşarak zenginleşmeleri karşısında, Ortaçağ’da Avrupa’nın Hıristiyan hükümdarları dinî gerekçelerin arkasına sığınarak Yahudilerin mallarını yağmalamışlardır.
Siyasi nedenlerde, Yahudilerin dünya egemenliğini ellerine geçirme planları olduğu varsayılan “Zion Yasalarının Protokolleri” adlı belgeler 1903 yılında Rusya’da yayınlanmıştır. Daha sonra buradan dünyanın diğer ülkelerine yayılan bu belgelerle Yahudiler dünyaya yıkıcı yeraltı siyasi hareketi olarak tanıtılmışlardır.
Dinî nedenlerde, İsa’nın öldürülmesinden Yahudiler sorumlu tutulmuştur. Ayrıca Yahudilerin İsa’nın Allah’ın oğlu olduğunu kabul etmemeleri Hıristiyanlık karşıtı gösterilmelerine neden olmuştur.
Psikolojik nedenlerde de Sigmund Freud ve Maurice Samuel, Yahudi düşmanlığını Hıristiyanlığa ve Hıristiyanlara duyulan gizli nefretin ifadesi olarak yorumlamışlardır.
Önyargılar da ise, Yahudilerin sayısız olumsuz özelliği kendilerinde topladıkları, iş yaşamında açgözlü, görgüsüz ve hilekar oldukları, edebiyatı ve sanatı yozlaştırdıkları, sevimsiz, esrarengiz insanlar oldukları imgesi bilinçlere yerleştirilmiştir.
Altı milyon Yahudi’nin II. Dünya Savaşı esnasında Almanlar tarafından sistemli soykırımına neden olan bu düşmanlık, II. Dünya Savaşı’ndan sonra da Batı Almanya’ya göçmen işçi olarak gelen Türklere yöneltilmiştir. 1961’de Berlin Duvarı’nın örülmesi sonucu Doğu Almanya ile bağlantısı kesilen Batı Almanya gelişmekte olan ülkelerden yabancı işçi istihdam etmeye başlamıştır. 1973 yılından sonra ekonomik bunalımı bahane eden Federal Almanya, Avrupa Topluluğu ülkeleri dışındaki ülkelerden işçi alımını durdurmuştur. Yalnız işçilerin ailelerinin yanlarına getirilmesine izin verilmiştir. Bu döneme kadar 910.000 olan Türk nüfusu bu dönemden sonra 1.100.000'e ulaşmıştır. Ekonomik bunalımla birlikte gittikçe artan Türk nüfusu Almanya’da Türk düşmanlığının başlamasına neden olmuştur. Federal Almanya’da 1983 - 1989 yılları arasında yabancılara yönelik 1131 saldırı yapılmıştır. 1989 yılından itibaren Doğu Blok’u ülkelerindeki ekonomik gerileme, özelleştirmenin gerçekleştirilememesi, gelir dağılımındaki adaletsizlik, giderek artan işsizlik sonucu oluşan etnik ve sosyal çatışmalar ve yılgınlık, buradan gelişmiş ülkelere doğru göçün başlamasına ve bu
139
ülkelerde daha önce varolan yabancı düşmanlığının artmasına yol açmıştır.
Doğu Blok’u ülkelerindeki değişim Doğu Almanya ve Batı Almanya arasındaki ilişkilerin yumuşamasına ve 1989’un sonlarında Berlin Duvarı’nın kaldırılmasına neden olmuştur. Yapılan anlaşmalar sonucunda 3 Ekim 1990’da Demokratik Almanya ile Federal Almanya birleşmiştir. Birleşme sonrasında ortaya çıkan kimlik sorunu, en farklı olan yabancıya karşı dışlama ve saldırganlık olaylarını artırmıştır. Kimlik bunalımının yanında ekonomik, sosyal ve siyasal alandaki değişikliklerin de yabancı düşmanlığına etkisi olmuştur.
Almanya’da bozulan sosyal ve ekonomik koşullara, artan işsizliğe çare bulamayan siyasetçiler halk arasında yabancılara karşı korku ve panik yaratmaya çalışarak yabancıları kendi ülkelerine geri göndermeye çalışmışlardır. Ayrıca yeni yabancıların gelmesini önlemek için de vize uygulaması koymuşlardır.
Almanya’daki Türk düşmanlığının temelinde ekonomik, siyasi, dinî, kültürel nedenler ve tarihten gelen önyargılar yatmaktadır.
Ekonomik nedenler 11. yüzyılda başlayan Haçlı Seferlerine kadar gitmektedir. Bu dönemde başlayan çatışmalar 18. yüzyıla kadar sürmüştür. II. Viyana Kuşatması'nda Türklerin yenilmeleri sonucu onlara karşı bakış açıları değişen Almanlar, II. Dünya Savaşı’ndan sonra iş gücüne ihtiyaç duyduklarında Türkiye’den işçi alımına başlamışlardır. 1970'li yıllarda başlayan ekonomik bunalım sonucu giderek artan işsizlik, yaşam düzeyinin düşmesi ve buna karşılık yabancı nüfusun özellikle de Türk nüfusunun artması ve Türklerin ekonomik yönden güçlenerek işveren konumuna gelmesi Türk düşmanlığının körüklenmesinde en büyük neden olmuştur.
Siyasi nedenlerde, 1970'li yıllardaki ekonomik bunalım sonucu Almanya, Avrupa Topluluğu dışındaki ülkelerden işçi alımını durdurmuş, yabancıların bölgelerdeki nüfus oranının % 12’yi geçmemesi vb. yasal önlemler almıştır. Bazı eyaletlerde yabancılara daha önce tanınan yerel parlamentoya seçme ve seçilme hakkı, 31 Ekim 1991’den itibaren kaldırılmıştır. 1991 tarihli yeni yabancılar yasası ile de kendileri ve aileleri için sosyal yardım alan yabancıların sınır dışı edilmeleri kolaylaştırılmıştır.
Dinî nedenler ise, Yahudilerde olduğu gibi, Türklerin de İsa’yı Allah’ın oğlu olarak kabul etmemeleri, Hıristiyanlık karşıtı olmaları gösterilmiştir. Ayrıca Martin Luther’in Almanca'ya çevirip Türklere uyarladığı Ricoldo’nun “Kuran’ın Çürütülmesi” adlı yapıtında ve Türklerin İstanbul’u alıp Avrupa’ya ilerlemesi ile kilisenin Türk tehlikesine karşı oluşturduğu çalışmalarda, Türkler, zalim, barbar, güvenilmez, ahlaksız
140
vs. ulus olarak tanımlanmışlardır.
Türkiye’de eğitim verilmeden Almanya’ya işçi olarak giden Türklerin buradaki yaşama kültürel olarak ayak uyduramamaları ve kendi içine kapanık olarak yaşamaları onların gittikçe Almanlara karşı yabancılaşmasına neden olmuştur. Bu durum Türk düşmanlığının başlamasında bir etkendir. Daha sonra dil ve kültür olarak, Alman kültürüne uyum sağlamaya çalışan ikinci ve üçüncü kuşak Türkler ise, bu defa nüfus artışı nedeniyle saldırı hedefi haline gelmiştir. İkinci ve Üçüncü kuşak Türkler, yaşadıkları ortam ve olaylar sonucu kimlik bunalımına düşmüşlerdir. Daha sonra karşı saldırılar oluşturmak amacı ile değişik organizasyonlarda örgütlenmeye başlamışlardır.
Önyargılar da ise, tarihten gelen “barbar”, “zalim”, “güvenilmez”, “ahlaksız”, “yayılmacı” vb. imgelere daha sonra Türk işçi göçünün artmasıyla yeni imgeler eklenmiştir. Bunlarda Türklerin pis olarak nitelendirilmeleri, kadınlara yönelik baskıcı olmaları, paraya düşkün olmaları, çok çocuk yapmaları, fiziksel görünümleri (örneğin, kara kafalı diye nitelendirilmeleri). Bu imgeler daha da arttırılabilir.
Almanya’da 1970’lerden sonra yaşanan ekonomik bunalım, işsizlik ve bunlarla birlikte gittikçe artan yabancı nüfusuna karşı Alman halkı arasında tepkisel hareketler başlamıştır. Önce dağınık şekilde başlayan tepkisel hareketler büyük reklamlarla gösterime giren J. Fest’in Nazi Almanya'sını anlatan filmi sonucu, gençler arasında tekrar Nazi modasının esmesine neden olmuştur. Bu filmin gösteriminden sonra basında günlerce, belgelerle ve fotoğraflarla Nazi Almanyası dönemi işlenmiştir.
Yukarıda belirtilen nedenler sonucu gençler arasında önce şekilsel olarak (giysi, alabros saç tıraşı, motosiklet, zincir, bıçak vs.) Nazi Dönemi kopya edilmeye başlanmış, daha sonra bu gençler yabancılara ve özellikle Türklere karşı saldırılara yönelmişlerdir. Yabancı karşıtı gençler daha çok 15-20 yaşları arasında, eğitimde ve meslekte başarısız kimselerden oluşmaktadır. Başlangıçta dağınık olarak başlayan çete hareketleri gittikçe organize örgütler haline gelmişlerdir. Hitler döneminde aktif olarak çalışan ve savaştan sonra Arjantin ve Kanada’ya kaçan Naziler, Almanya’da gelişen Neonazi Örgütlere dokümanlarla katkıda bulunmuşlardır. Almanya’da kalan eski Nazi Partisi üyelerinin bir kısmı bürokrasi içinde yer almış, askeri kesim içinde faaliyet gösterenler ise, Dostluk Dernekleri etrafında örgütlenerek NSPAD-AO (Alman Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi Yabancı Ülkeler ve Yeniden Yapılanma Organizasyonu) vb. büyük organizasyonları kurmuşlardır. 1980'li yıllardan itibaren NPD (Almanya Milli Partisi) vb. yabancı düşmanı partilerin Kitle İletişim araçlarındaki yabancı karşıtı propagandaları, yukarıda sözü edilen örgütlenmeleri daha da cesaretlendirmiştir. Bu
141
örgütler çerçevesinde önceleri yabancılara, özellikle Türklere karşı sokak saldırıları şeklinde eylemler başlamış, gittikçe bu eylemler evlerin kundaklanarak, insanların yakılarak öldürülmesine kadar varmıştır.
Neonazilerin Türklere yönelik saldırılarına karşı Alman Hükümeti yeterli önlemi almayınca Türk Gençleri kendi aralarında savunma amaçlı çeteler oluşturmaya başlamışlardır. Bu çete üyeleri de genelde eğitimde ve meslekte başarısız gençlerden oluşmaktadır. Bunların yanında Almanya’da yaşayan Türklerin sorunlarına çözüm bulmak amacıyla parti politikası bağlamında birlikler, göçmen birlikleri, meslek grubu örgütleri ve ikinci kuşağın kurduğu Türk Akademisyenler Birliği vb. dernekler oluşmuştur. Gittikçe artan Türklere yönelik saldırılara karşı sağ ve sol ayrımı gözetmeden tüm Türk dernekleri ve yerel örgütler ortak tavır almaya yönelmişlerdir.
1980'li yıllardan sonra Türkler hakkında olumsuz imgeleri içeren fıkralar sohbet ortamlarında giderek yaygınlaşmıştır. II. Dünya Savaşı öncesi Yahudiler için söylenen fıkralar bu dönemden sonra Türklere uyarlanmıştır.
Almanya’da yayınlanan karikatürlerde de Türkleri aşağılayan, dışlayan kısacası Türk düşmanlığını farklı şekilde açığa vuran mesajlar yer almaktadır.
Yabancı düşmanlığı müzikle de belirgin bir şekilde işlenmiştir. 1970'lerden sonra yaşanan ekonomik bunalım, işsizlik, siyasi ve sosyal tıkanmalar sonucu yaşanan kimlik bunalımı “Oi Müziği”nde kendini bulmuştur. “Oi Müziği”nde toprak, kan, dil, milli birliğe övgüler yağdırılarak, farklı olanlara karşı nefret işlenmektedir. 1980'li yıllarda önemsenmeyen bu müzikli tepki, 1990'larda hızla yayılmıştır. Almanya’da aşırı sağcı müzik gruplarının sayısı 1997'de 70’e çıkmıştır. Neonazi gruplar şarkılarında genelde Yahudi, Siyah ve Türk düşmanlığını işlemişlerdir.
Almanya’da sinemada da kültür ve din farklılıkları, Alman toplumuna uyum sorunları ve yabancı düşmanlığı konuları işlenmektedir.
Sessiz sinemadan son dönemlere kadar Türkleri konu alan filmlerde Türkler, Müslüman, kaba, zalim, istilacı, talancı, ahlaksız, barbar, işkenceci, güvenilmez vb. imgelerle tasvir edilmişlerdir. Ayrıca harem hayatı, esir pazarları, göbek dansları ile de gizemli Doğulu olarak gösterilmişlerdir. 1960'lı yıllarda Türklerle göçmen işçi olarak karşılaşan Almanlar bu dönemden sonraki filmlerde daha önce belirtilen kültürel ve dinî farklılıklara ek olarak Türklerin Alman toplumuna uyum sorununu ve yabancı düşmanlığını işlemişlerdir.
Yazılı basın da yabancıları sürekli sorun olarak göstererek Alman halkını onlara karşı kışkırtmakta önemli rol oynamaktadır. Örneğin, yabancı düşmanlığı konusunda
142
National Gazetesi'nde haber başlıkları “Sığınmacı Mafyası, Yabancı Suçlarında Patlama”, “Avrupa Birliğinin Sınırlarının Açılmasıyla Milyonlarca Suçlu mu Gelecek ?” olarak verilmektedir. Bild Gazetesinde “Rahatsız Edici Gerçekler = Boş Kasalarımız” başlığı altında sosyal ödemelerin çok artmasından Almanya’da gittikçe artan yabancılar sorumlu tutulmaktadır. Der Spiegel Dergisinde “Yabancılar Kenar Mahallelerdeki Saatli Bombalar” olarak nitelendirilmektedir. Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkündür.
1980'li yıllarda basının, yabancı sorununun artık Türk sorunu haline geldiğini ve Türklerin % 25'inin işsiz olduğu halde işsizlik parası aldığını defalarca işlemesi, Almanlar üzerinde Türklerin çalışmadan onların sırtından geçindiği imgesini oluşturmuştur. Bu durum Türk düşmanlığını körüklemektedir. Örneğin, Aralık 1981 tarihli Der Spiegel dergisinde "Türk Düşmanlığı Resmen Başlamıştır" başlığı ile yayınlanan yazıda "Yabancılar arasında 1.4 milyonla Türklerin birinci sırada olduğu biliniyor. SPD (Sosyal Demokrat Partisi) Milletvekili Thomas Schröder'e göre; problem artık sadece Türkler problemi haline gelmiş bulunuyor. Zira yabancılar arasındaki işsizlik oranı % 11.2 iken Türklerin %25'i işsiz durumda. 209 bin Türk, işsizlik parası alıyor” haberi bu konuyu desteklemektedir. Bu yazının diğer bir paragrafında ise, "Almanya'da yabancı, daha doğrusu Türk düşmanlığı, önce dedikodu şeklinde başladı ve bugün korkunç boyutlara ulaştı. Alman Knaipelerinde (meyhanelerinde) 'Bir Türk ile Yahudi arasında ne fark vardır?' sorusu soruluyor ve 'Yahudiler kıçlarına tekmeyi yiyip gittiler. Türkler henüz yemediler' yanıtı veriliyor" denilmektedir. Die Welt Gazetesi'nde ise, çok sayıda Alman'ın yazdığı yabancı düşmanlığını içeren mektuplar yayınlanmıştır: Örneğin, Itzehoe'den Heinrich Darsow'un yazdığı mektubunda "Şayet Bayan Funcke, yabancıların evlerine dönmelerini imkansız buluyor ve bunun karşısında çaresiz kalıyorsa istifa etmelidir. Yabancılar problemini, onları buraya getiren politikacılar yarattılar. Anlaşılan şimdi de çözemiyorlar." diyerek bu konudaki rahatsızlığını dile getirmiştir. Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkündür. Ayrıca çalışmanın içinde verilen fotoğraflar da bu konuyu desteklemektedir.
Almanya’da yabancılara ve özellikle Türklere yönelik saldırıların artmasında Alman Basını da önemli rol oynamıştır. Bu konuya açıklık getirmek amacıyla Almanya’da yayınlanan ve dünya çapında 169 ülkeye dağıtımı yapılan Der Spiegel Dergisi'nin 1996-1998 yılları arasındaki sayıları incelendiğinde derginin Almanya'da ve Türkiye'deki Türklerin köktendinciliğe doğru yöneldiği, Almanya'daki Türklerin Alman toplumuna uyum sağlayamadığı, kendi içine kapalı bir toplum olarak yaşadıkları, Türkiye'deki Türklerin de insan haklarına saygılı olmadığı, Avrupa Topluluğu'na uyum
143
sağlayamayacağı görüşlerinin vurgulandığı tespit edilmiştir. Önemli bulunması nedeniyle Der Spiegel Dergisi'nin 14 Nisan 1997’de yayınlanan sayısında, yabancılar konusunda çıkan bir haber ile İngiltere’de yayınlanan ve dünya çapında dağıtımı yapılan Newsweek Dergisi'nin 21 Nisan 1997 tarihli sayısında aynı haber örnek alınıp karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bu inceleme sonucuna göre; Almanya’daki Türkler söz konusu olduğunda Der Spiegel Dergisi’nin haberlere daha taraflı ve önyargılı yaklaştığı gözlemlenmiştir. Örneğin, Der Spiegel Dergisi’nin kapak resminde Türk Gençleri saldırgan ve silahlı olarak, Türk Kızları ise, başörtülü ve Kuran okur vaziyette verilmektedir. Aynı haberi veren Newsweek Dergisi’nin kapağında ise, değişik ırklardan çocuklar bir arada mutlu bir tebessüm ile gülümserken verilmişlerdir. Bu durum derginin içindeki fotoğraflarda da söz konusudur. Der Spiegel Dergisi’ndeki haber içeriğinde ise, Almanya’da yaşayan Türkler, Alman kültürüne kapalı dil ve eğitim sorunları olan, bu sorunları çözümlemekten kaçınan, saldırgan, uyuşturucu bağımlısı kişiler olarak nitelendirilmektedir. Burada yaşayan Türkler, dinleri, kültürel gelenekleri, görüntüleri ile Almanya’da yaşayan diğer işçilerden de farklı “ötekiler” olarak gösterilerek, kendi içine dönük toplum olarak tanımlanmıştır.
Newsweek Dergisi’nde verilen aynı haberin içeriğinde ise, Almanya’ya işçi olarak gelen Türklere Almanların önyargılı ve düşmanca davrandığı belirtilmektedir. Türklerin Almanya’da yabancı olmaktan kaynaklanan sorunlarının olduğu, kültürel farklılıklar ve yaşam şartlarının düşük olması nedeni ile uyum sağlayamadıklarından bahsedilmektedir. Fakat burada yaşayan Türklerin biraz çaba sarf edilirse uyum sağlayabileceği vurgulanmaktadır.
Yapılan analiz sonucunda Der Spiegel Dergisi’nde Türklerle ilgili haberlerin taraflı, önyargılı ve olumsuz olarak verildiğini, aynı haberin Newsweek Dergisi'nde ise, tarafsız, sorunların nedenleri irdelenerek, geniş bir bakış açısı ile değerlendirildiğini belirtebiliriz.
Yapılan çalışmanın sonucunda, giriş bölümünde varsayım olarak belirtilen yabancı düşmanlığının temelde ekonomik nedenlerden kaynaklandığı ve bunun yanında dinî, siyasi, kültürel nedenlerin ve tarihten gelen önyargıların da önemli rol oynadığı doğrulanmıştır. Yabancı düşmanlığının toplumda oluşması ve yaygınlaşması konusunda kitle iletişim araçlarının büyük etkisi olduğu belirlenmiştir. Tez çalışmasında yabancı düşmanlığı konusunda özel olarak incelenen yazılı basının Türkler söz konusu olduğunda önyargılı yayın yaptığı söylenebilir.
144
KAYNAKÇA
KİTAPLAR
AKŞİT, Niyazi, A’dan Z’ye Tarih Ansiklopedisi, (Genişletilmiş 2.b.) Serhat Dağıtım Yayınları, İstanbul, 1984.
Almanya’da Yabancı Türkiye’de Alamancı, Merhaba Yayınları, Ulm, 1995.
AY, Taner, Rock ve Şiddet, Korsan Yayıncılık, İstanbul, 1994.
BALIBAR, Etienne, Immanuel WALLERSTEIN, Irk-Ulus-Sınıf, Çev.Nazlı Ökten, Metis Yayınları, İstanbul, 1993.
BALKIR, Canan, Allan M.WILLIAMS (Der.), Türkiye ve Avrupa İlişkileri, Çev. Bülent Tanatar, Sarmal Yayınevi, İstanbul, 1996.
BİRAND, Mehmet Ali, Türkiye’nin Gümrük Birliği Macerası 1959-1996, (9.b.), Milliyet Yayınları, İstanbul, 1996.
CEYHUN, Ozan, Almanya’da Bir Türk, Sis Çanı Yayınları, İstanbul, 1995.
ÇULCU, Murat, Neonazizmin Suçüstü Tutanakları, Eti Yayınları, İstanbul, 1993.
DUVERGER, Maurice, Politikaya Giriş, (2.b.), Çev. Samim Tiryakioğlu, Varlık Yayınları, İstanbul, 1984.
Dünya Tarihi Ansiklopedisi, Milliyet Yayınları, İstanbul, 1991.
ECO, Umberto, Beş Ahlak Yazısı, Çev. Kemal Atakay, Can Yayınları, İstanbul, 1998.
ERALP, Atila (Der.), Türkiye ve Avrupa, İmge Yayınları, Ankara, 1997.
EYÜBOĞLU, İsmet Zeki, Nietzsche Eylem Ödevi, Broy Yayınları, İstanbul, 1991.
GALINSKI, Dieter, Ulrich HERBERT und Ulla LACHAUER, Nazis und Nachbarn, Rowohlt Verlag, Hamburg, 1982.
GALLE, Marc, Sevilmeyen Ülke Türkiye, Çev. Kaya Türkmen, Bilgi Yayınları, Ankara, 1995.
HITLER, Adolf, Kavgam, (9.b.), Çev. A.Nejad, Toker Yayınları, İstanbul, 1992.
HOFFMANN, A., İşte Almanya, Çev.Belma Demircan, Societäts Verlag, Frankfurt/Main, 1992.
J. JÄGGİ, Christian, Rassismus, Orell Füssli Verlag, Köln, 1992.
KLEE, Ernst, Die Nigger Europas, Patmos Verlag, Düsseldorf, (ty.).
KLEİN, Thomas,Volker LOSEMANN und Gunther MAI, Judentum und Antisemitismus von der Antike bis zur Gegenwart, Philipps-Universität Marburg, Droste Verlag, Düsseldorf, (ty.).
145
KULA, Onur Bilge, Alman Kültüründe Türk İmgesi I, Gündoğan Yayınları, Ankara, 1992.
KULA, Onur Bilge, Alman Kültüründe Türk İmgesi II, Gündoğan Yayınları, Ankara, 1993.
KULA, Onur Bilge, Alman Kültüründe Türk İmgesi III, Gündoğan Yayınları, Ankara, 1997.
KÜÇÜK, Mehmet (Der. ve Çev.), Medya, İktidar, İdeoloji, Ark Yayınları, Ankara, 1994.
KÜHNL, Reinhard, Der Deutsche Faschismus in Quellen und Dokumenten, (4.b.), Pahl-Rugenstein, 1979.
KÜHNL, Reinhard, Geschichte und Ideologie, Rowohlt Verlag, Reinbek bei Hamburg, 1973.
LEGGEWIE, Claus, Zafer ŞENOCAK, Deutsche Türken, Rowohlt Verlag, Hamburg, 1993.
MARTIN, Hans-Peter, Harald SCHUMANN, Globalleşme Tuzağı, (2.b.), Çev. Özden Saatçi-Karadana, Mahmure Kahraman, Umut Yayıncılık, Ankara, 1997.
MORLEY, David, Kevin ROBINS, Kimlik Mekanları, Çev. Emrehan Zeybekoğlu, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1997.
NIETZSCHE, Friedrich, Tarih Üzerine, (2.b.), Çev. Nejat Bozkurt, Say Yayınları, İstanbul, 1994.
NIPPERDEY, Thomas, Deutsche Geschichte 1866-1916, Verlag C.H. Beck, München, (ty.).
NIRUMAND, Bahman, Angst vor der Deutschen, Rowohlt Verlag, Hamburg, 1992.
NOMIKU, H.A., Haçlı Seferleri, Çev. Kriton Dinçmen, İletişim Yayınları, İstanbul, 1997.
ONAL, Güngör, Halkla İlişkiler, Türkmen Kitabevi, İstanbul, 1997.
ORNSTEIN, Hans, Der antijudische Komplex, Europa Verlag, Zürich, 1949.
PAZARKAYA, Yüksel, Mölln ve Solingen’den Sonra Almanya Üzerine, Sis Çanı Yayınları, İstanbul, 1995.
RATTANSİ, Ali, Sallie WESTWOOD (Der.), Irkçılık Modernite ve Kimlik, Çev. Sevda Akyüz, Sarmal Yayınevi, İstanbul, 1997.
SCHMIDT, Michael, Heute gehört uns die Straße ..., (2.Auflage), Econ Verlag, Düsseldorf, 1993.
SCHÜDDEKOPF, Charles, Der alltägliche Faschismus, (Sonderausgabe), bei Verlag J.H.W. Dietz Nachf., Bonn-Berlin, 1982.
SCOGNAMILLO, Giovanni, Batı Sinemasında Türkiye ve Türkler, İnkilap Kitabevi,
146
İstanbul, 1996.
SLATER, Phil, Frankfurt Okulu Kökeni Ve Önemi, Çev.Ahmet Özden, Bilim-Felsefe-Sanat Yayınları, (yy.), 1989.
SÖYLEMEZ, Kamer, Almanya’nın Mülteciler Politikası ve Irkçı Saldırılar,
Z Yayınları, İstanbul, 1994.
SPOHN, Margret, Herşey Türk İşi, Çev. Leyla Serdaroğlu, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1996.
STRAUSS, Claude Levi, Irk Tarih ve Kültür, (3.b.), Çev. Haldun Bayrı, Reha Erdem, Arzu Oyacıoğlu, Işık Ergüden, Metis Yayınları, İstanbul, 1997.
ŞEKEROĞLU, Mehmet, Alman Demokratlarına Mektuplar, Pencere yayınları, İstanbul, 1998.
ŞENEL, Alaaddin, Irk Ve Irkçılık Düşüncesi, (2.b.), Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara, l993.
ŞENOCAK, Zafer, Atlas des tropischen Deutschlands, (2. Auflage.), Babel Verlag, Berlin, l993.
ŞÖLÇÜN, Sargut, Tarih Bilinci ve Edebiyat Bilimi, Dayanışma Yayınları, Ankara, l982.
Thema Lorousse, İnsan ve Tarih, Milliyet Yayınları, (yy.), 1994.
TURAN, Kadir, Almanya’da Türk Olmak, Sümer Yayınları, İstanbul, l992.
Türk Alman İlişkilerinde Din Tabu mu?, Türk-Alman Sempozyumu 1996, Körber Vakfı, Hamburg, 1997.
Unser Deutschland, übersetzt von Ruth Haerkötter-Uzun, Ayten Akdoğan, Merhaba Verlag, Ulm, 1994.
UYGUR, Nermi, Kültür Kuramı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul,1996.
WALLRAFF, Günter, Ganz unten, Verlag Kiepenhaner-Witsch, Köln, 1985.
WILLMS, Johannes, Nationalismus ohne Nation, Fischer Verlag, Frankfurt am Main, 1985.
ZARAKOLU, Ragıp (Der.), Doğu Avrupa Dosyası, Alan Yayınları, İstanbul, 1990.
MAKALELER
AKALIN, Cüneyt, "Kültürel Köprü Türkiye", Cumhuriyet Gazetesi, 21.11.1997.
AKÇAM, Taner, "Ulusal Meseleye Bir Kollektif Kimlik Sorunu Olarak Yaklaşmak", Birikim Dergisi,(2.b.), 45/46, İstanbul, 1992.
AKSÖYEK, Ataman, Kayahan UYGUR, "Avrupa’da Serbest Dolaşım Sorunu", Cumhuriyet Gazetesi, (ty.).
147
ALPAY, Şahin, Nilüfer KAYAŞ, "Avrupalı İslama İhtiyacımız Var", Milliyet Gazetesi, 29 Ocak 1996.
Ataöv, Türkkaya, “Fransa ve Azınlıkları”, Cumhuriyet Gazetesi, 1 Temmuz 1998.
“Ausländerfeindlichkeit auf dem Gebiet der ehemaligen DDR”, Sozialforschung und Gesellschaftspolitik, Köln, 1990
AZİZ, Namo, "Prügel mit Hitlers Konterfei", Der Spiegel, Nr. 17, 21.4.1997.
BALCI, Ergun, "Yahudi Soykırımı Ya da Modern Irkçılık.", Cumhuriyet Gazetesi, 7 Mart 1994.
BECKER, Hans Detlev, "Das Deutsche Nachrichten-Magazin Der Spiegel", 1964.
BEDNARZ, Dieter, "Sichere Treppe zum Islam", Der Spiegel, Nr.28, 8.7.1996.
BEDNARZ, Dieter, "Sturz in die Dunkelheit", Der Spiegel, Nr. 14, 31.3.1997.
BENDIT, Daniel Cohn, "Vatanımız Babil: Çokkültürlülük ve Demokrasi Mücadelesi", NPQ Dergisi, Cilt : 2, Sayı : 6, İstanbul, 1993.
"Brot für die Armen", Der Spiegel, Nr. 24, 10.6.1996.
“CD’lerde Türk Düşmanlığı”, Cumhuriyet Gazetesi, 17 Kasım 1997.
DEMİRKAN, Tarık, "Doğu Avrupa Nereye Koşuyor?", Cumhuriyet Gazetesi, 15 Temmuz 1995.
"Der Islam ist der Weg", Der Spiegel, Nr. 7, 12.2.1996.
"Der Tod des Kalifen", Der Spiegel, Nr. 33, 11.8.1997.
Domaç, Zeki, “Avrupa’da Haçlı Dönemi”, Radikal Gazetesi, 14 Nisan 1997.
ENZENSBERGER, Hans Magnus, "Yeraltındaki Vatanımız İçin Blues", NPQ Dergisi, Cilt : 2, Sayı : 6, İstanbul, 1993.
GLOS, Michael, "Room for No More", Newsweek, 21 April 1997.
"Hochachtung vor einem Killer", Der Spiegel, Nr. 5, 27.1.1997.
İNSEL, Ahmet, "Popüler Milliyetçiliğin Öngörülebilir Yükselişi", Yeni Yüzyıl Gazetesi, 14.4.1998.
“Jenseits von Schuld und Sühne”, Der Spiegel, Nr. 48, 23.11.1998.
Kenar Mahallelerdeki Saatli Bombalar", Der Spiegel, Nr. 16, 14.4.1997.
KONGAR, Emre, "Huntington ve Yeni Dünya Düzeni", Cumhuriyet Gazetesi, 17.11.1997.
KONGAR, Emre, "Huntington ve Yeni Dünya Düzeni", Cumhuriyet Gazetesi, 24.11.1997.
"Lobby der Folterer", Der Spiegel, Nr. 51, 15.12.1997.
MÜLLER, Heiner, "Almanya'nın Kimlik Bunalımı", NPQ Dergisi, Cilt : 2,
148
Sayı : 6, İstanbul, 1993.
ÖKTEM, Ayşe, "Almanya, Türkiye ve Türkler Üzerine Dağınık Notlar", Birikim Dergisi, (2.b.), 45/46, İstanbul, Ocak-Şubat 1992.
ÖZDEMİR, Cem, "We are Inländer", Newsweek, 21 April 1997.
PALT, Sebastian, “Rassismus und Sprache”, Standpunkte, Zeit-Schriff gegen Fremdenfeindlichkeit und Gewalt, Publikation aus der Universität Karlsruhe, Frühjahr, 1993.
"Rechtfertigung zum Töten", Der Spiegel, Nr. 36, 1.9.1997.
SCHNİBBEN, Cordt, "So mü_t die Welt untergehn", Der Spiegel, Nr. 49, 1992.
SELÇUK, İlhan, "Çelişkiler Yumağı İnsan", Cumhuriyet Gazetesi, 13.1.1998.
SEY, Cem, "Almanya'da Yabancı Düşmanlığı Nazizm'den Daha Köklü Bir Miras", Birikim Dergisi, (2.b.), 45 /46, İstanbul, Ocak-Şubat 1992.
ŞEN,Faruk, "Almanya’da Yaşlı Yabancıların Sorunları Ve Yaşam Koşulları ", Cumhuriyet Gazetesi, 6 Ocak l996.
WEİSÄCKER, Richard, "Beethoven'in Ülkesinde Yabancılar", NPQ Dergisi, Cilt : 2, Sayı : 6, İstanbul, 1993.
YOLOĞLU, Nurhayat, "Almanya‘da Basın", İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, Sayı : 5, İstanbul, 1997.
"Wie Blitz und Donner", Der Spiegel, Nr. 1, 1.1.1996.
"Wir sind doch keine Invasoren", Der Spiegel, Nr. 23, 1993.
"Wir werden zur Zielscheibe", Der Spiegel, Nr. 15, 7.4.1997.
GAZETELER
Cumhuriyet Gazetesi, 22 Ekim 1993.
Cumhuriyet Gazetesi, 26 Kasım 1993.
Cumhuriyet Gazetesi, 13 Ekim 1994.
Cumhuriyet Gazetesi, 2 Ocak 1995.
Cumhuriyet Gazetesi, 11 Ocak 1995.
Cumhuriyet Gazetesi, 26 Ocak 1995.
Cumhuriyet Gazetesi, 21 Mart 1995.
Cumhuriyet Gazetesi, 1 Aralık 1995.
Cumhuriyet Gazetesi, 26 Ocak 1996.
Cumhuriyet Gazetesi, 29 Ocak 1996.
Cumhuriyet Gazetesi, 23 Şubat 1996.
149
Cumhuriyet Gazetesi, 27 Kasım 1998.
Cumhuriyet Gazetesi, 7 Temmuz 1998.
Cumhuriyet Gazetesi, 12 Ocak 1999.
Cumhuriyet Gazetesi, 27 Ocak 1999.
Die Zeit Wochenzeitung , 4.7.1993.
Frankfurter Allgemeine Zeitung, 1.7.1993.
Frankfurter Allgemeine Zeitung, 24.11.1992.
Meydan Gazetesi, 23 Ekim 1993.
Milliyet Gazetesi, 16 Ekim 1993.
Milliyet Gazetesi, 23 Ekim 1993.
Milliyet Gazetesi, 14 Nisan 1997.
Nationalzeitung, 20 März 1992.
Nationalzeitung, 27 November 1992.
Nationalzeitung, 28 August 1992.
Reutlinger General Anzeiger, 6 Kasım 1993.
Sabah Gazetesi, 3 Ekim 1998.
Yeni Yüzyıl, 23 Temmuz 1997.
DİĞER YAYINLAR
Cumhuriyet Dergi, sayı:644, 26 Temmuz 1998.
De LANGE, Nicholas, Yahudi Dünyası, Çev. Sevil ve Akın Atauz., Son Yüzyıl İletişim Atlaslı Büyük Uygarlık Ansiklopedisi, IV. Cilt, (yy.), (ty.)
COHEN, P.(Yön.), Kıyametin Mimarisi, İki Film Birden Kuşağı, TRT 2, 2 Eylül 1995.
Der Spiegel, Nr.17, 1995.
Der Spiegel, Nr.48, 23.11.1998.
Der Spiegel-Verlag, 1997.
DOĞAN, Ahmet Atilla, “Almanya’ya Türk Göçü Ve Türkçe Yayın Yapan Radyo-Televizyonlar”, (İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi), İstanbul, 1994.
Deutsche Presse-Agentur Dokumentation und Archiv, Hamburg.
Journalist, Nr.9, September 1993.
ERGİ, İrfan, “Almanya‘da yaşayan Türkiyeli göçmenler ve Yığınsal İletim”, (İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Radyo-TV Bölümü, Yayınlanmamış Lisans Üstü Tezi), İstanbul, 1996.
150
Öktem, Niyazi, “Hoşgörü ve Hukuk”, Laiklik-Din-Devlet İlişkileri ve Hoşgörü Yılı, Siena Toplantısı Bildirisi, 8-10 Nisan 1995.
Newsweek, 21 April 1997.
IVW.(Informatıongemeinschaft zur Feststellung der Verbreitung von Werbeträgern), Nisan 1996
Spiegel in Zahlen.
Stern Online Magazin, Nr.31, 14.01.1999, s.161.
Verfassungsschutzbericht 1995 (Federal Anayasayı Koruma Dairesi 1995 Yılı Raporu).
YOLOĞLU, Nurhayat, “Alman Basınında 51. Yılını Kutlayan Bir Dergi ‘Der Spiegel’”, ( İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Yayınlanmamış Araştırma Raporu), İstanbul, 1998.
151
Ve… Birgün herkes ɑnlɑr, sevdiğinin kıymetini… Amɑ gidince, Amɑ bitince, Amɑ ölünce… Kısɑcɑ; İş işten geçince!

çelik kapı çeyiz

Cevapla

Sosyal Medya'da Paylaş

     

“Türk kitap evi” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir