Sağcıların neden kahramanı yok?

Cevapla
     
Kullanıcı avatarı
moments
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
Mesajlar: 5033
Kayıt: 14 Ağu 2008, 18:14
Konum: Almanya
İletişim:

Sağcıların neden kahramanı yok?

Mesaj gönderen moments » 19 Kas 2008, 21:08

Resim
Sağın tarihinde tek bir kahraman yok

Tarih boyunca kitlelerin örnek aldığı, sadece yaşadığı ülkenin sınırlarında değil, tüm dünyada evrensel kabul görmüş kahramanlar vardır.

Bu kahramanlar insanlığın verdiği güncel mücadelelere güç kaynağı olan tarihten kopup gelen manevi güç kaynaklarıdır.

İsimleri sayalım. Dünyadan Spartacus, Tupac Amaru, Bolivar, Zapata, Che...

Türkiye'den Köroğlu, Şeyh Bedreddin, Pir Sultan Abdal, Atatürk, Deniz Gezmiş...

Ezilen kitleler, sömürülenler, haksız düzene karşı mücadele edenler asırlar bile geçse bu isimleri birer bayrak gibi taşırlar. Onların hayatı ve öğrettikleri günümüze ışık tutar.

Halk kahramanları ile ilgili bir kuralı hiçbir istisna bozamaz. Bu kahramanların istisnasız hepsi devrimcidir, halkın yanındadır, egemenlere karşıdır, bozuk düzene meydan okur.

Tüm halk kahramanlarının hikayesi aynı zamanda solun tarihidir. Devrimlerin tarihidir.

Sağın tarihinde ise tek bir kahraman yoktur. Bir insan sağcı da olsa solcu da olsa vatan savunması için mevziye girdiğinde moral değerlerini ve tarihsel ilham kaynaklarını solun mirasından seçmek zorundadır.

Sağ ezilen insanlara ne sunabilir ki!

Bırakın sömürüye ve işgalcilere karşı tek bir kahraman çıkarmayı, tarihteki her adalet kavgasında da ezenin yanındadırlar.

Spartacus'un yanında sol, köle sahiplerinin yanında sağ...

Pir Sultan'ın yanında sol, Hızır Paşaların ve Kuyucuların yanında sağ...

Atatürk'ün yanında sol, Anzavurların Vahdettinlerin yanında sağ durur.

Sağcıyım diyenle, sağ arasında büyük fark vardır. Hatta sağcıları bile ikiye ayırmak gerekir. Kimi sağcı saksı sağcısıdır. Saksıyı çalıştırır sağcı olur, köşeyi döner. Kimi sağcı kader kurbanı olduğu için sağcıdır.

Sağ, sağcıların kişisel tercihi ile ilgili değildir, bir dünya görüşüdür. Muhafazakârlıkla ilgilidir. Var olan sömürü düzeninin muhafazası. Sömürü düzeninin ve saltanatın muhafaza edilmesi her şeyden önemlidir. Vatana ihanet, emperyalizm ile işbirliği ve kendi halkını köleleştirip hatta katletme eğilimi hep bu muhafaza etme kavgasından kaynaklanır.

Bu yüzden sağ felsefe olarak ahlaksızdır, siyaset olarak ikiyüzlüdür. Bu noktadan sonra halktan sağcıların veya tekil bir sağcının kişisel özellikleri çok önemli değildir. Halktan sağcıların arasında davası uğruna “safça” ölenlere bile rastlayabilirsiniz. Ama “sağın kahramanları” hep en iyi köşe dönen, en tepede en büyük zenginliğe konan ve en çok ulufe dağıtandır. Bu yüzden bunlar halkın kahramanları değil, günün “kahramanlarıdır.”

Sağın kahramanlık zorlaması: Demokrasi şarlatanları

Günümüzde de kahramanlık ile ilgili kural şaşmaz. Sağ hep ihanetin, sol kahramanların yanıdadır.

Örneğin sağa göre Chavez diktatördür. Sola ve halkına göre kahraman.

Ve yine halkımıza göre sağcı siyasetçinin tipik özellikleri yanar dönerlik, köşe dönücülük ve vatan satıcılıktır. Kısacası bir Zübük'tür.

Ama sağ kendi liderlerinden hep çaresizce kahraman yaratmaya çalışır. Fakat sağcının parası ve iktidarı bittiği an “kahramanlığı” da bitiverir. Yağmanın bitişiyle birlikte kimse yüzlerine bile bakmaz.

Sağın “demokrasi kahramanları” diye başlattığı tamamen yapmacık ve etkisiz kampanyadaki fotoğrafı ele alın.

Menderes, Özal ve Tayyip'in portreleri yan yana konmuş. Suratlardaki pişkin işbirlikçilik, besili rahatlık ve samimiyetsiz gülüş asla gizlenemiyor.

Güya karizmatik ve fedekâr bir liderler kuşağı ve kahramanlar miti yaratmak istiyorlar. 80 öncesi sol eylemlerdeki Marks-Lenin-Mao'yu yan yana koyan klasik pankartlardan bire bir kopya.

Güldürmeyin adamı. Terazinin bir kefesine Marks'ın, Lenin'in, Mao'nun veya herhangi bir devrimci liderin hayatını, eserlerini koyun. İster karşı olur ister destekleyin Diğer tarafta üç kasaba politikacısı, sıradan ABD hizmetkârı, oportünist zübük.

Kendi kitleniz bile mahkemelerde zırlayan Menderes'i, saltanatıyla nefret kazanan Özal'ı ve günleri sayılı Tayyip'i kahraman kabul edip veya sırf AKP ilçe teşkilatına yalakalık olsun diye dükkanına bunlardan birinin portresini asamaz ki!

Hiçbir sağcı, şu isim bizim kahramanımız, şu adam bizim şehidimiz diye ortaya çıkabilir mi?

Kendi mezar taşlarına “kahramandı” yazabilirler ama Özal'ın mezarı gibi bir ziyaretçileri bile kalmayacağı için çok önemli değil.

Kısacası sağın “kahramanları” ya para babalarıdır, ya faşist diktatörlerdir ya da eli kanlı tetikçilerdir.

Yıllarca solcu öldürtmekten başka “vatana hizmeti” olmayan, Türkeş'e milyon kez başbuğ dediler de başbuğ mu oldu? Ama katil ve faşist etiketi adama bir kez yapıştı mı bir daha oradan çıkmaz.

Halk liderlerini doğru seçemeyebilir. Ama kahramanlarını hep doğru seçer. Yılların sınamasıyla kahramanlar, halkın bilincinde anonim doğrular olarak belirlenir.

Hakkında fetvalar verilen, yaşadıkları yıllarda dinsizlikle veya deccallıkla suçlananlar yüzyıllar sonra Şeyh Bedreddin, Pir Sultan veya Atatürk olarak Türk halkının genlerine işliyorlar.

Aradan geçen çok kısa zamana rağmen Deniz Gezmiş ve onun şahsında bir kuşağın şehitleri de halk kahramanı mertebesine ulaştılar.

Devrimcilere ve Denizlere hergün yenilenler

Bugün Deniz'lerin düşmanları Türkiye'yi teslim aldıklarını düşünüyorlar ama Deniz'lerin ismi ve mirası karşısında kendileri bile yenilgiyi kabulleniyorlar. Halkın sahiplendiği devrimcilik ve vatanseverlik simgesi olarak Deniz Gezmiş gerçeğine teslim oluyorlar.

Bir örnek… Bir televizyon dizisi son bir yıldır Deniz'lerin mertliği ve vatanperverliğiyle milyonları etkiliyor. Genç kuşaklar ve küçücük çocuklar adeta unutulmuş eski bir Oğuz destanını öğrenir gibi yeniden Deniz'in adını öğreniyorlar.

Giyim mağazalarında vitrinlerin en önüne Deniz'in parkaları çıkıyor 40 yıl sonra.

Türkiye'yi teslim alan Kürt-İslam faşistlerinin sermaye gücü o TV kanalını da ucuza kapatıyor. Elinde bir dizi, yüksek reyting ve reklâm gelirleri... Konu en can alıcı noktaya gelmiş. Mahkemede Deniz'ler “Biz İkinci Kuvayı Milliyecileriz, Atatürk Gençliğiyiz” diye haykırıyorlar.

Bu dizi yayından kaldırılamıyor. Çünkü işbirlikçi sermaye bile Deniz gerçeğine teslim olmuş. Engellese efsane daha da büyüyecek, engellemese gerçekler yeni kuşaklara daha da çok yayılacak.

Fethullahçı dergi 1968'in gençliğine, 2. Kuvayı Milliye mücadelesine ve 2008'in Milli Mücadelesine saldırmak istiyor.

“TÜRKSOLU Dergisi Deniz Gezmiş'leri kullanarak kitleleri ve eski kuşakları sokağa dökmek istiyor” diye öfke kusuyorlar.

1968'in Deniz'i ve bugün yaşayan genç Deniz'leri aynı kefede görüyorlar. Düşmanlarını iyi biliyorlar. Bin bir türlü yalan, Sarp Kuray, Oral Çalışlar gibi onlarca dönekten alınan pişmanlık demeçleri. Oklar aynı anda hem 1968'in hem de 2008'in Kuvayı Milliyecilerine.

Ama nafile… Kapakta yine Deniz'in en güzel ve en karizmatik fotoğrafını kullanmak zorundalar. Kendi kitlelerine bile bu dergiyi ancak bu görsellikle satabilirler.

Koyun 68 yılından Tayyip'in veya Abdullah'ın fotoğrafını veya salya sümük bir Fethullah'ınkini. Yok olmaz. Cemaat bile kabullenmez.

Saldıracakları değerlere çoktan yenilmişler. Farkında değiller. Deniz'leri asanlardan aldıkları demeçler bile suçluluk ve savunma psikolojisinin ötesine geçemiyor.

Başka bir faşist bozuntusu… Günün ve paranın adamı bir “ceviz zararlısı”… Bazen Aziz Nesin'in karşısında bir kışkırtıcı, bazen hurafelerle uğraşan din tüccarı, bazen “araştırmacı gazeteci” bazen ise “büyük ulusalcı düşünür”.

Devrimci gençlere PKK'lılar ve AKP Derin Devleti saldırdıktan sonra bir TV programı düzenler. Hulki Cevizoğlu akıllı ya PKK'yı ve AKP'yi Atatürkçülük adına savunacak: “Atatürk'ün yanına Deniz'i ve Che'yi nasıl koyarsınız? Siz Atatürkçü olamazsınız.”

Erkin arkadaş Deniz gibi tavizsiz bir devrimci tavırla ceviz zararlısına haddini bildirir ve gecenin bir saatinde tertipçiyi canlı yayında tek başına stüdyosunda bırakır. Elinde “belgeler”, spot ışıkları altında terleyen spiker kekeleyerek programı devam ettirmeye çalışır.

Çekirdekten sağcı, yeni ulusalcı spiker yıllar sonra paranın kokusunu alır. Sağın en kahramanca (!) eylemi de budur zaten. Gençler kapış kapış Deniz'in Savunma'sını, kitaplarını almaktadır. Diziler çekilmektedir. Sol düşmanı spikerimiz de birden bire 68 ile ilgili bir kitap çıkarmaya karar verir. Kapakta yine o çok kızılan Deniz'in en yiğit fotoğraflarından biri. Devrimci mücadele veren gençlerin Atatürk ile Deniz'i yan yana getirmesine çıldıran zihniyet, para için Deniz'in resmini kullanmaya çekinmez.

68 adına çıkarılan kitabın içinde Deniz'i katleden ABD uşağı faşist savcıyla yapılan 5 saatlik TV gevezeliği vardır. Yutan çıkarsa, kitabı Deniz için belki alır. Spiker Deniz'i para için kullandığını sanmaktadır ama aslında bir sağcı daha Deniz'e ve devrimciliğin mirasına teslim olmuştur.

Hulki Cevizoğlu gibi sağcılara bizim çağrımız nettir. Tamam dininiz imanınız para. Ama 68'den para kazanacaksanız, kitabınızın kapağına Deniz'i koymayın. Koyun ülkücü bir tetikçiyi. Veya Baki Tuğ'un fotoğrafını. Hem halk tanısın değil mi? Deniz'ler madem çok yanlış yoldaydı. Sizin doğrularınız kimmiş görelim!

68'de sağ kullanıldı ve sol bayraklaştı

Eli kanlı bir faşist eskisi, eski katliam tertipçisi artık bir siyasi partinin lideri…

Muhsin ikide bir konuşur. “Biz 1980'den önce sol ve sağ olarak kullanıldık.” Sağın itirafı bu. Solcu katilinin sol adına konuşması zaten saçmalık.

Ancak 1968'de soldan kimsenin ama kimsenin kullanılmadığını bugün herkes biliyor.

Sol, vatan için savaşıyordu. Sağcılar 6. Filo'yu kıble alıyordu.

Sol, Türk bayraklarıyla yürüyordu. Sağcılar bombalar atıyordu.

Sol, işkencelerde direniyordu. Sağ ihbar ediyor, komplolar tezgahlıyordu.

Tıpkı Kurtuluş Savaşımız gibi. O zaman da sağ Anzavur'du. 68'de de Anzavurluk yaptılar.

Sağın tetikçilik veya provokatörlükten başka bir icraatı var mı? Gösterin o zaman 68'den bir sağcı öğrenci lideri. Sağcıların emperyalizme, ABD'ye karşı yaptığı tek ama tek bir eylem. O zaman da iktidar ve ABD beslemesiydiler. Bugün de...

Kahramanlık bilimi

Kısacası halk kahramanı olmak için de bilimsel bazı şartlar aranır.

Çağımızda kahramanlık, sömürüye karşı emeği, işgalciye karşı vatanı, emperyalizme karşı bağımsızlığı savunmayı gerektirir.

Bu mücadelede sonuna kadar yürüyenler, kendileriyle yürümeyen halk kitleleri nezdinde bile kahramanlaşır. Kuşaklar boyu devam eden bir miras bırakırlar.

Bir kere düşünün! Sağdan ve Kürt-İslam faşizmi cephesinden de bir sürü zayiat vardır. Ama kendileri bile bunlara şehit ve kahraman gözüyle bakmıyor. Egemenlerin ve işbirlikçilerin kandırdığı zavallı ve kullanılmış kişiler, ayak takımı olarak değerlendiriliyorlar.

Sağın elebaşları bile bazen halkın gazabından kurtulamaz. Ama kimse onlara şehit gözüyle bakmaz. Siz Türkiye'de tek bir evde bile Vahdettin'in, Şeyh Sait'in veya Menderes'in portresini gördünüz mü? Onların cephesi bile bu isimleri kahraman olarak görmez. Vahdettin daha akıllılarıdır erken tüymüştür.

Şeyh Sait İngiliz ajanlığıyla nam salmıştır. Menderes'i ise herkes mahkemede yalvaran, ağlayan ipe giderken ise etrafı kokutan haliyle hatırlar.

Deniz temiz bir isim bırakmaya o kadar meraklıydı ki darağacından “Ya Özgür Vatan Ya Ölüm” mesajını gelecek kuşaklara iletebilmek için en son saniyeye kadar devrimci coşkusunu korudu. Çünkü bu da bir devrimcilik, bir örgüt göreviydi.

Biliyordu ki Deniz bu tavrıyla, Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın ve devrim mücadelesinin gelecekte kurulacak en küçük komitesinden ve en büyük karargâhlarına kadar bir sandalye sahibi olacaktı.

Menderes'in aklından ise kendisini satanlar, idamdan sıyıranlar, kendisi paçayı kurtarsaydı çiftliğinde çevirebileceği kuzular ve İstanbul'da baş başa kalabileceği “dost”lar geçiyordu belki de. Pişmanlığın olduğu yerde cesaret olamaz ki!

Bölücü terör örgütünün elebaşısının uçaktayken ilk cümlesini hatırlayın: “Size hizmete hazırım. Benim annem de Türk.”

Zavallı hainler bu yüzden değil mi yıllarca “Şovenist Türk milliyetçisi” diye saldırdıkları Deniz Gezmiş'e sahip çıkmak derdine düştüler. “Deniz'i Kemalistlere kaptırmayalım” diye onun posterlerini açıp, aslında ona hakaret etmeye çalışıyorlar.

Bir tane bölücü cesedi kahramanlaştırın veya “şovenist” Kemalizmin cezalandırdığı Kürt isyancısı bir ajanı ilahlaştırın.

Türklüğe ve devrimciliğe karşı şimdiden hezimete uğramışsınız farkında değilsiniz.

Daha bugünden Atatürk ve Deniz gibi antiemperyalist ve sol değerler karşısında mağlup olmaları, ülkücü, bölücü ve Şeriatçı işbirlikçilerin gelecekte uğrayacakları yenilginin göstergesidir.

ABD'ye karşı dövüşmüş, kurşun sıkmış, eyleme geçmiş veya en azından siyasi tavır almış bir sağcı gösterebilir misiniz?

O kadar ilginç ki sağcılar ısrarla “12 Eylül'de bizim cenahtan da asılanlar vardı” diye hatırlatmada bulunmak zorunda kalıyorlar. Gerçekten de kendi kitleleri dâhil kimse bunları hatırlamaz bile.

Çünkü “kendileri içerideydiler ama düşünceleri iktidardaydı.”

Yani çok öz bir şekilde kendilerinin de sık sık itiraf ettikleri gibi kullanılma meselesi. Kullanılıp atılan tetikçilere de halk asla kahraman gözüyle bakmaz.

Kahramanlar geçmiş için değil, gelecek için vardırlar.

Türk insanı verilecek mücadele için önce geçmişe dönüp tarihten, Atalarından güç arıyor.

Önce Mustafa Kemal Atatürk'ü görüyor. Yıllar taranıyor ardından Deniz isimli bir yiğit Türk genci sahneye çıkıyor.

O gün Deniz'i yalnız bırakan hatta belki ona karşı çıkan pek çok insan gözü yaşlı Türkiye'nin geçmişine bakıyor. Bugününü görüyor ve “biz o zaman bu çocukları anlamamışız. Keşke Deniz'ler bugün yaşasaydı” diyor.

Sağcılık veya solculuk futbol takımı tutmak meselesi değil. Ölene kadar çoğu kimse bu etiketlerden birini seçmek zorunda da değil. Ama vatan savunması söz konusu olunca herkes bir tercih yapmak zorundadır. Ara yol yok. Ya direniş ya teslimiyet ve ihanet…
Ve… Birgün herkes ɑnlɑr, sevdiğinin kıymetini… Amɑ gidince, Amɑ bitince, Amɑ ölünce… Kısɑcɑ; İş işten geçince!

çelik kapı çeyiz

Cevapla

Sosyal Medya'da Paylaş

     

“TARTIŞMA MEYDANI” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 7 misafir