İkinci Cumhuriyetçiler ve dogma yaklaşımı.

Cevapla
     
Kullanıcı avatarı
moments
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
Mesajlar: 5033
Kayıt: 14 Ağu 2008, 18:14
Konum: Almanya
İletişim:

İkinci Cumhuriyetçiler ve dogma yaklaşımı.

Mesaj gönderen moments » 19 Kas 2008, 21:59

Resim
Batıdan gelen herşey iyi mi?

İkinci Cumhuriyetçiler ve dogma yaklaşımı..


İkinci Cumhuriyetçi olarak nitelenen akım, Kemalist düzeni dogmatik olarak nitelerken, aslında kendileri dogmalar içerisinde yaşıyor. Bu akım Türkiye'nin asla İran'a dönüşemeyeceğini savunurken, tüm dünyada şeriat yönetimlerinin artmasına karşın, Türkiye'deki şeriatçıların yumuşadığını öne sürüyorlar.

Batının değerleri her ne kadar iyi olsa da, bu değerlere körü körüne bağlanmak, yozlaşmayı da beraberinde getiriyor. Özellikle, "Batı ne derse iyidir" yaklaşımı, küreselleşme ile emperyalizmi dokunmadan kabul etmek anlamına geliyor.

Prof. Dr. Sina AKŞİN

AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi

Önce İkinci Cumhuriyetçilerimizin kim olduklarını, bir insanın nasıl onlardan sayılabileceğini anlatmam uygun olur. Onlarınki apayrı bir dünyadır, ayrı bir paradigmadır bu. Radikal ve benzeri yayınları okumuyorsanız düşüncelerine şaşıp kalırsınız. Eğer Batı basınını izliyorsanız o denli şaşırmazsınız, çünkü onların bakış tarzıyla 2. Cumhuriyetçilerimizin bakış tarzı arasında büyük benzerlikler görürsünüz. Bu da, anlatacağım gibi, pek rastlantı değildir.

Sanırım 2. Cumhuriyetçilerimizin hareket noktası şudur: Atatürk'ün yapıp etmeleri devrim değildir. Bunlar ordu gücüne dayanarak Atatürk'ün keyfi olarak yaptıklarıdır. Demokrasi, yani onlara göre çok partili dizge içinde yapılmış şeyler değildir, onun için de meşruiyetleri yoktur. Büyük çoğunluğu oluşturan tutucu halka karşı uygulanmış bir zorbalıktır. Mete Tunçay'ın "Atatürk'le Kenan Evren arasında bir fark yoktur, yalnız Atatürk daha zeki ve yakışıklıydı." sözü bu anlayışın veciz ifadesidir. Demek ki, Atatürk devrim yapmış sayılmıyorsa, Kenan Evren ile eşitlenebilir. Cumhuriyet 1923'ten beri hep sakat ve bozuk olduğuna göre, tam demokrasiyi sağlayarak 'tertemiz' 2. Cumhuriyeti kurmak gerekir. Şimdi 2. Cumhuriyetçilerin dogmalarını anlatırsam kafa yapıları ortaya çıkacaktır.

1. Dogma: Sandıktan ne çıkarsa iyidir, meşrudur. Yani seçimleri kim kazanırsa kazansın, iktidar olmalı, halkın desteğine sahip olduğu için istediğini yapabilmelidir. Fakat 1933'te Hitler'in seçimleri kazanarak iktidar olduğunu düşünürsek, bunu söylemenin o denli kolay olmadığı anlaşılır. Seçimleri kazandı diye Hitler'in iktidarını olumlu karşılayacak mıyız? Hem unutmayalım ki Almanya deyince okumuş, kültür ve uygarlığa pek çok katkılar yapmış bir halk var karşımızda. Onların 1933'teki bilinçli seçimini onaylayacak mıyız? Bunu yaparsak, Hitlerin çıkardığı II. Dünya Savaşını ve o savaşta 50 milyon kadar insanın sinek gibi öldürülmesini de onaylamış oluruz.

Türkiye'ye gelelim. 1950'den bu yana şaşmaz bir biçimde Karşıdevrim ya da sağ, ne derseniz deyin, her seçimi mutlaka kazanmaktadır. (Burada kazanmayı TBMM'de sandalyelerin yarıdan fazlasını elde etmek anlamında kullanıyorum.) Karşıdevrim hareketinin önderleri ya da partileri değişmekte, fakat hep o belli anlayış iktidar olmaktadır. Askerlerin siyasete müdahale ettikleri, fakat kısa süren zamanlar dışında. Bu bakımdan bütün bu döneme Karşıdevrim diktatörlüğü de denebilir. Peki, bu Karşıdevrimci ya da sağ iktidarların 57 yılda Türkiye'yi getirdikleri noktayı beğeniyor musunuz? Bu konuda başka düşünceler olduğunu, olan bitenden pek hoşnut olanların var olduğunu biliyoruz. Belli bir açıdan bakınca onlarda haklılık payları da olabilir. Ama bence tablonun bütününe bakınca sonucun çok olumsuz olduğu kuşkusuzdur. Geçen gün yazdığım bir yazıda bu olumsuzlukları şöyle sıralamıştım: "... tarımı, hayvancılığı çökertilmiş, eğitim ve kültürü sabote edilerek (Halkevleri ve Halkodalarının, Köy Enstitülerinin kapatılması) tahrip edilmiş, bilim ve üniversite hayatı güdük bıraktırılmış, hümanistleri, sanatçıları horlanmış, kazanç uğruna kıyıları, ormanları, kentleri, tarihi talan edilmiş, insanların çok büyük bir kesimi tarikat karanlığında boğulmuş, dişten tırnaktan artırılarak oluşturulmuş kamu malvarlığı satıp savılmış, kadınların pek çoğu ortaçağ kurallarının kahredici yumruğu altına sokulmuş, yolsuzluk, hukuksuzluk ve borca batırılmış, bağımsızlığını önemli ölçüde yitirmiş, terörün kucağında, Batı emperyalizminin tam bir şamar oğlanı olmuş (örneğin soykırım dayatmaları, çuval geçirme olayı) bir Türkiye."

Erbakan'ın Refah Partisinin başında bulunduğu bir sırada Ali Kırca'nın bir Siyaset Meydanı programını hatırlıyorum. Konu, seçimleri Refah kazanırsa ne olur idi. 2. Cumhuriyetçilerimizden Murat Belge söz aldı ve dedi ki, Refah seçimleri kazanırsa iktidar onun olmalıdır. Sonra da dayanamadı, dürüst bir itirafta bulundu: "Ama o takdirde ben Rodos'a kaçarım." Evet ama Refah iktidarında hayatı zehir olacak, fakat Belge gibi kaçma olanakları olmayan insanlara bir haksızlık olmayacak mıydı bu?

2. Dogma: Askerin yaptığı her siyasal müdahale kötüdür. Askerin yapmış olduğu kimi siyasal müdahaleleri ben de sevmiyorum. Örneğin, 12 Mart ve 12 Eylül müdahaleleri, güya komünist kalkışması tehlikesi varmış diye solculara, Atatürkçülere karşı yapılmış zalim hareketlerdir. ABD'yi ve sağı hoşnut etmiştir. Daha kötüsü zulüm uyguladığı için kabul edilemez.

27 Mayıs'a gelince. Menderes ve iki arkadaşına uygulanan zalim ceza dışında, bence çok beğenilecek bir müdahaledir. O sayede birçok özgürlüğün kapısı açıldı, güzel kurumlara kavuştuk, yetkin bir anayasa yapıldı... Örneğin, Türkiye'nin Nazım Hikmet diye dünya çapında bir şairi olduğunu anımsamak cesaretini bulabildik. Türkiye'de sosyalizmin var olabileceğini öğrendik. Ama 2. Cumhuriyetçilerimize göre 27 Mayıs bütün askeri müdahaleler gibi kapkara bir olaydır. En azından öbür müdahalelere kapı açtığı için kötüdür.

2. Cumhuriyetçilere göre 28 Şubat'ta, o yumuşak, kibar müdahale de, kötüdür. Diyorsunuz ki, o sayede Türk çocuklarının zorunlu eğitimi sekiz yıla çıkabildi. Hayır, dinlemiyorlar. Onların dogması çocuklarımızın daha çok okumasından daha değerli, daha önemli.

Herhalde ordu şu anda siyasete karışmasa bile her an karışabilir kaygısıyla olabilir, 2. Cumhuriyetçiler orduya karşı sürekli bir husumet havası içindedirler. "Derin" devletle ilgili olumsuzlukları tümüyle orduya yüklemeye hazır görünüyorlar. Onlar için ordu adeta 'derin ordu' dur, hemen Şemdinli adını ileri sürüyorlar. Kimi 2. Cumhuriyetçiler ABD ordusunun Türk askerlerinin başına Süleymaniye'de çuval geçirmesi olayını ki, Türk ordusunun şerefine bir saldırıdır, Türkiye'nin şerefine bir saldırı olarak değerlendirmiyorlar. Bizim asker oradaki valiye suikast yapacakmış, ABD'liler eylemlerini onu önlemek için yapmışlar yollu bir açıklamayı benimseyerek, 'layıklarını buldular' havasına giriyorlar. Türk bayrağı, İstiklal Marşı karşısında neler duyumsuyorlar bilmiyorum, ama herhalde milliyetçiliğin her türünden nefret ediyorlar. Hayran oldukları sevgili Batılıların milliyetçilik yapıp yapmadıklarını asla sorgulamıyorlar.

Son olarak cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde Genelkurmayın çıkardığı andaca söylemedikleri kalmadı. Bence orta çağ ile hesabını kapatamamış bir toplumda, devrimci, ilerici askeri müdahaleleri olağan karşılamak, dahası, alkışlamak gerek. Askerler bu yurdun evlatlarıdır, hem de çok nitelikli evlatları. Her çeşit yolsuzluk sanığı siyasetçiler uluorta siyaset yapacak, onlar yapmayacak, bu, eşyanın tabiatına aykırıdır. Yeni bir anayasa yapılacaksa, bunun yapılmasında Atatürkçülerin, bu arada ordunun, etkin bir rol oynaması da doğaldır.

3. Dogma: Türkiye İran olmaz. "İran olmak" Şeriat diktatörlüğüne dönüşmek anlamında kullanılmaktadır. Onlara göre böyle bir tehlike asla yoktur. Bizdeki Şeriatçılar yumuşuyorlarmış. Avrupa'daki Hıristiyan Demokratlar gibi onlar da uygarlaşıp sistemle bütünleşiyorlarmış. Şerif Mardin'e göre tarikatlar "sivil toplum" kurumlarıymışlar. Adamlar zengin olup burjuvalaşıyorlarmış. Zenginler keyfine bakarmış, coşup ortalığı kırıp dökmezlermiş. Oysa Hıristiyan Demokrasinin ortaya çıkması Avrupa'da yüzyıllarca savaşımdan sonra, bir sürü çok kanlı din savaşından, üç yüzyılda Engizisyon 500.000 kadar "cadı"yı diri diri yaktıktan, Fransız Devriminden de çok sonra, Avrupa faşizm badiresini de yaşadıktan sonradır. Oysa Madımak'tan bu yana yalnızca on dört yıl geçmiştir.

Anımsıyorum, bir dergide yayımlanan bir açık oturum vardı. Katılanlardan Mete Tunçay, İslamcıları temsil eden Hüseyin Hatemi'ye (mealen) diyordu ki, "Biz sosyalistler iktidar olduğumuzda size her türlü özgürlüğü tanıyacağız, umarım siz de iktidar olduğunuzda aynı özgürlükleri bize tanırsınız." İlginçtir, söz sırası Hatemi'ye geldiğinde, böyle bir şey söylememiş gibi davranmış, bu düşünceye hiçbir yanıt vermemişti. Demek ki İslamcılar başkalarına (tabii kendilerine de) özgürlük tanımaya fazla meraklı değiller. Bunu İran'da da gördük.

4. Dogma: Batılılar ne eylerlerse iyidir. 2. Cumhuriyetçilerimiz katıksız Batı hayranıdırlar. Batı, küreselleşme nimetinin yaratıcısı ve dağıtıcısıdır. Böylece kapitalizm gelişmekte, bu arada her ne kadar zengin sınıfın zenginliği artıyorsa da, fakir fukara da bu zenginlikten pay almaktadır. Dünyada otomobil, televizyon gibi eşyaların sayısının artması bunun bir göstergesidir. Küreselleşmenin bir yönü kapitalizm, liberalizm, piyasa ekonomisi ise öbür yüzü de demokrasi (yani onlara göre çok-partili dizge), insan haklarıdır. Bunun da şampiyonu batılılardır. Batılılar ne yaparlarsa iyidir, doğrudur, güzeldir. Demokratiktir ve insan hakları için yapılmıştır. 2. Cumhuriyetçilere göre emperyalizm geçmişte kalmıştır. Bugün böyle bir şey kesinlikle yoktur. O sözcük asla kullanılmamalıdır.
Peki, Irak'ta ne oluyor diye sorduğumuzda, eskiden (Batılılar gibi) Saddam'ın şeytan kadar kötü olduğunu söylerler, onun elindeki kitle imha silahlarının yok edilmesinin insanlığın iyiliği için gerekli olduğunu söylerlerdi. Saldırının tam arifesinde (yine Batılılar gibi) demokrasi götürmek için saldırıldığını öne sürmeye başladılar (çünkü kitle imha silahları uydurulmuş bir masaldan ibaretti). Yüz binlerce Iraklı öldürüldükten sonra (uygarlığın doğuşunu belgeleyen müzeler de bu arada talan edildi) ve işleri yüzlerine gözlerine bulaştırdıktan sonra, Bush gibi ezberleri bozuldu, şimdi "istikrar" falan gibi şeyler geveliyorlar galiba. Ama emperyalizm demeye yanaşmıyorlar hala.

Türkiye konusunda da AB olsun, ABD olsun bize karşı yaklaşımlarının hep iyiliğimiz için olduğunu düşünüyorlar. Güneydoğu'daki belediyelerle ilişkiler, Alevi ve Kürtlerin azınlık olduğu ısrarları... Batılılar 1915'te soykırım işlendiğini söylediklerinde ve bunu dogma haline getirdiklerini görünce, bunu da kabul ediyorlar. Avrupa Parlamentosunun Ermeni, Süryani, Pontus soykırımları konusunda karar almasını, "canım, bağlayıcı değil" diye geçiştiriyorlar.

Batı "ver" deyince 'doğal' tepkileri "ver, kurtul" oluyor. Yeni bir Sevr konusundaki kaygıları "Sevr paranoyası" diye niteliyorlar. Avrupa Komisyonu ve Tarih Vakfı'nın Gökçen ve Faruk Alpkaya'ya 'model tarih ders kitabı' olarak yazdırdığı 334 sayfalık 20. Yüzyıl Dünya ve Türkiye Tarihi kitabında Sevr tek bir cümleyle geçiştiriliyor. Oysa Sevr anlaşılmadan ne Kurtuluş Savaşı, ne Lozan, ne de Atatürk Devrimi anlaşılabilir. Sevr, uygulamaya sokulamamış da olsa, Batı emperyalizminin Türkiye'ye karşı nihai niyetlerinin yazılı ve resmi belgesiydi, belgesidir. O bakımdan can alıcı bir önemi vardır. Çuval geçirme olayını da 'iyiliğimiz için yapıldı' havasında yorumladıklarını gördük.

Türkiye'nin kendi dinamikleriyle asla yükselemeyeceğine inandıklarından, adam olmamız için tek yolun Batılılar tarafından 'adam edilmemiz' olduğunu düşünürler. Bunun demokrasiyle nasıl bağdaştığını pek düşünmeden.

Voltaire'nin Candide adlı romanında Pangloss diye bir karakter vardır. "Her şeyde bir hayır vardır." diye düşünür. Her türlü kötülükte bir hayır görür. Tarihin büyük depremlerinden Lizbon depreminde on binlerce kişinin ölmesi karşısında da aynı felsefeyi uygulamaya kalkışır. 2. Cumhuriyetçilerin Irak gibi bir felaket karşısında işin içindeki emperyalizm olgusunu görmeyi reddetmeleri, ABD'yi 'idare' etmeye kalkışmaları biraz bu Pangloss'un şaşmaz iyimserliğini andırıyor.

Evet, 2. Cumhuriyetçilerin dogmatik dünyası bu. Dogma demek, tartışmayı reddetmek demek. Orta çağ skolastik felsefesinin en önemli özelliğiydi. Şeriatçıların aslında bir orta çağ hukuk dizgesi olan Şeriatı dinle bir tuttukları ve tartışmayı reddettikleri biliniyor. Belki de biraz da bu benzerlik nedeniyle Şeriatçılarla araları çok iyidir.
İslamcı gazetelerde, dergilerde yazarlığı kolayca kabul ediyorlar.

Şu noktayı da belirtmek gerek. Dogmatik düşünce 2. Cumhuriyetçilerin bir özelliği. 'Karşı cephede', örneğin Atatürkçülerde, böyle bir özellik pek yok. Yani sandıktan ne çıkarsa mutlaka kötüdür diye bir ısrarları yok. Çünkü örneğin Batıda dizgenin çok kez iyi işleyebildiğini biliyorlar. Asker ne yaparsa iyidir diye bir tavırları da yok. Türkiye mutlaka İran olacak da demiyorlar. Batılıların bazen çok güzel işler de yapabildiklerinin pekala farkındalar.

Fakat gelin görün ki, 2. Cumhuriyetçilerin Türkiye İran olmaz dogması şu sıralarda büyük bir sarsıntı geçirmektedir. Çünkü 2. Cumhuriyetçilerin çok itibar ettikleri, Said-i Nursi'yi öven bir kitabın yazarı olan Prof. Şerif Mardin Türkiye'nin 'İran olabileceğini' söyledi. 20 Mayıs ve 10 Haziran 2007'de Ruşen Çakır'ın onunla yaptığı ve Vatan'da çıkan mülakatlarda Mardin "mahalle baskısı" dediği bir olayın, içinde "çok muhterem" kişilerin bulunduğu AKP'yi de aşarak ülkemizi Şeriat diktatörlüğüne dönüştürebileceğini söyledi. Bence sözü edilen olayı biz Sivas'ta Madımak faciasında yaşadık. Aziz Nesin aleyhinde gösterileri tezgahlayanlar sanırım onun ya da arkadaşlarının yakılmasını istemiyorlardı (umarım). Ama otelin önündeki kalabalık saatlerce kuşatmadan sonra ve polis, jandarma, ordu birliklerinin varlığına karşın bu işi yaptı. Tabii gösterileri örgütleyenler insanların yakılmasını amaçlamamış olsalar da, bu sonuçtan çok da hoşnutsuz kalmamış olabilirler. (AKP şu anda bir Şeriat diktatörlüğünü amaçlıyor olmayabilir, ama bunun gerçekleşmesi halinde pek çoğunun çok da şikayetçi olacaklarından emin değilim.) Mardin "mahalle baskısı" olayını biraz anlaşılmaz, muğlak bir şey diye sunuyorsa da, Madımak olayında, bir çok film, roman ve öyküye konu olmuş olan "mahallenin namusu" durumlarında bunun apaçık somutlaştığını sanıyorum.

Hürriyet'in 18 Eylül sayısında Ertuğrul Özkök de, Mardin'in Ayşe Arman'la bir görüşmesinde, bu sefer kadınların durumuna ilişkin olarak korkular dile getirmesini ele alıyor, bu korkulara katıldığını yazıyordu. Hocam Mardin ve arkadaşım Ertuğrul'un bu uyanışı karşısında seviniyorum, kendilerine "günaydın" diyorum.

Bakalım "Türkiye İran olmaz" dogmasının sarsılması 2. Cumhuriyetçileri nasıl etkileyecek? Ayrıca, öbür dogmalar bu sarsıntıdan nasıl etkilenecek? Göreceğiz.
Ve… Birgün herkes ɑnlɑr, sevdiğinin kıymetini… Amɑ gidince, Amɑ bitince, Amɑ ölünce… Kısɑcɑ; İş işten geçince!

çelik kapı çeyiz

Cevapla

Sosyal Medya'da Paylaş

     

“TARTIŞMA MEYDANI” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 8 misafir