Osmanlı Devleti Yönetiminde Musul

Cevapla
     
Kullanıcı avatarı
moments
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
Mesajlar: 5033
Kayıt: 14 Ağu 2008, 18:14
Konum: Almanya
İletişim:

Osmanlı Devleti Yönetiminde Musul

Mesaj gönderen moments » 24 Şub 2010, 14:00

Osmanlı Devleti Yönetiminde Musul
Bağdad ümerasından Bekir Subaşının halkı tahrik ederek isyan çıkartması ve Bağdad Vâlisi Yusuf Paşayı idam ettirmesi üzerine, Subaşı'ya gereken cezayı vermek için Diyarbakır Vâlisi Hâfız Ahmet Paşa maiyyetindeki Kerkük Beylerbeyisi Bostan Paşa Bağdad üzerine gönderildi. Subaşı Osmanlı ordusunun geldiğini haber alınca Şah Abbas'a Bağdat'ı kendisine teslim edip adına hutbe okutarak, para bastıracağını bildirmiş, bu sırada Bağdad'a gelen Hâfız Ahmed Paşagördüğü şiddetli mukavemet karşısında şehir dışına çekilmek zorunda kalmıştı. Diğer taraftan Bağdad'ın Şah Abbas'a teslim edilmemesi şartıyla Bekir Subaşı'ya Bağdad vilâyeti idaresinin verilmesinin garanti ve vaat edilmesi ve bu yönde irâde çıkmasından dolayı Subaşı, teklifi ve emri uygun bulmuş ve böylece bölgedeki durumun düzelmesi üzerine Hâfız Ahmed PaşaDiyarbekir'e geri çekilmişdi. Bekir Subaşı'nın Bağdad vâliliğini kabul etmesi ve bölgeden Hâfız Ahmed Paşa'nın çekilmesi Şah Abbas'ı harekete geçirmişti. Şah Abbas, Bekir Subaşı'dan Bağdad'ın teslimini istemiş ise de bu teklifin kabul edilmemesi üzerine Bağdad'ı muhasara altına aldı.

Ahâlînin açlık, susuzluk ve hastalık sebebiyle direnecek gücü kalmadığından şehir, Şah Abbas'a teslim edildi. Şah Abbas, Bağdad'a girer girmez Bekir Subaşı ve kardeşlerini, Bağdad kadısını ve ahâlîden 4.000 kişiyi katlederek Kerkük üzerine de asker sevketti. Bu arada elinde fazla kuvvet bulunmayan Bostan Paşada Diyarbekir'e çekildi. Kerkük kalesi de muhkem vaziyette olmadığından Şah Abbas'a bağlı kuvvetler tarafından kolayca zabtedildi. Şah Abbas Kerkük'ü de ele geçirdikten sonra Musul'a yöneldi ve çok kısa sürede burayı da ele geçirerek Musul vâliliğini Çerkes Hüseyin Paşa'nın elinden alarak komutanlarından Kasım Han'a verdi. Köprü cihetindeki muharebede Karaman Vâlisi Vezir Hasan Paşa maiyyetindeki Osmanlı ordusunun İran kuvvetlerini mağlup etmesi üzerine Kerkük şehri Bostan Paşa tarafından tekrar geri alınmış, aynı sene içinde de Hâfız Paşa'nın Bağdad'ı geri almak için giriştiği teşebbüs başarısız kalmıştı. Bu arada Kerkük üzerine yeni bir İran saldırısı daha olmuş ve Vezir Hasan Paşa şehit olmuştu. 1629'da İran seferine memur Serdar-ı Ekrem Hüsrev Paşa, Zap nehrini geçerken suyun coşkun olması sebebiyle bir çok asker ve mühimmat yüklü hayvanın boğulmalarına aldırmayarak sefere devam edip, Gülanber kalesini yeniden inşa ettirerek Şehr-i Zor üzerine yöneldi.

Buradaki İran kuvvetleri daha önceden çekilmiş oldukları için Şehr-i Zor kolayca ele geçirildi ve Arnavudoğlu Mustafa Paşa'ya verildi.1733 tarihinde Hüsrev Paşanın Bağdad'tan Musul'a dönüşü esnasında İran kuvvetleri Gülanber kalesine karşı hücuma geçtiler ve Arnavudoğlu Mustafa Paşa topları Kerkük'e gönderip kendisi de arkadan gelmekte iken Serçınar'da İran kuvvetleriyle yapılan savaşta şehit düştü. Bu olaydan sonra Şehr-i Zor tekrar Safevîlerin eline geçti ve Hüsrev Paşa da Musul'a geri çekilmek zorunda kaldı. Hüsrev Paşa burada bulunduğu süre içinde Musul kalesini tahkim ettirip şehri sur içine aldırttı. 1638'de Bağdad seferine çıkan Sultan IV. Murad, İmâdiye'ye gelişinde İmâdiye Hâkimi Kubad Beytarafından törenle karşılandı. Kubad Bey'in bu hareketi Sultan Murad'ı oldukça memnun ettiğinden İmâdiye'yi hayat boyu Kubat Bey'e ihsan etti. Maberzab, Şemamek, Dirdavud, İncesu, Altınköprü, Göktepe menzillerinden Kerkük'e gelen Murad Han, eyaletin idaresini Kayış Mehmed Paşa'ya verdiyse de çok geçmeden halkın şikâyetde bulunması üzerine paşayı görevden aldı.

Şah Abbas Sultan Murad'ın geldiğini haber alır almaz Bağdad kalesini tahkim ve takviye etti. IV. Murad, Bağdad yakınlarında Samra kazasında karargâh kurup şehrin bütün giriş-çıkışlarını kontrol altına aldı ve Bağdad'ı kırk gün kuşatma altında tuttu. Bu sırada açtırdığı lağımlar vasıtasıyla kalenin bir kısmını yıktırarak şehre giriş için yol açtırmayı başardı ve neticede Bağdad'ı teslim aldı. Böylece Şah Abbas tehlikesi uzaklaştırılarak bölge tekrar Osmanlı hâkimiyetine geçti ve 1639'dan beri bugünkü şeklini koruyan Türk-İran sınırının tesbit edildiği Kasr-ı Şirin Antlaşması imzalandı.Musul bölgesinden muhtelif bölgelere sıkça göçhadisesi olduğu görülmektedir. İran tecavüzlerinin yanında zaman zaman meydana gelen depremler ve kuraklıklar yüzünden ortaya çıkan kıtlık sebebiyle de halk başka bölgelere göçmek zorunda kalmıştır. Meselâ 1667 senesinde Musul'da meydana gelen şiddetli bir deprem çok büyük zararlara neden olmuştur.Yine 1711 senesinde kıtlık yaşanmış ve ekili alanlar çekirge istilâsına uğramıştır. Devlet zaman zaman yaşanan bu gibi kıtlıklar karşısında tedbirini almakta gecikmemiş, halkın zahiregibi zaruri ihtiyaçları başka vilâyetlerden karşılanmış ve ahâlînin uğradığı zarar mümkün olduğu kadar telafi edilmiştir. Musul'un idaresi yerli ailelerinden ve eşraftan Abdülcelil ailesine mensup vâlilere verilmeye başlanmış ve ilk olarak Abdülcelilzâde İsmail Paşa vali olarak tayin olunmuştur. Bu vali Musul'da bir çok ıslâhata teşebbüs etmiş ve bunları gerçekleştirmeye muvaffak olmuştur.

Şah Tahmasb, ansızın Osmanlı topraklarına saldırarak veziri Nergis Han'ı Musul'u ele geçirmek için gönderdi. Hüseyin Paşa, Nergis Han'a karşı şiddetle direnerek İranlıları ağır bir yenilgiye uğrattı. Diğer taraftan Kerkük ve Erbil üzerine ayrıca sevkolunan İran kuvvetleri de Musul'da uğradıkları hezimete benzer şekilde mağlup olarak geri çekilmek zorunda kalmışlardı. İran kuvvetlerinin Osmanlı topraklarına girmesini savaş sebebi sayan Osmanlı Devleti hemen harekete geçti ve Moralı Topal Osman Paşa 170.000 askerle yola çıkarıldı. Şehr-i Zor Mutasarrıfı Mirmiran Ali Paşa, Köy sancak Mutasarrıfı Babanlu Ahmed Paşa, Savicbulak Mutasarrıfı Rızâ Paşada ordu-yu hümâyuna iştirak etmişlerdi. 1734'te Bağdad'a varan Ser'asker Topal Osman Paşa burada İranlıları ağır bir yenilgiye uğrattı. Fakat Bağdad Vâlisi Ahmed Paşa'nın zahire yokluğunu bahane ederek geri dönmesi üzerine, aniden hücuma kalkan Nadir Şah kuvvetleriyle Kerkük civarında yapılan muhaberede şehit düştü.

Nadir Şah, büyük bir kuvvetle Irak sınırını aşarak Kerkükve Erbil'e karşı taarruza geçti. Gücünün yettiği ölçüde bu taarruza karşı direnen Kerkük halkı, yapılan kanlı çarpışmalar sonunda büyük zararlar meydana gelmesi yüzünden, ırz, namus ve canlarının teminât altında olduğuna dair söz aldıktan sonra Nadir Şah'a teslim olmak zorunda kalmışlardı. Fakat İranlıların verdikleri sözde durmayıp şehri yağmalamaya başlamaları üzerine galeyana gelen ahâlî ellerine geçirdikleri taş ve sopalarla İran askerinin üzerine saldırıp onları şehir dışına atmaya muvaffak oldular. Diğer yandan Nadir Şah Musul'a yakın bir mevkide karargâh kurup, şehrin etrafında 12 tabyaile bir takım metrisler yaptırmış ve Musul müftüsüne bir mektup göndererek boşuna kan dökülmeden Musul'un teslimini istemişti. Vali Hüseyin Paşa'nın halkı Kızıl Câmi'ye toplayarak durumu anlatmasına rağmen, halkın şehri müdafaa kararı aldığı görülmüş, bunun üzerine Hüseyin Paşa, Musul surlarını tamir ettirmiş ve şehrin etrafında hendekler kazdırmıştı. Nadir Şah'ın top ateşi ile hücuma geçtiği taaruz altı gün sürdü.

Fakat Musul halkının şiddetli direnişi karşısında netice alamayacağını anlayan Nadir Şah geri çekilmek zorunda kaldı. Diğer taraftan Musul vâlisi ve cebhe seraskeri olan Hasan Paşaaşiretve oymak beylerini yanına alarak önce Bana Hâkimi Salih Han'ı mağlup, Bana'yı da tahrip etmişti. Hasan Paşa'nın daha sonra Sine Hâkimi Hüsrev Han kumandasındaki İran ordusuna karşı sevkettiği Carhçı Mehmed Paşa da parlak bir zafer kazanmıştı (1777). 1771 senesinde Musul şehrinde büyük bir karışıklık ortaya çıktı. Musul Vâlisi Abdülfettah Paşa'nın Trablus vilâyetine gitmesi üzerine yerine vekil tayin olunan amcası Ahmed Ağa'ya karşı bazı aşiret reislerinin isyana teşebbüs etmeleri Musul halkını iki fırkaya ayırdı. Halkın bir kısmı Ahmet Ağayı, bir kısmı ise aşiret reislerini desteklediler. Bu iki fırka arasında meydana gelen çatışmalar esnasında çok sayıda kadın ve çocuk katledildi. Daha sonra vali tayin olunan Abdülcelil zâdelerden Mehmed Emin Paşazâde Süleyman Paşa memleketin içinde bulunduğu halin ıslâhına gayret sarf etmiş ve iyi sonuçlar almıştı.1809 yılında Vali Ahmed Paşaile ahâlî arasında bazı şahısların gayretleri ile ortaya çıkan ihtilaf neticede şiddete dönüştü ve Ahmed Paşa ahâlî tarafından katledildi.

Hadisenin İstanbul'da duyulmasından hemen sonra harekete geçildi ve Abdülcelilzâdelerden Mahmud Paşa'ya Musul vâliliği verilerek olay kısa sürede bastırıldı. 1834 yılında Musul Vâliliğine getirilen İnce Bayraktarzâde Mehmed Paşa ilk olarak, İmâdiye mutasarrıflığı görevinde bulunup, devlete karşı istiklâl dâvasına kalkışan Kürdî İsmail PaşayıMusul ahâlîsinden topladığı askerler ile mağlup etti. Diğer yandan Revanduz'da devletten ayrı hareket eden Revanduz beyini ve bölgede zaman zaman isyana kalkışan aşiretleri ıslâh için görevlendirilen Reşîd Paşa, Bağdad Vâlisi Ali Paşave Musul Vâlisi Mehmed Paşaile birlikte Revanduz'a gidip isyancı beyi tutuklayarak Bağdad'a götürmüştü. Osmanlı Devleti'ne itaat etmek istemeyen Şammâr aşireti ve Sincar'da bulunan Yezidîleri tekrar itaat altına almak için fitne çıkaranların tesbit edilip cezalandırılmaları gerekiyordu. Besiredenilen mevkide Şammâr aşireti şeyhleri ele geçirilerek mal ve eşyalarına el konulup Musul'a gönderildiler. Daha sonra Mardin muhasara altına alındı ve isyancılar altı haftalık direnişten sonra teslim olmak zorunda kaldılar.
Ve… Birgün herkes ɑnlɑr, sevdiğinin kıymetini… Amɑ gidince, Amɑ bitince, Amɑ ölünce… Kısɑcɑ; İş işten geçince!

çelik kapı çeyiz

Cevapla

Sosyal Medya'da Paylaş

     

“Türk Dünyası” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir